Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“Anlamakta Zorlandığımız Bir Dönemden Geçiyoruz”

Ülkemizde yaşadığımız, tanık olduğumuz, okuduğumuz, izlediğimiz bazı olayları anlamakta zorlandığımız bir dönemden geçiyoruz. Hukukçu değiliz ama son yıllardaki bazı olaylarda yasaların kimin/kimlerin işine yaradığını, hukuk sistemimizin birilerini mağdur ederken birilerini adeta koruyup kolladığını görüyoruz, (ya da böyle algılıyoruz), yargıya güvenimiz sarsılıyor. Siyasetçiler halkımızın huzuruna çıktıkları ilke ve ideoloji ile ilgisi olmayan yollarda yürüyor, siyasete güvenimiz sarsılıyor. Devlet adamlarımız bir gün önce söylediğini ertesi gün inkâr ediyor, tam aksini söylüyor/yapıyor, devletimize güvenimiz sarsılıyor… Bu tablo içinde neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamak için çok sağlam ahlak ve çok sağlam adalet duygusuna, çok sağlam insani, çok sağlam etik, çok sağlam dini ve milli ilkesel değerlere sahip olmamız gerektiğine inanıyorum.

2016 yılında iki Türk askeri Suriye’de IŞİD tarafından diri diri yakılarak vahşice katledilmesi görüntüleri sosyal medyada yayımlandı. Bu olayın üzerinden dört yıl geçtikten sonra, Haziran 2020’de, kendisine “IŞİD Kadısı” diyen Suriyeli, radikal İslamcı bir meczup yakalandı. Bütün deliller, tanık ifadeleri, kendi ikrarı aleyhine olmasına rağmen “adli kontrol şartıyla, tutuksuz yargılanmak üzere” serbest bırakıldı. Bu meczup ülkemizde kendisini o kadar güvende hissediyor ki; eşi ve çocuklarıyla Gaziantep’e yerleşti ve kuş ticareti yapıyor.

Buna karşılık Dünya Uygur Kurultayı Başkanı; daha önce hakkında verilen ülkeye giriş yasağının kaldırılmasına rağmen “kamu düzenini bozacak hal ve hareketlerde bulunacağı” gerekçesiyle ülkemize kabul edilmedi. Bu durumda; askerlerimizin yakılarak katledilmesi kararını veren IŞİD üyesi bir meczubun kamu düzenimizi bozacağından, daha başka neler yapabileceğinden endişe edilmiyor ama bir Uygur Türkü ülkemize girerse kamu düzenimiz bozulacak öyle mi?

Sadece bu da değil… Kuşçu meczup ülkemizde elini kolunu sallayarak güven içinde dolaşırken; Montrö Boğazlar Sözleşmesinin ihlal edilmemesi gerektiğini söyleyen amiraller “darbeyi çağrıştırdığı” gerekçesiyle sabaha karşı gözaltına alındı günlerce ifadeleri alınmadan nezarethanede tutuldu, çeyrek asır önce laiklik karşıtı oluşumlara dikkat çeken 80 yaşını aşmış generaller müebbet hapse mahkum edildi. Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk… gibi kumpaslarla yüzlerce general, subay, astsubay, akademisyen yıllarca hapislerde yatırıldı. Bazıları hapishanelerde hayatını kaybetti. Bu durumda amirallerimiz, generallerimiz, subay-astsubaylarımız, akademisyenlerimiz bu IŞİD Kadısından daha tehlikeli öyle mi?

Hukukçular daha iyi değerlendirecektir ama bütün bunlar; ceza ve infaz yasalarında, yargılama usul yasalarında ve HSK ile ilgili yasal mevzuatta yapılan değişikliklerden sonra gerçekleşti. Hukuk sistemimiz artık öyle bir noktaya geldi ki; katiller, teröristler, çocuk tacizcileri, tecavüzcüler, hırsızlar… günler, hatta saatler içinde serbest kalırken, hatta bazıları hakkında yasal işlem bile yapılmazken; milli değerlerimizi, Atatürk İlke ve Devrimlerini ve Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa gibi Türklüğü savunanlar yaptırımlarla karşı karşıya bırakıldı.

Bu durumda son yıllarda yasalarda yapılan değişikliklerin birilerini korumak, birilerinin de önünü kesmek için yapıldığı, bu düzenlemelerden bütün yandaşlar ve hatta adi suçlular bile yararlanırken, yandaş olmayanların, muhalefet edenlerin, yanlışların üzerine gidenlerin mesnetsiz iddialarla, kumpaslarla, düzmece delillerle mağdur ve mahkûm edildiği bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu düşünmekten kendimi alamıyorum. Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa’ya yapılan muamelenin de Türk Milletinde farkındalık yaratacağı korkusuyla ve dış baskılarla hayata geçirildiği fikrine katılıyorum.

Ben bu tabloda; inanç ve milli değerlerimiz kullanılarak yapılan siyasetin payı ve sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Samimi dini inancı olanlar adalet konusunda çok hassas olmalı, gerçek ülkücüler Dünya Uygur Kurultayı Başkanı’na yapılan bu muameleyi mazur görmemeli, sessiz kalmamalıdırlar. Oysa görüyoruz ki; bütün bu değerler, siyasi çıkarlar uğruna örselenmekte, toplumdaki etkisi zayıflatılmaktadır. Milletimiz duyduğuna değil, gördüklerine ve yaşadıklarına inanmaya başladığında, sorguladığında, söyleme değil eyleme baktığında, söylemle eylem arasındaki çelişkiyi gördüğünde bütün gerçeklerin farkına varacak, temel ilke ve değerlerimizin kıymetini anlayacak ve bu durumun da üstesinden gelecektir.