Muhalefette “Laiklik” çatlağı!..

Gözlem, uzmanlara sordu; “İktidarın Diyanet İşleri Başkanlığı kanalı ile” yoğun şekilde gündeme soktuğu, “laikliği ‘fiilen’ seçim malzemesi yapma” hamlesine karşı, CHP’nin elinden “varoluşunun ve tabanının zorunlu kıldığı ‘Laikliği sonuna kadar savunma’ hak ve görevini elinden almak” anlamına gelen “bu çatlak” giderilebilir mi?
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“Erken seçim olacak mı, olmayacak mı” tartışmaları, siyaset gündeminin başına “Cumhur ve Millet İttifakları’nın seçimlere gidilirken, ‘yeni ortaklar alıp almayacakları’ tahmin ve sorularını” da ekliyor.

Ankara kulislerinde, “barajın yüzde 7’ye inmesi ile MHP’nin tek başına sandığa gidebileceği” konuşulurken, “AKP’den çıkan, Deva ve Gelecek partilerinin ne yapacaklarına dair” tahminler de gündemde.

Cumhur İttifakı’nın Saadet Partisi’ni Millet İttifak’ından ayırma ve Cumhur İttifakı’na katma hamlesine de “Oğuzhan Asiltürk’ün “Covid – 19 virüsüne yakalanması ve hastaneye yatması” ile ara verildi.

CHP’den koparak, Memleket Partisi’ni kuran Muharrem İnce de “Cumhurbaşkanlığına aday olacağını” söyleyerek, seçim gündemine girdi.

Bu süreçte, “sandıkta, hem Cumhurbaşkanlığı seçiminde, hem milletvekili genel seçimlerinde dengeleri değiştirebilecek olan” Deva ve Gelecek partilerinin “ne yapacakları, tek başlarına mı, ittifaklardan biriyle ortaklaşa mı sandığa gidecekleri üzerine” sorgulamalar da devam ediyor.

TV ekranlarında, gazete sayfalarında her alan “bu konudaki haber ve yorumlar”, her iki partinin de “şimdiden herhangi bir ittifaka angaje olmayacağını” ortaya koyuyor. “Hele bir seçim gelsin, o zaman bakarız” sözleri iki partinin yetkililerinin ağzından düşmüyor.

İttifak angajmanı olmadan, “acaba Deva ve Gelecek Partileri, AKP iktidarına ve Erdoğan’a karşı ‘Muhalefet cephesinde yer alacaklar mı’ sorusuna” da cevap aranıyor.

İki parti, bugünkü süreçte “İktidara ve Erdoğan’a karşı görünüyorlar” ama Millet İttifakı’na yakınlar mı?

Halk TV / Tele 1 gibi “muhalefet” kanallarındaki oturumlara katılan “her iki partinin yetkili yöneticileri”, iktidarı sert şekilde eleştirirlerken, Millet İttifakı’na “beklenen ve istenen yakınlığı” göstermiyorlar.

İktidar’ın “seçim kozlarının başında gelen ‘dinsel hamleler’ ve bu hamleler için sahneye çıkarılan Diyanet İşleri Başkanı’nın atakları” sebebiyle, ülke gündemine giren “Anayasal ‘laik devlet’ konusu”, Muhalefet Cephesi’nde tam bir “çatlak” yarattı.

Deva ve Gelecek Partileri’nin genel başkan yardımcıları ekranlarda “Laiklik tartışmaları gündemden çıkarılmalı, zamanı mı? Ekonomi başta ülkenin ve halkın büyük sorunları var, onlar konuşulmuyor, AKP’nin işine yarayan bu konu gündemde tutuluyor” diyerek, CHP’yi ve onu destekleyen medyayı eleştiriyorlar.

Anayasadaki “Değiştirilemez, değiştirilmesi bile önerilemez” olan “Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” hükmünü, hem de “Diyanet Başkanlığı aracılığı ile büyük ölçüde yaralayan” gelişmeler olurken, CHP gibi “kuruluş gerekçelerinin başında ‘laik devlet’in olduğu” bir partinin, “bu konuyu gündemden çıkarması” mümkün mü?

Çıkarırsa, “laik devletten yana olan milyonlar, Atatürkçüler, CHP’ye oy veren vatandaşlar ve nihayet CHP tabanı ve teşkilatları ne der, ne yapar?

GÖZLEM, uzmanlara “Muhalefetteki bu büyük çatlağı” sordu, işte görüşleri…

 *********

“İNANÇ SÖMÜRÜSÜNDEN BU ÜLKENİN ÇEKMEDİĞİ KALMADI”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Türkiye için cumhuriyetin yaşamsal bir ilkesi olan laiklik konusunda özen gösterilmesi gerekirken başta iktidar olmak üzere kimi siyasi partiler ile siyasetçilerin inançtan ödün vermeyi kapsayan durumları beni üzüntüye düşürmektedir. Bir yurttaş olarak laikliğin Türkiye Cumhuriyetinin geleceği, ulusun bölünmez bütünlüğü ve ülkemizin aydınlığı için çok önemli olduğunu biliyorum. Ve inanç sömürüsünü genişleterek yapılan çirkin davranışların cumhuriyetimize ve ulusumuza ne kadar zarar verici olduğunu da tarihsel acı örnekleriyle biliyorum. Bu bakımdan laikliği korumak Türkiye vatandaşının bir vicdan borcu olduğu gibi Atatürk’e bağlılığın da özel göstergesidir. Anayasamızın ilgili maddeleri gereğince başlangıç bölümünde olan laikliği kaldırmak ve değiştirmek olanaksız olduğu gibi insanlarımızın yüreklerinden de bu Atatürk emanetini silmenin imkânı yoktur. Yapılan konuşmaların çoğu sömürü ile ilgilidir. Çoğu da halkımızın inançlarını kötüye kullanarak kendilerine yer açma ya da yerlerini genişletme amaçlıdır. Bu bakımdan laiklik karşıtı hareketlerin, konuşmaların ve yazıların çoğunun Türkiye Cumhuriyetinin kötülüğü içinden çıkış olduğu inancındayım. Hepsini kınıyorum. Laikliğe bağlı olanları içtenlikle kutluyorum. Bazı partiler, kendilerine yakın buldukları yurttaşları okşamak için bu kötü yola giriyorlar. Laiklik bizim için yaşamsal bir ilkedir. İnanç sömürüsünden bu ülkenin çekmediği kalmamıştır. Bu kötülükleri önlemek için ve ufkumuzu hep güneşli tutmak için laikliğe bir insan, bir yurttaş, Atatürk sevdalıları olarak sahip çıkmak zorunda olduğumuzu yineliyorum.

******

“LAİKLİK İLE BAĞDAŞMAYAN AÇIKLAMALARDAN VAZGEÇİLMELİDİR”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)-Laiklik Türkiye Cumhuriyeti’nin değişmez niteliklerindendir. Devletin temeli niteliğindedir. Diyanet İşleri Başkanlığının da Anayasa’nın 136. Maddesine göre laiklik ilkesi doğrultusunda çalışması gerekir. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yaptığı bazı çıkışlar sanki devletin şeriatla idare edilmesi gerektiği yönündeki açıklamalar niteliğindedir. Laiklik Türkiye’de insanları din, inanç farkı gözetmeksizin eşit olarak gören bir anlayıştır. Laiklik devlet düzeninin din kurallarına değil, şeriata göre değil yetkili organların koyduğu, gerektiğinde halkın onayı ile geçen kurallarla yönetilmesi demektir. Bunun değiştirilmesi söz konusu olamaz. Diyanet İşleri Başkanı kendi görevini kötüye kullanmaktadır. Bu anlayışta bir Diyanet İşleri Başkanının o görevde tutulması yadırganacak bir tutumdur. Bu açıklamaları yapan bir insanın böyle bir görevde bir dakika bile tutulmaması gerekir. Ama bugünkü idare buna sahip çıkıyor. Hatta belki de arkasında bugünkü yönetim var. Adli yılın açılış töreninde de konuşturulması, orada söylediği sözler, daha sonraki açıklamaları… Din sadece bir inanç işidir ve Allah ile kul arasındadır. Bunun dışında din kurallarının devlet işlerinde uygulanması laiklik ilkesi ile bağdaşmayan bir tutumdur. CHP’nin dayandığı 6 oktan biri, laiklik ilkesidir. Atatürk’ün koyduğu ve Türk toplumunu farklı inançlardan insanlarla bir arada tutan sosyal barışı sağlayan bir ilkedir. Buna iktidar partisinden bir ses çıkmıyor. İktidar partisi dini siyasete alet eden bir anlayıştadır. Anayasaya aykırı olan ve Türkiye Cumhuriyetinin temel direklerinden biri olan laiklik ilkesi ile bağdaşmayan açıklamalardan vazgeçilmesi gerekir.

********

VAY DİNİ KULLANANLARA OY VERENLERİN HALİNE”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı)-AK Parti’nin kuruluşunda laiklik ile ilgili bölümü ortaklaşa yazdık ama o konuda çeşitli görüşler de vardı. En son olarak Eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın da görüşlerini alarak neticelendirdik. Ve bu konunun AK Parti içinde herkesi bağladığını biliyoruz. Dinin siyasete alet edilmesi fevkalade yanlış. Dinin buna ihtiyacı yok. Din kullanılamaz. Din kişilerin kendi siyasi çıkarları için, kendi ikballeri için kullanılamaz. Din kullanılacak bir meta değil. Tüm dünyada din sınıfı icat edilmiştir. Rahipler olsun, hahamlar olsun, imamlar olsun birçoğunun kendi çıkarları doğrultusunda dini kullandığını görüyoruz. Bütün dünyada bu var. Türkiye’de birliğin, beraberliğin teminatı mevcut olan kurallara uymaktır. Herkesin dini görüşü kendine aittir. Ülkeyi yönetenlerin, kurumsallaştıranların dini bu şekilde kullanmaları kabul edilebilecek bir hadise değildir. “Halk bunu yanlış anlar, şöyle anlar, böyle anlar” diye bir düşünceye gerek yok. Halka doğruları söylemek lazım. Dini ve bizi yaratanın bunlara ihtiyacı yok. Bizim bunlara ihtiyacımız var. Herkes yaptığının karşılığını görür, dini kullananlar, bu şekilde iktidarını sürdürenler bilsinler ki dine tuzak kuramazlar. Hakka, adalete, evrensel değerlere tuzak kuramazlar. Tuzak kuranlar tuzağa düşer. Bu tuzak da yaptıklarının yanlış olduğunun görülmesidir. Bu konuda son zamanlarda yaşananları, Diyanet İşlerinin bütçedeki yerini dikkate aldığımızda çok büyük bir sınıf meydana geldi. Bu sınıfı yaratmaya kimsenin hakkı, haddi yok. Siyaseti kışlaya, eğitim kurumlarına, dine sokmayın. Bunların buna ihtiyacı yok. Bu bir aldatmaca, tuzaktır. Seçmenin iradesine müdahaledir. Seçmene tuzaktır, seçmene hoş görünmektir. Vay o şekilde dini kullananların haline, vay o şekilde dini kullananlara oy verenlerin haline…

Deva ve Gelecek Partisi, daha çok Ak Parti’nin tabanına oynuyor. Ak Parti’nin bu konulardaki hassasiyetlerini biliyor ve onlar da biraz daha hassas davranmaya çalışıyor. Bu evrensel değerlerden uzaklaşmaktır. Bunların da kendilerine çeki düzen vermelerini istiyorum. İYİ Parti daha aktif, daha çağdaş bir görünüm içerisinde. Gelecek Partisi’nde de DEVA Partisi’nde de bunlar var ama İYİ Parti’nin bu konuda CHP ile işbirliği önemli. Saadet de bu konuda son derece önemli. Onlar da dinin kullanılmasına karşılar. Özünde iktidarın dışındakiler bu kullanmaya çok etkili biçimde karşılar. En azından vatandaşa bu mesajların şimdiden verilmesi, seçim sürecinde dinin kullanılmasının engellenmesi lazım. Engelleme kanunen mümkün değil ama vicdanlara girmeyin. Vicdanlar sadece evrensel değerlere, hukuka açık olsun.

******

“İKTİDAR, DİYANET ÜZERİNDEN KUTUPLAŞTIRMAYI ARTIRMAK VE GÜNDEMİ BELİRLEMEK İSTİYOR”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar) – Öncelikle bir temel gerçeğin altını kalınca çizmek gerekiyor; laiklik, bu ülkenin ve halkın, vazgeçilemez kazanımıdır, gerçeğidir, temel direğidir. Laiklik ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri arasında anlamlı yerini almış ve anayasasına da silinmezcesine kazınmıştır.

Günümüzün toplumsal yaşamında laiklik ilkesinin ne denli önemli ve vazgeçilmez olduğu, son olarak Afganistan’da yaşanan siyasal gelişmelerle, bir kez daha anlaşılmış ve bilinçlere işlenmiştir. Halkımızın büyük çoğunluğu, bu gerçeğin ayırdındadır.

Siyasal alanda ve ekonomi cephesinde yönetme yeteneğini/gücünü her geçen gün daha da yitiren iktidarın, artık söylemi de enerjisi de tükenmiştir. Halka söyleyebileceği yeni sözü ve toplumu umutlandırabileceği çözüm projesi de kalmamıştır. Bu nedenle, iktidar, gündem oluşturma becerisini ve moral üstünlüğü muhalefete kaptırmıştır.

İşte iktidar, can havliyle, kamunun bütün olanaklarını ve gücünü seferber ederek, suni gündem oluşturmaya ve psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye çalışıyor. Bu hedefe koşut olarak, halkın ilgisini/dikkatini ekonomik ve siyasal gerçeklerden uzaklaştırarak, yapay konulara/tartışmalara çekmek istiyor. Bir başka amacı da muhalefetin ortaklaşmasını/birlikteliğini dağıtmak ve ayrıştırmaktır. Bu amaçlar için, dini öğeler ve araçlar olabildiğince kullanılıyor.

İşte son günlerde, dini figürler ve diyanet üzerinden yapılan hamleleri bu bağlamda okumak ve değerlendirmek gerekiyor. Diyanet kurumu da böylesi siyasal amaçlar için kullanılıyor. Diyanet’in siyasete alet olan tutumundan en çok rahatsızlık duyanlar ve duyması gerekenler, samimi dindar insanlardır. Bu zorlamalara ve yapay ayrışmalara, öncelikle onların tavır alması gerektiğini düşünüyoruz. İktidarın siyasal amaçlarına ve oyunlarına alet olunmamalıdır.

Başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere, muhalefet partilerinin de bu konularda uyanık olması, sağlam durması ve iktidarın oyunlarını, tuzaklarını, siyasal amaçlarını, tüm yönleriyle kamuoyuna sergileyip, bıkmadan usanmadan halka anlatmaları gerekiyor. Muhalefet, vatandaşın güncel sorunları ve somut talepleri üzerinden gündeme tüm ağırlığını koymalıdır. İktidarın gündem oyunlarına ve muhalefeti ayrıştırma/toplumu kutuplaştırma hesaplarına, girişimlerine fırsat verilmemelidir.