Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Göçmen Krallığı İngiltere

Dünyanın en çok göçmen alan ülkesi mi orası bilinmez ama Birleşik Krallık’ın adil bir hayat sürmek için insanların en çok gitmek istediği ülke olduğunu söylemek hiç de yanlış değil.

Ülkede zaman zaman nükseden “bu ülkede ırkçılık var” söylemleri bir yana, herkesin eşit imkanlara sahip olduğu, hak ve özgürlüklerin en üst düzeyde yaşandığı bir ülkeden bahsediyoruz.

Ülkedeki “göçmen” aileler, bu ailelerin ikinci, üçüncü nesilleri, ülke tarihine imza atıyorlar.

Britanya topraklarındaki yerleşik halk, başta Kraliyet Ailesi olmak üzere bu yeteneklerin yaptıklarıyla övünüyorlar ve bağırlarına basıyorlar.

Aralarında Türk kökenli isimlerin de yer aldığı bu jenerasyon, hem örnek oluyorlar hem de ilham veriyorlar.

Başka bir Avrupa ülkesinde görmediğimiz imkanların, oturmuş bir yönetimin ve köklü devlet geleneğinin gündelik yaşamdaki pozitif yansımaları işte böyle ortaya çıkıyor. Türkiye’dekinin tersine, boz-yap tahtasına dönen bir anlayışla değil, sürekli gelişme ve ilerlemeye dayalı, gerçekten eşitlik ilkesi üzerine kurulu bir sistemden bahsediyorum.

Tıpkı tenis dalında 44 yıl sonra Birleşik Krallık’a US Open Şampiyonluğu getiren Emma Raducanu gibi, bu isimler altın harflerle ülke tarihine adlarını yazdırıyorlar.

Tesadüfi değil, bütüncül bir sistemin sonuçları olarak elde edilen bu neticeler sanat, spor, kültür, siyaset, ekonomi, bilim, hangi alanda olursa olsun mutlaka liyakat esasına dayalı tıkır tıkır işliyor.

Ve, bizler bu sisteme bakarken gıpta ettiğimiz gibi, soru sormaktan da kendimizi alamıyoruz; Onlar yapıyorsa biz niye yapmayalım?
Evet, Birleşik Krallık gerek Tokyo Olimpiyatlarında gerekse yaz boyu devam eden çeşitli spor etkinliklerinde adından söz ettiriyor. Son olarak US Open Şampiyonu olan Emma, Kraliçe dahil ülkedeki hemen hemen tüm fikir önderlerinin kucakladığı bir isim oldu. Çinli ve Romanyalı ebeveynleriyle “göçmen” bir ailenin kızı olan Emma, final karşılaşmasında, Kanadalı rakibini yendi ve şampiyon oldu. Kanada’nın da “İngiliz Milletler Topluluğu”ndan geldiğini,devlet gelenek ve göreneği ile benzerlikler içeren bir yönetim anlayışında olan hatta daha ilerici bir ülke olduğunu da belirtmem gerek. Bunu neden söylüyorum? Çünkü Emma’nın rakibi de Kanada’daki bir başka göçmen aile çocuğu olan Leylah Fernandez idi.

Bu ikilinin müthiş çekişmeli maçı, Kraliçe’nin de dikkatini çekmiş olacak ki, her iki sporcuyu da tebrik eden, içeriği çok özenli hazırlanmış bir yazı yayınladı.

Londra’nın “göçmen aile çocuğu” Belediye Başkanı Sadıq Khan ise, hiç vakit kaybetmeden her iki sporcuya ama en çok Emma’ya metiyeler düzen bir mesaj yayınladı. Ülke gündemi birden Emma oldu.

Ülkede, “ırkçılık” yapıldığına dair zaman zaman duyulan çatlak seslerin, “sesini kısmak” için bundan iyi fırsat olmazdı. Onlar da öyle yaptılar.

Bu yazın başlarında, Kraliçe, “Kraliyet Nişanı” alacak isimler arasına, Kuzey Kıbrıs Türk kökenli bir ismi de ekledi. Türk toplumunda büyük memnuniyet duyulan bu gelişmeye konu olan isim Mete Çoban.

Toplumdaki dezavantajlı görünen grupların çocuklarına özgüven aşılayan faaliyetlerinden dolayı “Nişan” madalyası verilen Çoban, bu ünvanın hemen ardından Amerikan The New York Times gazetesi tarafından geliştirilen Liderlik Programına dahil edildi ve çalışmalardaki “Lider” isimler arasına adını yazdırdı.

Sözün özü, üzerindeki “göçmen çocuğu” etiketini çıkarıp, kendisini “dünya vatandaşı” olarak ortaya koyan herkes gibi, bu güzel çocuklar güzel neticeler elde ettiler.

Dini, dili, ırkı, cinsiyeti, siyasi görüşü ne olursa olsun, “kafası doğru yerde olan” bireyler, içinde bulundukları sistemin getirdiği güçten faydalanarak bu noktalara gelebiliyorlarsa, bizim de Türkiye olarak, durup düşünmemiz gerekmez mi?

Çoğumuzun kafası doğru yerde olabilir de, sistemi sorgulamamız gerekmez mi?

Boz-yap tahtası, yandaş medyası, biat ahbaplığı şeklinde karman çorman bir hale dönen sistemin, kafası doğru yerde olanlara kapı açamayacağı ortadayken, işe nereden başlamalı acaba?

Kafası doğru yerde olanlar yer mi değiştirmeli, yoksa mevcuttaki sistem en baştan mı kurulmalı?

İşte bu sorunun cevabını ben veremiyorum, verebilene de “haydi action” diyor, Birleşik Krallık’tan sevgilerimi gönderiyorum.