Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“Eylemleri Kimin Yaptığının Ötesinde Kimlerin Yaptırdığı Önemli”

Son zamanda Suriye’nin İdlib bölgesinde Türk Askerine yönelik saldırılarda maalesef üç askerimiz şehit oldu, iki askerimiz yaralandı. Bu saldırıların kim ya da kimler tarafından yapıldığıyla ilgili resmi bir açıklama yapılmadı. Açık kaynaklarda, saldırıyı El Kaide çizgisindeki Ebu Bekir Sıddık’ın Yardımcıları Seriyyesi adlı bir örgütün üslendiği bilgisi yer aldı. Bu bilgi, resmi makamlarımız tarafından doğrulanmadı ama tekzip de edilmedi. Devletimizin ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gelişmiş teknik ve yerel istihbarat olanak ve yeteneğine rağmen bu saldırıyı gerçekleştiren örgüt ile ilgili bilgilerin paylaşılmaması “istihbarat zafiyeti” ya da “bir şeylerin gizlendiği” algısı yarattı. PKK’ya yönelik operasyonlarda en küçük ayrıntı bile paylaşılırken, bu saldırıda ayrıntılı bilgi verilmemesi bu algıyı güçlendirdi.

Terör örgütlerinin silahlı eylemleri bir propaganda yöntemidir. Örgütün amacı bu tür eylemlerle adını duyurmak, tanınır hale gelmektir. Bazı durumlarda, özellikle böyle zayiat verdiren ve ses getiren bir eylemden sonra resmi makamlarca bütün ayrıntının kamuoyuyla paylaşılması örgütün propagandasına hizmet edecektir. Terörle mücadelenin askerler açısından en sıkıntılı yönlerinden birisi budur. Ayrıntılı bilgi terör örgütünün propagandasına fırsat vermekte, yetersiz bilgi de zafiyet algısı yaratmaktadır. Bu durumda dengeyi kurup korumak yetkili makamların görevidir. Terörle mücadele şova dönüştürüldüğünde ve siyasi propaganda malzemesi yapıldığında böyle tereddütlerin ve sakıncalı durumların oluşması kaçınılmazdır.

Bence bu eylemleri kimin yaptığının ötesinde kimlerin yaptırdığına, Suriye’deki koşulların değişip değişmediğine, zamanla gelişmesi muhtemel durumun Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine bakmak gerekmektedir.

Türk Askeri’nin İdlib’deki varlığı bölgedeki muhalifler için bir tür güvencedir. İdlib’e sıkışmış bütün muhalif gruplar Türkiye sayesinde Rusya ve Suriye rejim güçlerinin kapsamlı operasyonlarından kısmen de olsa korunmaktadır. Bu durum ABD’nin isteği doğrultusunda sürdürülmektedir. Buna rağmen bir yıldan fazla süredir, adı duyulmamış küçük gruplar; İdlib’de Türk askerine karşı eylemler gerçekleştirmektedir. Açık kaynaklarda, değişik radikal İslamcı grupların Mart 2020’den bu yana toplam 36 eylem gerçekleştirdiği bilgisi yer almaktadır. Bunlar gerekçelerini “Hıristiyan devletlerle iş birliği yapan Türkiye’nin bölgeden çıkarılması” olarak izah etmektedirler. Bu olaylar gelişirken Rusya da en yüksek seviyeden,“yabancı ülke askerlerinin Suriye’yi terk etmesi gerektiğini” söylemektedir.

Öyle anlaşılıyor ki; Türk Askerinin Suriye’den çıkarılması için bir cephe oluşturulmuştur. Ülkemiz bir taraftan diplomatik yolla ikna edilmeye çalışılırken diğer taraftan bu güdümlü örgütler kullanılarak baskı altına alınmak istendiği görüntüsü vardır.

Türk Askerinin bu terörist gruplarla ilgili her türlü istihbarat bilgisine sahip olduğundan ve bunlarla başa çıkacak güç ve kararlılıkta olduğundan kuşku duyulmamalıdır. Önemli olan bu örgütlerin iplerinin kimlerin elinde olduğu ve Suriye ile ilgili konularda başka nelerin gizli tutulduğudur. Örneğin; Türk ve Şam istihbaratının üçüncü bir ülkede görüşmeler yaptıkları haberi doğru mudur? Görüşülüyorsa bu görüşmelerden amaçlanan nedir? Bu süreçte Milli Savunma Bakanı ve komutanların Suriye sınırında yaptıkları inceleme ve aynı günlerde askerlerimize yapılan bu saldırılar karşılıklı mesaj niteliğinde olabilir mi? Türk Askeri’nin Suriye’den çekilmesi söz konusu mudur? Çekilirsek ABD’nin peşine takılıp girdiğimiz Suriye’de ne fayda sağlanmış olacaktır? ABD’nin desteğiyle Fırat’ın doğusuna yerleşen PKK türevleri ile ilgili neler yapılacaktır? Ülkemizi istila eden Suriyeli sığınmacılar; bir tarafta muhaliflerin, bir tarafta rejim güçlerinin olduğu bu kaosun içine gönderilebilecek midir, nasıl gönderilecektir? Özetle; bundan 10 yıl önce, ABD’nin ipiyle kuyuya inilmemesi, Suriye Yönetimi ve diğer bölge ülkeleriyle sağlam ilişkiler geliştirilerek bölgeyi güven ve istikrar içinde tutmak gerektiği konusundaki bütün uyarılara rağmen neden bu maceraya girilmiştir, ne elde edilmiştir?

Bence bedeli ne olursa olsun; siyasi kaygılar, gereksiz gurur ve kibir bir tarafa bırakılmalı, zararın neresinden dönülürse kardır diyerek bölgede huzur, güven ve istikrar sağlayacak adımlar atılmalı, siyasi ve ideolojik görüşü ne olursa olsun herkes bu adımları desteklemelidir.