Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Beyin göçü

Geçenlerde okuduğum bir makalede, Ülkemizde son yıllarda dikkati çeken bir beyin göçü furyasından bahsediliyordu. Tam da bu sıralarda Benim odaklandığım bir haber oldu!

Biliyorsunuz, NASA, Jet Propulsion Laboratuarlarında geliştirilen Perseverance’ı, 30 Temmuz 2020 tarihinde CCAFS Uzay Kompleksinden uzaya göndermişti ve tam 6,5 ay sonra Mars’a başarı ile indirmişti. Böylece şimdiye kadar Mars’la ilgili gezegenin yüzeyiyle sınırlı kalan araştırmalar artık sondajlarla yüzey derinliklerinde ve Mars’ın çekirdeği gibi detaylara kadar genişleyecek..
İşte NASA, bu konuda Dünya kamuoyunda farkındalık yaratmak amacı ile bu uzay keşif aracı için tüm Dünya vatandaşlarına açık ‘Mars’a Bilet’ kampanyası açtı ve dileyen internet adresine girerek ücretsiz sembolik biletlere sahip olabildi. Bu sayı 10 milyonu bulmuş, ama Bizi ilgilendiren nokta, en fazla bileti Türk Vatandaşlarının almış olması! Listenin bir nolu bölümünü kaplayan ülke tam 2,5 milyon kişi ile Türkiye! Bilet için başvuranlar da daha çok çocuklar. Bu noktada, SARS-CoV-2 Pandemisi nedeniyle eğitim veremediğimiz ve bir şekilde kaybedilmiş bir kuşağın temsilcisi olabilecek çocuklarımızın dijital platforma entegre olmaları, NASA’nın faaliyetlerine ilgi duymaları ve uzaya yönelik keşfetme ruhları ile evrenin sırlarının peşinde olmaları her türlü takdirin üzerinde olsa da Mars gibi yaşamın olmadığı fosil bir gezegene ilgi, sanırım Ülkemizin geleceği adına psikolog, sosyolog ve politikacıları derin araştırmalara sevk etmeli!

Tabii inşallah zamanında ülkesinden ayrılarak gelişmiş bir ülkeye giden başarılı yurttaşların ülkesine geri dönerek sermaye ve bilgi üretmesi anlamına gelen tersine beyin göçünü de ele alacağımız bir başka yazı konusu için zamanlar gelir ama şimdilik tekrar beyin göçüne dönersek, ülkelerinde yetişen ve kendini geliştiren sıra dışı insanların, olanaksızlık, iş bulamama veya mesleğini istediği gibi icra edememe kısaca kendi potansiyellerini sergileyecek ekosistemin olmaması nedeni ile başka ülkelere göçünden bahsediyoruz. Sosyoekonomik önceliklerden araştırma imkanlarına ve çalışılacak kurumun prestijine kadar bir çok etken bu göç için cazip faktörler. Bu konuda iki istatistik vermek istiyorum: UNESCO verileri her sene 50 bin öğrencimizin yurtdışına eğitim için gittiğini belirtiyor. TÜİK ise Türkiye’den en çok göçün yaşandığı yaş grubu olarak 25-29 aralığını vurguluyor ve yurt dışına gidenlerin sayısı da yıllık 330 bin 289 kişi…

Merak edenler için Dünyada en çok beyin göçü kabul eden ülkeleri de buraya yazalım: Norveç, İsveç, ABD, Kanada ve Avustralya. Bu ülkeler alanlarında uzman olan göçmenlere yıllık 50 bin dolarlık yaşam standardı imkanı sağlıyorlar, vize ve vatandaşlık avantajına ek olarak. Bir araştırmada İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının yüzde 52,6’sının, Alman Lisesi’nden yüzde 94,7’sinin, Galatasaray Lisesi mezunlarından da yüzde 32,6’sının yükseköğrenim için Almanya, ABD, Kanada ya da Fransa gittiği de kaydedilmiş…

İbn-i Sina’nın yüzyıllar önce de veciz bir şekilde ifade ettiği gibi “Bilim ve sanat, itibar görmediği toplumları terk eder.”Son yıllarda başarıları ile tüm Türkleri gururlandıran Nobel ödüllü Aziz Sancar ve Covid-19 aşı çalışmaları öncüleri Alman BioNTech firmasının kurucu ve sahipleri Özlem Türeci ve Uğur Şahin çiftini, beyin göçü için Küresel bir katkı örneği olarak anmadan geçmeyelim.
CoVid demişken, Almanya’nın geçen yıl değişiklik yaptığı göçmen yasası kapsamında özellikle tıp doktorları başta olmak üzere ülkemizden Almanya’ya önemli sayıda bir başvuru olduğu bilgisi de endişe verici bir gelişme olarak kayıtlara geçirmek gerekir. Tıp doktoru beyin göçünde politik altertanstan ekonomik refaha kadar bir kalemde sayılacak birçok faktörün arasına sağlık çalışanlarına karşı şiddeti de eklemek mümkün. Girişimciler için bürokratik engellemeler, yetersiz bilimsel çalışma ekosistemi, yenilikçi fikirlere kapalı iş dünyası gibi diğer nedenler de sıklıkla dile getirilmekte. Yani esasında yapılacak olanları herkes biliyor: Yetenekli insanların ülke içinde yaşamalarının özendirilmesini sağlayacak politikalar geliştirilecek! Halihazırda yurtdışında olanlar için de ek imkanlar ile yurtdışı deneyiminden edindikleri bilgi ve birikimleri ülkemiz için kullanmalarını sağlamak.
Zamanın ruhu küresel entegrasyon için işlemekte ve vasıflı beyin göçü her zaman olacak. Bu kapsamda, bu durumdaki vatandaşlarımızın göç ettikleri yerlerde başarılarının takibi, göç süresince ülke ile ilişkilerinin organizasyonu ve olası ise karşılıklı iş birliği ve network imkanlarının sağlanılmasına yönelik bir bilim teknoloji diasporası yaratılması ulusal stratejik hedef şekline getirilebilir. Çin bunu Dünyada en iyi yapan ülke. ABD’de 2018-2019 öğretim döneminde yabancı öğrenci sayısı 1 milyon 95 bin 299 ile rekor kırarken bu sayının sadece 10 bin 159’u Türk öğrencilerden oluşuyordu. Çin, bu dönemde de 369 bin 548 öğrenci ile birinci sırada idi.

Artık günümüzde hiçbir ülke mal, sermaye ve teknolojiyi kendi ülkesinde sınırlayamıyor. Doğası gereği Potansiyel beyin göçleri de yurtdışı çalışma ve nereye göç edeceği kararını verirken sosyoekonomik kişisel fayda zarar bağlamını değerlendirecektir. Demografik profiller, ekonomik refah düzeyleri ve bilim, araştırma, prestij çarpanları çok cazip olsa da bir süre sonra o vatandaşları geri kazanmak mümkün olacağından tersine göçün algoritmasını yaratmak buna dair uygulanabilir bir politika oluşturmak bugününün siyasilerine düşüyor.

Birleşmiş Milletler’in Küresel Göç Veri Tabanı ve OECD’nin yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi ve işgücü piyasası durumu bazında yaptığı beyin göçü raporları ufuk açıcı. Bunlara ek olarak Suriye’deki savaşın sebep olduğu mülteci krizi de ek bir çalışma metni olarak önümüzde duruyor. Nihayetinde Dünya nüfusunun %3’ü göçmen!

Genç üniversite mezunlarımızın ABD ve Avrupa’da, çocuklarımızın da Mars’ta gelecek aramalarından belki de umutsuzluğa kapılmamak gerek, umulur ki 2030’lu yıllar nasıl insanlı gezegenler arası yolculuğun miladı olacaksa, bunun gerçekleşmesi için katkıda bulunacak teknokrat ve akademisyenlerden bazıları da Türk Vatandaşları olur! Ama yine de çocuk ve gençlerimizin tüm potansiyellerinin Ülke içinde gerçekleşeceği ve değerlendirileceği alt yapıyı kurmak görevi hepimizin!