Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Orta Vadeli Plan hayaller ve gerçekler

2022 – 2024 üç yıllık dönemi kapsayan Orta Vadeli Program herhangi bir basın toplantısı veya sunum yapılmadan bir gece yarısı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Programın ismi Hazine ve Maliye eski bakanı Sn. Berat Albayrak zamanında “Yeni Ekonomi Programı” olarak değiştirilmişti. Bu garabetten uzaklaşılarak tekrar piyasaların aşina olduğu “Orta Vadeli Program” adına dönüldü. Programın amacı (tamamen ülke gerçeklerinden, makro ekonomik gerçekleşmeler dikkate alınmadan adeta hayaller, istekler ve temennilerden oluşan, bütünlükten uzak bir şekilde) şöyle özetleniyor; Büyüme ve katma değeri önceleyen, istihdam yaratan buna karşın enflasyon ve cari açık yaratmayan bir yapı öngörülüyor. Büyümenin finansmanı yurtiçi tasarruf ve doğrudan yatırımlarla yapılacak. Gelir dağılımında istikrar ve adalet gözetilecek, küresel ticaretteki payımız arttırılacak, enflasyonda tek haneli gerçekleşmeler olacak, kamu açıkları azaltılarak mali disiplin sürdürülecek.

Programın varsayımları ise Dolar/TL ortalaması 2021 için 8,30, 2022 için 9,27, 2023 için 9,77, 2024 için 10,27, ham petrol fiyatının 68,7 dolardan başlayıp süreç içerisinde 61,8 dolara düşmesi tahmin edilmekte. Temel ekonomik büyüklüklerdeki hedeflere gelince; büyümenin ilgili dönem içinde sırasıyla %9, %5, %5,5, %5,5 oranlarında artacağı, TÜFE’nin de aynı sıralamayla %16,2, %9,8, %8, %7,6 oranında gerçekleşeceği, işsizlik oranının ise %12,9, %11,8, %10,9 olacağı, toplam tüketimin dönem içinde %6,9 dan %4,5‘a ineceği, toplam tasarrufların ise %27,4 ile başlayıp %29,7 oranına yükseleceği, net ihracatın büyümeye katkısının %3,4 ile başlayıp %0,5’e ineceği varsayılmakta. Toplam sermaye yatırımlarının 2021’de %9, 2024’de ise %7,9‘a ineceği öngörülmektedir. OVP analiz ve değerlendirmelerine gelince;

1) 2015 yılında Sn. Cumhurbaşkanınca 2023 için 2 trilyon dolarlık milli gelir hedefi açıklanmıştı. Yeni OVP hedeflerinin tutsa bile 2023’de 1 trilyon doların altında (875 milyar dolar) kalınmış olacak. Aynı şekilde kişi başına düşen dolar bazlı milli gelir 2024’de bile 2013’ün gerisinde olacak.

2) 2021 yıllık ortalama dolar/ TL hedefi 8,30. Bu hedefin tutması için Eylül-Aralık ortalama dolar kurunun 8,80’lerin üzerinde olması gerekecek. Bu kur artışlarının enflasyon yaratmayacağının varsayılması bir çelişki olarak önümüzde duruyor. Ayrıca döviz kuru enflasyon kadar artsa bile cari açığın sabit kalması ayrı bir çelişki. Hükümet faiz indirimi varsayıyor herhalde ki ciddi bir kur artışı bekliyor. Programda bir erken seçim beklentisi mevcut. Bununla ilgili büyüme hedefi var ama o hedef ile tutarlı enflasyon, dış ticaret açığı ve cari açık hedefleri yok.

3) Faiz harcamalarını iki yılda yüzde 77,5 oranında artacağı öngörülüyor (2021 190 milyar TL, 2022 252 milyar TL’yi geçiyor.) Bu da toplam vergi gelirimizin yüzde 20’sine ulaşacak.

4) TCMB’nin enflasyon hedefleri ile OVP’nin enflasyon hedefleri arasında hiçbir korelasyon ve uyum yok. Merkez Bankası’nın orta vadeli yüzde 5’lik enflasyon hedefinden vazgeçiliyor. Bilindiği üzere enflasyon hedefi yasal mevzuata göre hükümet ile Merkez Bankasınca birlikte tespit edilmesi gerekiyor. Halbuki şuanda iki kurum arasında bir tutarsızlık var.

5) Önümüzdeki dönemlerde FED’in bilanço küçültmesi ve faiz artırımı yapacağı olgusu karşısında büyümenin finansmanının toplam tasarruf ve doğrudan yatırımlarla nasıl finanse edeceği kuşkulu. Risk primimizin yüksekliği ortamında ihracat/ithalat oranını yüzde 82’lerde sabit bırakarak cari açık nasıl sabit kalacak? Dış kaynak nasıl bulunacak?

Özetle; eski dönemlerde hazırlanan gerek OVP ve gerekse TCMB hedefleri ile gerçekleşmeler arasında büyük sapmalar olmuştu. Kanaatimizce bunun nedeni; mevcut durumun yeterince gerçeğe uygun teşhis edilememesinden kaynaklanmaktadır. Teşhis doğru olmayınca alınan önlemler ile sonuçlar başarılı olmuyor. Yani, hayaller ve gerçekler birbirinden çok farklı bir görüntü arz ediyor. Bunun sonucunda tahminlerin ve hedeflerin sürekli revizesi ile karşılaşıyoruz. Ayrıca OVP’ de yer almayan ve ülkemiz milli gelirinin %62’lerine ulaşan bir borç sorunu ile de sürekli uğraşmak zorunda kalıyoruz. Zira kayıt dışı ekonominin boyutlarını ciddi oranlarda azaltamıyoruz. Bu nedenle sürekli vergi afları düzenlemek zorunda kalıyoruz. Kapitalist ekonomi modelinin uygulandığı ülkemizde hala geliri ve kazancı tam olarak kavrayan ne bir vergi sistemi yaratabildik, ne de üretim yapımızda küresel rekabetimizi arttıracak bir verimlilik reformunu oluşturabildik.