Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Merkel ve sonrası

Merkel, biz Türkleri Avrupa Birliği üyeliğine dair açık sözlülükle söylediği “Türkiye’nin AB’ye üye olmasını geçmişte ve halen öngörmüyorum” şeklindeki düşünceleri nedeni ile kızdırmış olsa da, gerçekten çok kritik bir zamanda Alman ve dünya politikasında çok önemli işler başardı. Bu arada 1961 yılında başlayan ve Türkiye ile Almanya arasındaki İşgücü Göçü Anlaşması çerçevesinde Türklerin Almanya’ya işçi olarak gönderilmesinin 60. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen törende Alman Vatandaşı olan Türklere yönelik bir gönül alma cümlesini söylemeyi de ihmal etmedi: “Başta Türkler olmak üzere 1960’larda Almanya’daki işgücü açığını doldurmak için ülkemize gelen yüz binlerce misafir işçinin isimleri kulağa yabancı gelse ve adınız ‘Klaus’ veya ‘Erika’ olmasa bile en az Benim kadar Almansınız.” Avrupa’ da 4.5 milyon Türk yaşıyor ve bu rakamın 2 milyon 800 bin ise Almanya’da. Almanya Yabancılar Kayıt Merkezi’ne göre Türk kökenli Alman vatandaşı sayısı 1 milyon 476 bin 410…  Almanya’da seçmen sayısı 60,4 milyon ve seçime katılım oranı da yüzde 70’ler seviyesinde yani kabaca oy kullanan seçmenlerin yüzde 3’ü Türk!

Almanya’nın ilk kadın başbakanı olan 1954 doğumlu Angela Dorothea Merkel, aynı zamanda en genç (51 yaşında idi) ve Doğu Almanya kökenli ilk Başbakan idi. 2000 yılından bu yana CDU’ya liderlik ediyor ve 22 Kasım 2005 tarihinde bu yana da Almanya Şansölyesi olarak görevde. Polonya kökenli Lutherian bir papazın kızı ve 2 Aralık 1409 kuruluş tarihi ile Heidelberg (1386) ‘den sonraki en eski ikinci yükseköğretim kurumu olan Leipzig Üniversitesi mezunu. Ardından da Berlin-Adlershof Bilimler Akademisi Fizik Kimya Merkez Enstitüsü’nde Kuantum kimyası üzerine doktora yaptı. 22 Kasım 2005 tarihinde göreve geldiği Başbakanlıktan 26 Eylül’de düzenlenecek genel seçimler ile ayrılacak.

Politikaya ilk atıldığı yıllardaki objektif, tarafsız, soğukkanlı ve düşük profilli kişilik özelliklerini hep korudu. Öylesine soğukkanlı ki 9 Kasım 1989 akşamında, Berlin Duvarının yıkılma sürecini başlatan on binlerce kişinin duvara akın ettiği anlarda Merkel, olayların heyecanına kapılmak yerine o geceki rutinine devam ederek her Perşembe yaptığı gibi önce saunaya ardından da arkadaşları ile bir bara bira içmeye gitmişti!

Politik yaşamının rehberi o zamanın Şansölyesi Helmut Kohl gibi son derece karizmatik bir siyasetçi idi ve ilk bakanlığına da O’nun kabinesinde  ‘Kadın, Gençlik ve Spordan Sorumlu’ olarak atandı. Uzlaşmacı ve çözüm odaklılığı Merkel’i Çevre Bakanlığına taşıdı.

1998’de partisi (CDU) seçimi kaybettiğinde, bir bağış yolsuzluğu ile başına sorun açılan Kohl’u, Frankfurter Allgemeine için yazdığı bir başyazı ile kınadı ve O’nu istifaya çağırdı! Doğrusu Merkel’den beklenmeyen bu tavır, CDU parti seçmenini olumlu etkiledi, önce parti genel sekreteri sonra da liderlik koltuğunun sahibi oldu. Tarihler 2005 Eylül’ünü gösterdiğinde de Sosyalist Demokratların efsanevi lideri Gerhard Schröder’i yüzde 1 farkla geçerek Şansölye seçildi. Doğrusu o gün,’’bu ülke Bana inanılmaz fırsatlar ve yeni başlangıçlar verdi, şimdi borcumu ödeme sırası Bende’’ şeklindeki konuşmasının gereğini yaptı. Özgürlükçü, liberal, serbest piyasa fanatiği, işçi-işveren eşitliğinin ve sendikal hakların yılmaz savunucusu olarak muazzam bir sosyal düzen insiyatifi ve uyguladığı politikalar ile Almanya’yı Avrupa’nın en büyük sosyal refah toplumlarından biri konumunda tuttu. Alman ekonomisini ‘yeşil, çevreci, yenilenebilir’ özellikleri öne çıkan bir yapısal değişikliklerle restore etti, öyle ki bir nükleer enerji uzmanı ve taraftarı olmasına rağmen 2011 yılında Japonyadaki Töhoku depremi sonrası Fukuşima Nükleer Santralinden çevreye yayılan radyoaktif madde salınımı ile oluşan felaketi izlediğinde, aşamalı olarak Almanya’daki tüm nükleer enerji santrallerini kapatmaktan geri durmadı! Dış politikada önceliğini Avrupa Birliği entegrasyonuna verdi ve zaman içinde soğukkanlı politikalar sonrasında yaptığı anlaşmalar ile tüm Avrupa’yı nerdeyse Almanya için pazar haline getirme başarısını gösterdi. Merkel, Amerika ile soğuyan ilişkileri düzeltmek için de mesaisini harcamak zorunda kaldı. ABD, Çin ve Rusya ile hassas dengeler içinde politikalarını yürüttü ve inandığı politikalar için ABD’yi bile karşısına alarak örneğin Nord Stream I ve II doğalgaz hatlarıyla Rus doğalgazını Avrupa’ya getirmeyi başardı.

O,Almanya içinde  ‘ebedi şansölye’ olarak nitelendiriliyor. Ülkesini, dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi yaptı ve ekonomik varlık olarak Dünyadaki ilk sırayı tutan Avrupa Birliği’nin tartışılmaz lideri ve lokomotifi oldu. Küresel algı olarak, Birleşmiş Milletlerin beş daimi üyesinden biri olmamasına rağmen daimi üyelerin birçoğundan daha etkin bir küresel figür olarak dünya siyasetinde büyük etkiler yaratmayı başardı.

İsmi hep istikrar ile anılsa da rakipleri O’nu statükocu olarak nitelemekten vazgeçmedi! Yine de aklıselim Almanlar kendi aralarında konuşurken, “Helmut Kohl’un Doğu ve Batı Almanya’yı birleştiren, Merkel’in ise iki Almanya’yı kaynaştıran bir lider olduğunun‘’hakkını hep teslim ettiler. Salgın döneminde Almanya’da bir trilyon Euro’yu vatandaşlarına dağıtarak tüm mağduriyetleri önlemeye çalıştı ve bu kaynaşma ve paylaşmanın en iyi küresel örneklerinden birisini gerçekleştirdi.

Alman Kamuoyu yoklamaları, 26 Eylül Federal Parlamento seçimlerinde, şimdilik Merkel sonrası için Şansölye mücadelesinin CDU/CSU ortak adayı ArminLaschet ile Yeşiller adayı Annalena Baerbock arasında geçecekmiş gibi gösteriyor. Oy oranları sırası ile %28-30 ve 18-20.Bakarsınız beklenenin aksine SPD’nin adayı Olaf Scholz ipi göğüsler! Her ne olursa olsun, Merkel sonrası zor bir görev, bu isimleri bekliyor olacak…