Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İzmir’in Kurtuluşu, vatanın kurtuluşudur!

30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Savaşı’nı kesin zaferle sonuçlandıran Türk Ordusu’nun İzmir yönüne atılan rüzgarlaşmış birliklerinin en önünde “Fahrettin Altay Paşa” komutasında 5.Süvari Kolordusu bulunuyordu.

Bu kolordunun üç tane öncü süvari tümeni yalın kılıç İzmir’e doğru doludizgin akmaktaydı. İzmir’i yeniden Türk bayrağına kavuşturacak olan, benim “Şanlı Tümenler” dediğim bu birlikleri şu kahraman komutanlar yönetmekteydi:

  1. Birinci Süvari Tümeni: Kurmay Albay Mürsel Bakü (sonradan orgeneral) komutasındaki bu tümenin öncü kuvvetlerinin bir kısmı, hızla İzmir’e girecek ve Kadifekale’ye Türk bayrağının çekilmesinde ana vurucu gücü oluşturacaklardır.

2.Süvari Tümeni 4.Alay komutanı Binbaşı Ali Reşat Bey, Kafkas Tümeni Süvari Bölüğü’nden Teğmen Besim Kurter Bey, 1.Süvari Tümeni 4. Bölük Teğmeni Celil Bey birlikte Türk bayrağını Kadifekale burçlarında dalgalandırdılar.

Birinci Süvari Tümeni’nin bir kısmı ise Konak’a çok erken vardılar. Bu tümeni bağlı 14.Alay, 3.Bölük kumandanı Yüzbaşı Zeki Doğan, yine aynı tümene bağlı 14.Alay, 2.Bölük Kumandanı Yüzbaşı Fikret Yüzatlı, Akıncı Süvari Müfreze Kumandanı Milis Yüzbaşısı  Abdurrahman Özgen birlikte Sarı Kışla’ya bayrak çektiler. Paket Postanesi’ne bayrak çeken Süvari Muhabere Üsteğmeni Selahattin Selışık ta, 1.Tümen’e bağlı idi.

  • İkinci Süvari Tümeni: Kurmay Yarbay Zeki Soydemir (sonradan korgeneral) komutasındaki bu tümen, Bornova-Mersinli-Halkapınar-Alsancak-Kordonboyu-Konak yönünden kente girdi. Tümenin Binbaşı Ali Reşat komutasındaki 4.Alayı, İzmir’i ilk gören askeri birliktir. Ancak, Ali Reşat Bey, Konak yönüne değil, Kadifekale yönüne doğru doludizgin akmıştır.

4.Alay Komutan Muavini Yüzbaşı Şerafettin yönetimindeki iki bölük atlarının nalları Frenk Mahallesini döve döve Kordonboyu’na atılan en öndeki askeri birliktir. Yüzbaşı Şerafettin Bey, 2.Süvari Bölüğü Takım Kumandanı Teğmen Ali Rıza Akıncı ve Teğmen Hamdi Yurteri, Hükümet Konağı’na varıp birlikte Türk bayrağını göndere çektiler.

  • 14.Süvari Tümeni: Kurmay Yarbay Suphi Kula (sonradan Tümgeneral) komutasındaki bu tümen İzmir’e kuzeyden sarkarak, Menemen ve Karşıyaka’yı düşmandan temizlemiştir. Zekai Kaur, Zühtü Işıl, Bombacı Ali Çavuş gibi bu bölgenin kurtarılmasında ön planda olan kahramanlar, 14.Süvari Tümeni’nin en önünde savaşarak Menemen ve Karşıyaka’ya girip bayrak çektiler.

Kadın savaşçı Kara Fatma da bu tümenin öncü birliklerinin en önünde at üstünde rüzgarlaşarak akıp geçmiştir.

YENİ ULUS DOĞUYOR

10 Eylül günü Başkumandan Gazi Mustafa Kemal, İzmir’e girecek ve bayrak çekilen Hükümet Konağı’nda yönetimi ele alarak çalışmalarına başlayacaktı.

13 Eylül günü ise kentin dörtte üçünü yok edecek olan yangın Ermeni çetelerince başlatılacak ve güzelim İzmir ateşle buluşacaktı.

İzmir’in Frenk Mahallesi’nde başlayan yangın, gökyüzünü yalarken Türk Ordusu tamamen kente hakim oluyor ve yüzbinlerce kişilik Yunan ordusu ve peşlerine takılan işbirlikçi yerli Rum ahali Çeşme yönünde kaçmaya çalışıyor veya körfezdeki Batılı donanmalara kapağı atmak için çırpınıyordu.

İzmir’in esareti artık son bulmuştu..

Emperyalizm ve kiralık ordusu denize dökülmüştü..

Halk bayraklaşan Mustafa Kemal’i bağrına basıyor ve bayrak çeken kahramanlar atlarının üzerinde yeni görevlere doğru ileri atılıyorlardı.

Ulus artık, yeni bir cumhuriyeti doğurmaya hazırlanmaktaydı…

9 Eylül’de şehit olan bir askerin cebinden çıkan şiir

Yalın kılıç düşmana çalmazsam

Bir başıma ordusuna dalmazsam

Güzel İzmir eğer seni almazsam

Leşim koksun kara toprak almasın

Gazi’nin Ege’ye zafer bildirisi

Büyük ve asil Türk milleti:

Ordularımız tüm Batı Anadolu’yu, 9 Eylül 1338 (1922) sabahı İzmir’imizi ve yine 11 Eylül akşamı Bursa’mızı muzaffer bir şekilde kurtardılar. Akdeniz, askerlerimizin teraneleriyle dalgalanıyor.

Asya İmparatorluğu’na yeltenen küstah bir düşmanın muharebe meydanlarına gelmek cesaretinde bulunan Ordu Kumandanları ile komuta heyetleri günlerden beri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin harp esiri bulunuyorlar.

Düşmanın Başkomutan tayin ettiği General Trikopis nihayet maiyetindeki generaller ve erkanıharbiye ve komutan ettiği ordunun elinde kalabilen bakayası ile Uşak’ta teslim oldu.

Eğer Yunan Kralı da bugün esirlerimiz arasında bulunmuyor ise, bunların ilkesi yalnız milletlerinin keyiflerine katılmak olduğundan, savaş meydanlarının felaketli günlerinde saraylarından başka bir şey düşünmemeleri yüzündendir.

Batı fabrikalarının çelik zırhları ile kaplanan muazzam Yunan orduları artık Anadolu dağlarında zabitleri tarafından terk edilmiş zavallı sürüler, kudurmuş kütleler ve ağaç diplerinde kalmış dermansız yaralılardan ibaret kaldı. Düşman ordularının tüm malzemesi topraklarımızdadır.

Düşmanın esirlerden başka insan zayiatının yüzbinden fazla olduğunu tayin etmek müşküldür. Fakat, bizim insan zayiatımız dörtte üçü hafif yaralı olmak üzere onbin nüfusa ulaşmaktadır.

Büyük Türk milleti!..

Ordularımızın kabiliyet ve kudreti düşmanlarımıza dehşet, dostlarımıza emniyet verecek bir kemal ile tezahür etti. Millet orduları 14 gün zarfında büyük bir düşman ordusunu imha ettiler. Döryüz kilometrelik fasılasız takip yaptılar. Anadolu’daki bütün esir halkımızı kurtardılar.

Bu büyük zafer topluca senin eserindir. Vatanın kurtuluşu, milletin rey ve iradesi kendi kaderi üzerinde kayıtsız hakim olduğu zamandan başlamış ve ancak milletin vicdanından doğan ordularla müspet ve kati neticelere ermiştir.

Büyük ve asil Türk milleti!

Anadolu’nun kurtuluş zaferini tebrik ederken, sana Uşak’tan, Aydın’dan, Manisa’dan, İzmir ve Bursa ufuklarından ordularının selamını da takdim ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan

MUSTAFA KEMAL

11 Eylül 1922

“Kral Konstantin Türk bayrağına bastı, Mustafa Kemal ise Yunan Bayrağına basmadı…”

Düşman işgalinden kurtulan İzmir, büyük bir sevinç içinde kurtarıcısı Hâlâskar Gazi Mustafa Kemal Paşa‘yı bağrına basmaktaydı.

Gazi, 10 Eylül 1922 Pazar günü öğle saatlerinde Kemalpaşa’dan hareketle muhteşem bir gösteri sonucu, saat 14.00’de Hükümet Konağı’na geldi. Akşamüstüne kadar düşmandan kurtarılan bu güzelim kentin yoğun işleri ile uğraşan ve yabancı konsolosları kabul ederek, İzmir’in özgürlüğünü dış aleme kabul ettiren Atatürk, daha sonra geceyi geçirmek üzere Karşıyaka’ya hareket etti. Önde ve arkada iki mızraklı süvari bölüğünün arasında, İzmirlilerin armağanı olan otomobille Karşıyaka’ya şeref veren Atatürk’ün yanında Ruşen Eşref Ünaydın ile yaverleri Muzaffer Kılıç ve Salih Bozok Beyler vardı.

Ruşen Eşref’in tanıklığı

Atatürk’ün Karşıyaka’ya gidişini, hemen yanı başındaki Ruşen Eşref Ünaydın’dan dinleyelim: (Atatürk’ü Özleyiş, S. 160-168)

“… Alkış sağanakları arabanın etrafında yeniden başlamıştı. Karşıyaka’dan içeri giriyordun! Öyle bir karşılanıyordun ki!.. O sokaklar dolusu insan önün sıra, ardın sıra giden atlıların ayakları altına atılıp, yoluna can verecekler gibi kendilerinden geçiyorlardı. Onların haykırışlarından atlar ürküyor, şaha kalkıyorlardı. Sevinçten gülenler. Fakat cezbeye gelmiş sevinçten bayılacak dereceye varıp hüngür hüngür ağlaşan kadınlar…

Pencereden bayraklar ve çarşaflar gibi sarkıp yırtınırcasına bağıran, sana haykıra haykıra dua eden kadınlar… Çarpınışları onların hızından daha rüzgarlanmış gibi dalga dalga hareketlenen bayraklar. O ne olduğunu henüz gereği gibi kavramamışlarsa da, ömürlerinin fecrindeki bir zafer geçidinin bütün heyecanını hayatları boyunca anacak İzmir çocukları… Atların nalları altında ezilerek gibi arabaya, ellerinde küçücük küçücük Türk bayraklarıyla, güllerle, karanfillerle koşuşa koşuşa sokulan çocuklar…

Karşıyaka’dan gelen alay, işte bu anlamdaydı. Türkiye’nin yeni mukedderatı, yeni mantığı, milletine verdiği sözü tutmuş, milletinin emelini gerçekleştirmiş, muzaffer kahramanıyla birlikte milletinin gözü önünde işte böyle muhteşem bir manzara halinde artık iyiden iyiye beliriyordu.

Hep o bitmeyen, tükenmeyen alkışlar ve kutlayışlar arasında evinin önüne vardın. Atlar durdu. Araba durdu.”

Yunan Kralına yanıt

“.. İki yanını sarmış bir coşkun halk arasından geçtin. Evin mermer taraçasına çıktın. Seni yerlere eğilerek, seni el çırparak, seni dualar ederek karşılayan kadın erkek kalabalığın önünde durdun.Seni içeri davet ediyorlardı. Sen duruyordun. Yerde yatan örtüyü sordun. O ipekten kocaman bir düşman bayrağı idi ki, üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi serilmişti..

Kadın, erkek oradaki İzmirliler:

– Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü yerine getiriniz!.. Yabancı Kral, bu evden içeri bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin, bu karşılıkla o lekeyi silin! Burayı sizin şehrinizdir. Bu ev sizindir. Bu hak sizindir diye yalvarıyorlardı.

Sen, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğun noktada kaldın. Sana ağlaşarak yalvaran kadınlara erkeklere tatlılıkla baktın:

– O, geçmişte hata etmiş. Bir milletin İstiklalinin timsali olan bayrak çiğnenemez… Ben onun hatasını tekrar edemem, dedin. Onu yerden kaldırttın ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girdin.

İşte, sen İzmir’e ilk gün zaferinle böyle girdin!..

Oh.. O ne tarife sığmaz sevinç!.. Gene her yan bir gül ve gelincik ovası gibi al al.. Ve bu sefer daha engin: daha sayfiyemsi: daha tekellüfsüz!..

Masmavi denizin önündeki o gülistanın içinde beyaz maşlahları, beyaz başörtüleri ile sokaklara dökülmüş Karşıyakalı hanımlar!.. Hepsinin pırıl pırıl yüzleri, gözleri, beyaz beyaz dişleri, o ne güzel, tatlı bir nisan havası gibi gülümsüyor!..

Onlar, ak güvercin kanatları çırpışır gibi nazlı eller çırpıyorlar. Aşinası olduğumuz nazik bir edanın ruha değer şirinliği ile bizlere bakıp bakıp uzaktan bir şeyler, bir şeyler söylüyorlar. Mendiller sallıyorlar, çiçekler atıyorlar.”

İplikçizade Köşkü’nde ilk gece

Atatürk’ün Karşıyaka’da kaldığı ev, sahilde bugün yerinde 380 numaralı Çağlayan Apartmanı bulunan İplikçizâde İsmail Bey’in köşkü idi. 2 bin 800 metrekareli sahada kurulan evin bahçesinde yel değirmeni ve tenis kortu vardı. Üç katlı ve 15 odalı olan bu ev, 1916’da ilk sabahı İtalyan Alyoti’den 50 bin liraya satın alınmıştı. Yunan işgalinde İsmail Bey, Rodos’a kaçmış, ailenin geri kalan kısmı karısı Fatma Hanım ile büyük oğlu Süreyya Bey, Karşıyaka’da kalmışlardı.

İplikçizâde Köşkü’nün son derece önemli bir tarihi konumu vardı. Çünkü 30 Mayıs 1921’de İzmir’e gelen Yunan Kralı Konstantin bu evde kalmıştı. Kralın İzmir’e gelmesinden az önce, İzmir Valisi İstiryadis, Süreyya Bey’i çağırtmış ve çok güzel Rumca konuşan bu Karşıyakalı gence, senelik kirasına karşılık, kralı ağırlamak maksadı ile evlerine el koyacaklarını resmen bildirmişti.

Süreyya Bey, evimizin durumu müsait değildir, boyasızdır, haraptır diye direnmişse de, Vali İstiryadis tamiratı Yunan İşgal Komutanlığı’nın yapacağını bildirerek, İplikçizâde Köşkü’ne el koymuştu. Böylece, hücumbot ile yanaşan Kral Konstantin, İzmirli Rumlar’ın büyük gösterileri ile İplikçizâde Köşkü’ne gelmiş ve ayağının altına serilen Türk bayrağına basarak evin içine girmişti. Bu olay, Karşıyakalılar için büyük bir üzüntü ve nefret kaynağı olmuştur.

Nitekim, Kral Konstantin’in Yunanistan’a dönmesinden sonra, Türk bayrağının ayaklara alındığını gözleri ile gören Süreyya İplikçizâde, millici Kemalist hareketi var gücü ile desteklemeye açıkça başladığı için Emirlerzâde Refik Bey, Evliyazâde Refik Bey ve Postacıoğlu Ethem Bey ve diğer bazı kişilerle birlikte tutuklanarak, Atina’ya sürgün edilmişti. Eğer Türkler İzmir’de bir katliam yapacak olurlarsa, sürgün edilenler Atina’da idam edileceklerdi.

İşte Atatürk, böyle bir tarihi Karşıyaka evinde kurtuluşun ilk mutlu gecesini, yudum yudum tadarak geçirecekti..

Sadi İplikçi’nin hatıraları..

Süreyya İplikçi’nin küçük kardeşi ve tüm Karşıyakalıların sevgilisi KSK’nin ilk başkanlarından Sadi İplikçi’yi başında lacivert beresi ile yalıda gezerken bulalım ve Atatürk’ün ilk gecesini anlatmasını rica edelim:

“… Annemin kardeş çocuğu Fikri Altay, 5’inci Süvari kolordusu Komutanı Fahrettin Altay’ın kardeşi olurdu. Kral Konstantin’in yaptığı densizliği Atatürk’e anlatmış ve kurtuluşun ilk gecesi evimizde kalması için Yüce Gazi’yi davet etmiş. Paşa da kabul etmişler. Annem Fatma Hanım ile Postacıoğlu Ethem Bey’in hanımı Rahime Teyze kolları sıvamışlar. Evimizin içi, yatak odaları, yemek odaları ve salonlar tertemiz yapılıp süslenmiş.

Gazi’nin sofra adabı göz önüne alınarak çeşitli mezeler, İzmir yemekleri hazırlanarak, ikramın tam olması çalışılmıştı. Ağabeyim Emin İplikçi kapı kapı dolaşarak levazım toplamıştır. Bulgur, pirinç, şeker, un gibi birçok malzemeyi Muhittin İşçimenler’den temin etmişlerdir. Hatta kapalı olan bir içkili gazino açtırılarak gerekli her şey sağlanmıştı. Atatürk, Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve bazı üst kumandanlar, bizim evde kalacaklar, öteki misafirler hemen yanı başımızdaki Fikri Bey Köşkü’ne alınacaklardı. Bu köşk, daha sonra Hasan İkbal’in ev yaptırdığı şimdiki Gökdelen’in bulunduğu yer idi.

Atatürk, büyük bir tezahürat içinde evimizin önüne geldi ve ayaklarının altına serilen Yunan bayrağına basmayı ret ederek içeri girdi. Annem, Gazinin önünde diz çökerek, Atina’da esir olan ağabeyim Süreyya’yı kurtarmasını ağlayarak rica etti. Atatürk “10 günde geri dönecekler” diye söz verdi ve İtalya Başkonsolosu’nu çağırttı. Konsolos Bey’e “Atina’da bulunan bu mümtaz kişiler, İtalyan himaye pasaportuna sahiptirler. Acele geri getirtin” diye buyruk vermiş. İtalya bunun üzerine Yunanistan’a başvurdu ve gerçekten on günde ağabeyim sapasağlam Atina’dan İzmir’e geldi.

Atatürk’ün bizim evde kaldığı akşam, büyük bir ziyafet verildi. Herkes İstirdat’ın (Kurtuluş) heyecanı ile sevinç içinde idi. Atatürk, o akşam ağabeyim Süreyya İplikçi’nin denize bakan odasında kaldı ve mışıl mışıl uyudu. Karşıyaka’mız, Gazi’mizi bağrına basmıştı!…”

Atatürk, Karşıyaka’da misafir edildiği 10 Eylül gecesini hiç unutmayacak ve daha sonra İzmir gezilerinde Karşıyaka’yı devamlı ziyaret edecektir. Atatürk’te bir Karşıyaka sevgisi başlamıştır artık…