Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İki “tüyler ürpertici olay” ve…

OLAY BİR / ADALET: İsim falan yazmayacağım, ama “olayı, gazetelerin verdiği haberlere dayanarak” yazacağım, bu defa “adalet” söz konusu…

Bir ilimizde, 28 Mart’ta 3 farklı okulda Atatürk heykel ve büstlerine balyoz ile saldıran ve boya ile hakaret içerikli yazılar yazdığı için gözaltına alınan ve tutuklanan, ifadesinde “Eylemleri gerçekleştirmek için herhangi birinden veya birilerinden talimat almadım. Kendi hür irademle yaptığım eylemlerdir. Aslında yaklaşık 1 hafta 10 gün önce tarihçi Kadir Mısırlıoğlu’nun videolarını izledim” der.

Hani, “Fesli Atatürk Düşmanı” var ya, onun videolarını izlemişmiş…

Ve anlatır, ifadesinde; “Olaydan önce nalburdan sprey boya ve balyoz aldım. Balyozu alma amacım Atatürk büstlerini kırabilmekti. Olay günü aracımın plakasını kapattım. … Ortaokulu’na gittim, okula girdiğimde ilk olarak Atatürk büstüne balyoz ile vurdum, büstün iki vidası çıkınca kafası yere bakacak şekilde büstü yere koydum, sonra boya ile yazılar yazıp, … İlkokulu’na gittim. Büste iki üç kez vurdum ama kırılmadı, balyozun sapı kırıldı. Ben de yazı yazıp ayrıldım. Eğer yakalanmasaydım İstanbul’a gidip aynı eylemleri yapacaktım” der ve tutuklanır.

Mahkemede de, “evinde yapılan aramada bulunan patlayıcı yapımında kullanıldıkları yönünde bilgiler mevcut olan kimyasal maddeler” için “Ele geçirilen maddeler benim üniversite yıllarımdan kalan 23-25 senelik maddelerdir. Ben bunları eve koymuştum, o şekilde kalmış” der ve “adli kontrolle tahliye edilmesini” ister.

Cumhuriyet savcısı ise “eksik hususların giderilmesi gerektiğini” belirterek “Sanığın mevcut delil durumu, suçun vasıf ve mahiyeti, suçun kanunda tanımlı üst sınır ve cezai üst sınırı göz önüne alındığında tutukluluk halinin devamına karar verilmesini” talep eder.

Ve… Mahkeme heyeti, “sanığın evinde ele geçirilen kimyasal maddelerin miktar itibariyle bomba yapımında kullanılmaya yeterli olup olmadığının sorulmasına için İl Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yapılmasına” karar verirken… Sanığı “savunmasının alınmış olması ve tutuklulukta geçen süreyi dikkate alarak, adli kontrol şartı ile” tahliye eder…

Dikkat ediniz; “Emniyetten ‘evde bulunan kimyasal maddelerle ilgili cevap gelmeden’ tahliye edilir” sanık…

Ya “incelemede “Bu maddelerle bomba yapılır, miktar yeterlidir” yazısı gelirse… Ve bu arada sanık kaçıp kaybolursa… Başka bir yerlerde “o çeşit kimyasal maddeler” saklamışsa… O maddelerle bomba yapıp, bir yerlerde “Allah Korusun” patlatırsa, ne olacak?

“Hasta” 80 – 90 yaşındaki generallere reva görülenleri yaşadığımız bu günlerde, “hakkında 29 yıla kadar hapis istenen ‘Atatürk düşmanı’ bir sanık” için “bu acul karar” neden?

OLAY İKİ / EĞİTİM: Gene, isim falan yazmayacağım, ama “gazetelerdeki ’yalanlanmayan bir haberi’, gene de “doğru ise’ kaydı ile” yazacağım…

Bir ilçemizde ortaokul müdürü, tartıştığı bir kadın öğretmene yaptıkları yüzünden görevden alınır ve bir okula öğretmen olarak atanır. Ne var ki, kısa bir süre sonra yatılı bir bölge ilköğretim okulunda “müdür olarak” görevlendirilir.

Bu görevde iken sosyal medya hesabında bir tweet paylaşır. Der ki; “Bir öğrencim beni aradı, ‘Hocam ben evlenmek istiyorum, çalışan bir bayan mı alayım, çalışmayan mı?’ diye sordu, ben de ‘Oğlum nasılsa kapına bir it alacaksın, almışken çalışan bir it al’ dedim.”

Kadınlara ağır hakaret içeren bu tweet yüzünden büyük tepki alan öğretmen, görevden alınarak eski görev yerine gönderilir. Ancak iki ay geçmeden yine İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından hem de adı “Atatürk” olan bir ortaokula “müdür başyardımcısı olarak” atanır.

“Milli Eğitim” adını taşıyan bir bakanlıkta “tüyler ürpertici” bir tablo!..

Bu tayini yapanların, bu Bakanlıkta “yetkili ve sorumlu” mevkilerin koltuklarında oturanların, “eşleri, anneleri, nineleri, kız kardeşleri, kızları” yok mu? Ülkedeki milyonlarca, dünyadaki milyarlarca kadına “böylesine hakaret eden” bir öğretmeni(!) cezalandırmak yerine, ödüllendirmek ne anlama geliyor?..

Ve Bakanlık, “bu öğretmen ve bu tayinleri yapanlar” için ne düşünüyor, ne yapıyor; bugüne kadar “tık” yok!..

ERDEM…  VE POLİTİKA

17’inci yüzyılda büyük düşünürler insanların doğuştan eşit olduğunu geniş kesimlere benimsetince, demokrasinin ışıkları görünür hâle gelmiştir. Böylece “Din olmadan devlet olmaz” anlayışı yerine “Akıl ve bilim olmadan devlet olmaz” anlayışına bırakır hâle gelmiştir.

Ali Naili Erdem

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?…

Nihat Demirkol

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

“Üstün zekalıysan gel” diyen ve her ülkenin “IQ’su en yüksek (en az 140)” en zeki insanlarından oluşan Mensa gurubu San Fransisko’da bir kongre düzenlemişti.

Kongreye katılanlardan bir gurup öğle paydosunda yemek için civardaki bir restorana gittiler. Oturup siparişleri verdiler ki, içlerinden biri, tuzluğa karabiber, karabiberliğe tuz konduğunu fark etti.

Dünya zekileri, sadece ellerini kullanarak ve hiç dökmeden, zerre ziyan etmeden, tuzu tuzluğa, biberi biberliğe nasıl koyacaklarını düşünmeye başladılar.

Bu tam bir Mensa problemiydi. Tartışmaya başladılar. Sonunda “harika” bir çözüm buldular. Garson kızı çağırdılar ve tuzluk ve biberliği gösterip “Bunlar ters konmuş” dediler; “Bize bir kağıt peçete, bir fincan tabağı ve bir de kola çubuğu getirin, düzeltelim…”

Garson kız “Özür dilerim efendim” dedi. Masaya eğildi. Tuzluk ile biberliğin kapaklarını değiştirdi.

Mensacıların masasını ölüm sessizliği kapladı.

SÖZÜN ÖZÜ

Hollanda’dan yarım düzine gol yedik; Milli Futbol Takımımızı, Avrupa Şampiyonası grubunda “sıfır puanla, 1 – 8 averajla grup sonuncusu yapan” Uluslar Ligi’nde “küme düşüren” bir teknik adam, bir “antik hoca” ile devam edilirse, “olacağı” buydu; hâlâ ısrar edilirse, neler olacağı da belli!..