Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İçimizdeki tembel domuz

Almanlar ‘içimdeki domuz köpeğine bir tekme atmak gerek’ derler. Domuz avında kullanılan değil içimizdeki domuz ve köpek karışımı yorgun yaratığa!

Birkaç örnek vereyim. Bir dostumdan özenip bir akıllı adımsayar saat aldım. Her bir fonksiyonu öğrenmek için ona soruyorum. Hayatta bir kez bile kullanım talimatına bakmak aklıma gelmiyor. Bir nevi dostluk alışverişi.

Temizlikçi kadın ‘Hastane randevusu almak çok zor’ diyor bana yaptırıyor. ‘Bir numara soruyorlar’ diyor, şikayet ediyor. Yeni moda işler bu diyor. Ben TC kimlik numarasını yazdım. Ona öğretmeye çalıştım:  ‘Gidip 4 saat beklerim daha kolay bu randevu işinden’ diye söyleniyor. ‘Kızlarıma yaptırıyordum onlar da sen öğren diyorlar’  diye de ilave ediyor.

Çok da iyi anlıyorum. İnternetten bir para havalesi yapmak beni kan ter içinde bırakıyor. Banka şubesine gidip yatırmak daha kolayıma gidiyor.  Hem yürüyüş yapıyorum.

Bana da sık sık oluyor ‘Bir kitabın çıkmış, nerden alacağız?’

Manavlarda satılıyor, ulan!

Demiyorsun doğal olarak. Ben de bir dostumun yazdığı kitap kaybolunca sormuştum. ‘Gelirken bir tane daha getirir misin?’  diye.  Halbuki birkaç ayda bir kitapevine bu internet zamanında bile uğrarım.  Eh, birkaç ayda bir de kitap siparişi veririm. Ama yabancı kitapları kullanılmış olarak kızıma sipariş etmeyi en çok seviyorum. Az kitap tutmayı seviyorum evde.  Okuyunca çoğu kitabı dağıtıyorum.

Bundan yirmi yıl önce bir cins köpeğim sekiz yavru doğurmuştu. O anlarda konuştuğum eş dosta sormuştum “bir yavru ister misiniz” diye?   Türkiye’nin sayılı zenginlerinden biri istemişti. Hatta bir adam gönderip aldırmıştı 400 km öteden bir yavruyu.  Aradan on küsur yıl geçti. Arada hiç bir temas olmadı. Gözden uzak, gönülden uzak.  Bir gün telefon: ‘Yav senin verdiğin köpek öldü. Şöyle güzeldi, böyle güzeldi.’

Eee?

Yeni köpek yavrusu var mı?

Bunları ‘aptala yatmak’,  ‘kapris’, ‘uyanıklık’ olarak yargılarsan yanılırsın. Bu bir alış-veriş, bir nevi cilve veya hatta yardım çağrısı.  Bunlar çağa göre oluşan zihindeki yollar ile ilgili. Yeni yol açarken insan tedirgin oluyor. Eski yol veya davranış biçimi kolayına gidiyor.

Yaşamı güzelleştiren şeyler diye bakmakta fayda bile var. Bazen hiç geri dönüş olmaz,  bazen de ‘yol su elektrik’ olarak sana döner.  Hem de misli ile.

İş hayatında bu tür şirinlikler ‘ütüleniyor’. Bazen sert, bazen tatlı sert bir şekilde. Onun için de iş hayatı yorabiliyor. Ütüleniş şekline göre de yıpratıyor. Halbuki ‘çalışmak ve üretmek kadar yaratıcı ve güzel bir şey yok. Tabii paylaşmak ve paylaşabilmek dışında. İstismar edildiğin hissi olmadığı sürece ki, orada da algılarımız yetersiz olduğundan tam objektif olamıyoruz.   Ne kadar keskin olursak o kadar ürkütüyoruz etrafı. Ne kadar cana yakın, sabırlı, o kadar çok algılanıyor bu ‘yardımlar’.