Bu defa Erdoğan Bayraktar depremi; ne olacak şimdi?

“Reis, beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” sözü üzerine gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çevrildi. AKP kurucularından Kemal Albayrak “İtiraflar başladı, yüzde 80 – 90’a ulaşacak” dedi.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

17-25 Aralık soruşturması sürecinde istifa eden dört bakan arasında yer alan eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın soruşturma kapsamında oluşturulan dosyada “Benimle ilgili tüm bilgiler doğruydu” yönündeki son açıklamaları gündeme oturdu.

AKP’nin kurucuları arasında yer alan eski Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak, Bayraktar’ın açıklamalarını “AKP’de itirafçılık dönemi başladı” şeklinde değerlendirdi. Albayrak, AKP’de görev almış kişilerin yüzde 90’ının ileride itirafçı olacağını belirtti.

Ankara kulislerinde; “Sedat Peker’in açıklamalarına benzeyen yeni bir senaryo mu sahnede” yorumları yapıldı.

Erdoğan Bayraktar, AKP’yi eleştiren tweetleriyle ilgili kendisini arayan Diken’den Gazeteci Altan Sancar’a önemli açıklamalarda bulundu. Daha önce “Açıkgözler, tatlı su kurnazları, tüfekçiler, çöp çatanlar ve çalışmadan edinenler bitiriyor bizi…” açıklamasıyla gündeme gelen Bayraktar, bu defa “Dosyamda ne varsa, hem tapeler hem teknik takip doğrudur. Telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur. Reis, beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” dedi.

Şu an aktif siyaset yapmadığını belirten Bayraktar, “17-25 Aralık operasyonunda bize de dosya yaptılar. Suçlu olanın cezasını çekmesi lazım, ama şu anda geldiğimiz noktada Allah beni kayırdı ve kurtardı. Şu anda çok iyiyim, atmaca gibiyim. Partiye gidip gelmiyorum ve organik bir ilişkim bulunmuyor. Fakat ben, AK Parti’nin içindeyim, üyesiyim. Ben bu partinin ilçe teşkilatlarında bulundum, vekillik de yaptım. Partiyi kamuoyunun önünde eleştirmem. Ama şu var… Yağcılar… Hatta yağcılık devri de bitti, yağcılık geçmiyor. Şebeklik devri başladı. Onlar makama ve mevkiye geliyorlar” dedi.

“Reis beni hırsız çuvalının içine koydu”

Erdoğan ile görüşmeyi bıraktığını söyleyen Bayraktar, “Ben görüştüm, bir buçuk senedir görüşmüyorum. Baktım, artık görüşmenin bir faydası yok. Yoksa oradan beni attıktan sonra ilişkimi koparmadım. Benim yine liderimdir. Ama beni çağırmasını da istemem, görev de istemem. Ama ben dua ediyorum ona, Allah yardımcısı olsun” dedi.

Bayraktar, “Devletin düzelmesi için hakikaten, Allah’tan korkan, vatanını ve milletini seven, üretim yapan, katma değeri yüksek mal üreten insanların bir yerlere gelmesi lazım. Benim şimdi tuzum kuru. Özel sektördeyim. Beni şimdi attılar. ‘Reis’, sayın cumhurbaşkanım beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” diye konuştu.

Kemal Albayrak: “İtirafçılık başladı”

AKP’nin kurucularından ve iki dönem Kırıkkale’den milletvekili seçilen Kemal Albayrak, Erdoğan Bayraktar’ın açıklamaları konusunda “Bu partide görev alanların ve o yönetimde görev alanların yüzde 80’i hatta yüzde 90’ı itirafçı olacak, çünkü itirafçılık başladı” dedi.

Kemal Albayrak, KRT TV canlı yayınında şunları söyledi:

“Çiçero’nun bir sözü vardır, ‘Ölmüşleri yaşatan, yaşayanların bellekleridir.’ Bir söz de, ‘Sömürgecilerin ipiyle kuyuya inilmez.’ Şimdi gayrimeşru işlerle uğraşanların, adaletsiz olanların, hukuk dışı olanların, böyle bir yönetimin ipiyle kuyuya gittin mi, netice bu… Ben de Erdoğan Bayraktar’ın 2013’teki o sözlerini -o zaman da benzer ifadeler kullanmıştı- dinlemiştim. Gerçekten üzüldüm.

Nasıl bir devlet, hukuk yok, araştırma yok, soruşturma yok… Bırakın onu; bunu itiraf ettiği halde, buradan anladığım şu ki, ileride göreceğiz, bu partide görev alanların ve o yönetimde görev alanların yüzde 80’i hatta yüzde 90’ı ileride itirafçı olacak. Çünkü itirafçılık başladı. AK Parti güçle ayakta duruyordu, devlet bizim açımızdan önemli bir mevkidir. Gayrimeşru işlerle uğraşanların, adaletsiz olanların, hukuk dışı olanların ipiyle kuyuya indiler.”

Cemil Çiçek: “Yüce Divan’a gitmeliydiler”

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve o dönem Millet Meclisi Başkanı olan Cemil Çiçek, Albayrak’ın açıklamaları için gazeteci Barış Pehlivan’a şunları söyledi: “Erdoğan Bayraktar hakkındaki iddialar, diğer üç bakanınkinden ayrıydı. Biri bakanlık, diğer dosyalar ise Rıza Sarraf ile ilgiliydi. O dönem bu farkı konunun muhatabı olan herkese söyledim. Yapılan işlemlerin usule uygun olması için uyarılarımı yaptım. Zira, ayrı önergeler verilmeliydi.

Ama ben kimseye antipati ya da sempati üzerinden iş yapmam. Hukuk neyi emrediyorsa onu yaptım. Bayraktar ‘benim günahım yok’ demek istemiş. Ama ben kimsenin gerekçesi olmam.

Bu dosyalar Yüce Divan’a gitmeliydi. Gitseydi ve bir karar çıksaydı, bugün bunlar konuşulmazdı. Yüce Divan’da müspet ya da menfi bir karar çıkacaktı ve daha sağlıklı sonuçlanacaktı.”

 “Bu bir itiraftır”

Hukukçular ve muhalefet de savcıların harekete geçerek, soruşturmaların derhal yeniden açılması gerektiğini söylüyor.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı sonrası sonrasında Erdoğan Bayraktar’ın 17-25 Aralık Yolsuzluk soruşturması kapsamında çıkan ses kayıtlarının kendisine ait olduğunu kabul etmesine ilişkin; “Bu dosyalar milletin vicdanında kapanmamıştır. Şimdi bu itirafları, ucu nereye giderse gitsin, suç duyurusu kabul edip, bu bakanı ifadeye çağırabilecek bir cumhuriyet savcısı arıyoruz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Erdoğan Bayraktar’ın son açıklamaların ‘itiraf’ olarak değerlendirdi. Konuyla ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yapan Ağbaba, “Erdoğan Bayraktar; ‘Beni hırsızlık çuvalına attılar. Dosyamda ne varsa, hem tapeler hem teknik takip doğrudur. Telefon konuşmalarım A’dan Z’ye doğrudur’ demiş. Her şeyi itiraf etmiş! Yani 17-25; AKP’ye bir darbe girişimi! değil, düpedüz yolsuzluk ve hırsızlık operasyonuymuş.” ifadelerini kullandı

Ne olacak?

Ankara Kulislerinde, Bayraktar’ın bu açıklamalarının Savcılar tarafından nasıl karşılanacağı, soruşturmanın yeniden açılıp açılmayacağı merak konusu. Avukat Salim Şen, Halk TV’de katıldığı programda, Erdoğan Bayraktar’ın açıklamalarının AKP’nin döneme ilişkin bütün savunmalarını alt üst eden beyanlar olduğunu hatırlattı. Şen, “Bu açıklamalar yeni delil sayılmalıdır. 17/25 Aralık soruşturması, savcılık tarafından kapatıldı. Bir mahkeme tarafından yargılama yapılmadı, kovuşturma olmadı. Savcıların verdiği takipsizlik kararları hukukta kesin hüküm teşkil etmez. O kararın içeriğine ilişkin yeni bir husus ortaya çıktığı zaman savcılar res’en o kararlarını kaldırıp, soruşturmaya yeniden başlamak zorundadırlar. Bunun için müracaat da gerekmiyor. Bu açıklamalar savcılar açısından bir ikrardır, bir delildir. O dosyaların yeniden açılması gerekir.” dedi.

Bayraktar neyle suçlanıyor?

17 Aralık fezlekesinde Erdoğan Bayraktar, kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylatmak, imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yummak ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağlamakla suçlanmıştı. O dönem NTV canlı yayınına bağlanan Bayraktar, “Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın talimatıyla yapıldı. Başbakan’ın istifa etmesi gerekir” demişti.

*******

“YASAMA VE YARGIYA BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı) – Erdoğan Bayraktar ve Kemal Albayrak’ın açıklamaları durumun tespitidir. Denetim ve denetlenebilir olma demokrasinin vazgeçilmez kuralıdır. Yapılan itirafın ardından Meclis’e ve yargıya büyük görevler düşüyor. Meclisin denetleme görevini gerektiği gibi yapamaması, yargını görevini yapamaması ve engellenmesi Türkiye’de yönetişimin açık seçik kötü olduğunu gösteriyor. Erdoğan Bayraktar, bugün söylediklerini daha önce de ilk günden söyledi. Daha birkaç gün önce Süleyman Soylu, televizyon programında 17 / 25 Aralık’a atıf yaptı. ‘Benden önceki bakanların evinden para sayma makinaları çıktı’ demesi onu daha çok rahatsız etti, rüşvetle suçlananlar arasında olmayı kabul edemedi. Görevi kötüye kullandığını kabul etti ama hırsızlıkla suçlanmaya dayanamadı. Aslında hem onun hem talimatları verenin hem diğer isimlerin yargılanması gerekir. Artık mızrak çuvala sığmıyor, insanların sabrı tükendi, baskılara dayanma gücü azaldı… Halk da olayları daha iyi anlamaya başladı, karanlıkta kalan olayların açıklığa kavuşması lazım. Toplum ve muhalefet o günlerde peşinden gitmedi, şimdi gidilmeli, tedbirler alınmalı.

Deliller, yapılanlar, yaşananlar açık seçik ortada. Yaşanan gidişi görmemek hissetmemek mümkün değil. 17 / 25 Aralık operasyonu ile ilgili önümüzdeki günlerde bir takım eylemlerin yaşanması mümkün. Önümüzdeki günlerde hem yasamaya, hem yürütmeye, hem de yargıya büyük görevler düşüyor. Yasama Meclis’inde sonuç alınmasa da bir takım girişimlerin olacağını düşünüyorum. Soruşturma önergesi, araştırma önergesi teklifi, kanun teklifi yapılabilir. 17-25 Aralık, Yolsuzlukla Mücadele Haftası’dır, bunun kanunlaşması için tekrar teklif verilsin. Araştırma, soruşturma komisyonları kurulması için önerge verilsin, ilgili bakanlıkların ve Sayıştay’ın, Devlet Denetleme Kurulu’nun olayı denetlemesi istensin. Bütün kurumlar üstüne gitmeli, gitmeyenler işlem yapılacağını, gelecekte sorumlu tutulacağını bilmeli. Geç de olsa zaman yolsuzlukla mücadele zamanıdır. Partilerin şu anda Bayraktar’ın söylediklerini değerlendirip o süreci yönetmeleri, bir strateji geliştirmeleri lazım. Toplumsal barış istiyorsak adaleti hakim kılmalıyız. Güvenilmeyen yönetimin karşısına güvenilir bir yönetim olarak çıkmaktır çözüm.

“Şimdi ise yeni itiraflar var, sorumlular Yüce Divan’a sevk edilecekse şimdi edilmeli. Topluma da bunu göstermeleri gerekir. ‘Rüşvete karışmadım ama görevimi kötüye kullandım, bütün tapeler doğrudur’ diyor. Adaletten sapanlar ülkeyi felakete sürüklerler. Bugün ‘Temiz Eller’e başlama zamanıdır. İnsanlar şimdi eskisinden daha hassastır. Çünkü yaşanan ve yapılanları bizzat yaşayarak gördü. Bütün bunlar Türkiye’nin önüne bir şans getiriyor. O da bugünkü yönetimden kurtulmaktır

Ne söylediler, programa ve tüzüğe ne yazdılar, sonunda ne yaptılar. Dün neydiler, bugün ne oldular. Hiçbir konuda verilen sözler tutulmadı, bugün partinin oy durumu kamuoyu yoklamalarında düştü ama aslında onların da aşağısında.

Kemal Albayrak’ın söyledikleri ise bir durum tespiti. Çok günah var. Hem günah var hem de arınma isteği var. İktidarın getirdiği mevcut imkanlar kayboldukça, hukuka aykırılık artıyor. 10 /15 yerden alınan maaşlar, yandaşları kayırma, yolsuzluğun artığını herkes biliyor ve görüyor.

*******

“TOPLUMSAL DEPREMLERİN ENKAZINA GÖMÜLDÜK”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Türkiye; toplum, devlet, hukuk sistemi, adalet mekanizması, ekonomisi, siyaset yöntemi ve kültürel açılardan giderek her şeyi alt üst eden ve giderek şiddetlenen sürekli bir deprem fırtınası yaşıyor. Bu deprem fırtınası İnsan yapısı olup; toplumda yaşayan herkesi, doğal olarak bunu yaratanları da vurmaya başladı. Bilimsel çalışmalara göre, evrende bilinen en karmaşık yapı, insan beyninin işleyiş mekanizmasıdır.  Zaman zaman bazı insanlarda kısmi kaos yaşasa da, bu çok boyutluluğa rağmen insan beyni, belli bir sistem ve düzene sahip olduğu için işlevlerini etkin olarak yerine getiriyor. Bu denli karmaşık beyin ve zihin yapısına sahip insanların oluşturduğu toplum yapılanmaları da,(birkaç milyondan 1.5 milyara kadar)   görece istikrarlı işleyen bir toplumsal sistem ve düzen oluşturabiliyor. Nasıl ki beyindeki sinir ağları doğal evrim süreci içinde şekillenen işleyiş kural ve yasalar sayesinde istikrar kazanmışsa; toplumlar da, uygarlığın ve bilimin uzun evrim sürecinde test edilip denenmiş; ortak kabul görmüş, ortak akla dayalı kural, ilke, kurum ve yasalar sayesinde bu istikrarlı işleyişi kazanıyor. Oysa Türkiye’de son 15 yıldır var olan toplumsal kural, ilke, kurum, sistem ve düzeni iyileştirmek yerine; var olanlar da yıkılarak, dar bir çevrenin kişisel inanç, çıkar ve keyfi uygulamasına dayalı bir kaotik ortam yaratıldı. Bu kaotik ortam emir ve talimatlarla yönetilmek istense de, Sistem Biliminin açıklamalarına göre bu denli karmaşık ve çok boyutlu toplumsal yapılar, asla tek merkezden etkin olarak yönetilemez. Zira emir sistemleri kişisel olduğu kadar duygusal, tepkisel, keyfi ve günlük konjonktüre göre dalgalanma gösterir ve bu yüzden asla sistem işlevselliğine kavuşamaz. Hiçbir etik değer içermeyen kumpas davaları bu türken sahte bilgilerle keyfi olarak üretilen bir büyük bir deprem olarak toplumu sarstı. Buradan miras kalan sahte ve keyfi yöntemler yargı kurumları ve adalet sistemini tümüyle kontrolü altına aldı.  Bir toplum yapılanması için bu çok daha büyük bir depremdi. Yetmedi, devlet kurumları, çağ dışı, akıl ve bilim dışı işleyen tarikatlara peşkeş çekildi. Bu da büyük bir depremdi. Kutsal din hem siyasete, hem ticarete alet edildi. Bu da toplum için büyük bir deprem oldu.Bu kadar keyfi depremin arkasında FETÖ darbesi daha da büyük bir deprem olarak yaşandı. Artık bu akıl ve bilim dışı gelişmelerden ders çıkarılır ve aklıselime dönülür mü derken daha büyük bir deprem olarak parlamenter sistem tasfiye edildi. Yerine tek adam ve tek merkezden yönetilen otoriter bir yapı kuruldu.  Ülkenin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk ve yarattığı dahiyane eserlerini iktidarın değersizleştirme gayreti toplumda başka bir deprem yaratı. Bağımsız merkez bankasının bağımsızlığı yok edildi. Talimatla yönetilir oldu. Bakanlıklar karar mercii olmaktan çıkarıldı. Ülke sadece emir ve talimatlarla yönetilen bir yapıya dönüştü. Sistem biliminin öngördüğü gibi, bu tür yapıların yarattığı etkinsiz ve çarpık işleyiş sürecinin sonuçları toplumda etkin olarak yaşanmaya başladı. Yaşanan toplumsal ve sistemsel depremler arkasında çok sayıda enkaz bıraktı. Milli gelir 2013 den beri azalış trendine girdi. İşsizlik artış sürecine girdi. Enflasyon hızlandı. Toplumda yoksulluk ve yoksunluk baş gösterdi.  Pandemi ortamı bunun tuzu biberi oldu. Bu ortamda pandemi sürecininde emirle yönetilemeyeceği görüldü. Hukuk devleti yerini, kanun ve kararname sistemine bıraktı. Adalet yok oldu. Siyasette liyakat iflas etti. Biat üstün tutuldu. Cehalete övgüler düzenlendi. Tepedeki keyfilik tabana örnek olarak yansıdı. Rüşvet olağan görüldü.  Mafya liderleri ve trollere iş düştü.  Toplumsal değerlerde çözülme başladı. Ahlaki ve dürüst davranmak artık prim yapmaz oldu. Saflık ve enayilik olarak görüldü. İçerde ve dışarıda siyasileşerek yozlaşan dini örgütlerin kötü ellerdeki uygulamalarını gören erdemli Müslümanlar, “benim Müslümanlığım bu değil “ demeye başladı. İnsani değerler yozlaştırıldı. Yozlaşan siyasette muhalifler sokak ortasında darp edilir oldu. Toplumda kaba kuvvet ve kadınların katli ve çocuk istismarı daha yaygın duruma geldi. Muhalefet lideri sokak ortasında darp edildi. Darp edenler ya yakalanmadı. Ya da korundu.  Sedat Peker açıklamaları, Erdoğan Bayraktar ve Kemal Albayrak açıklamaları; Baran korkmaz ve R. Zarrab kara para aklama süreçleri yaşanan toplumsal deprem silsilesinin yaratığı enkazlar olarak ortalıkta duruyor.  Bütün bu olumsuzluk ve enkazın önce temizlenmesi; sonra da, yeniden akıl, bilim,  başarı, liyakat, hukuk devleti, uzlaşma, barış, dürüstlük, erdem değerleri üzerine inşa edilecek yeni toplum düzeni ve sistemini topluma kazandırmak gerekiyor. Bunun için herkesin aklın yoluna girmesi yanında, medya monopolünün algı yönetimi ile akıl tutulması yaşattığı insanların bu deprem sarsıntılarını beşik sallantısı sanıp uyumamalı. Zira sonuçta kötü hepimizi vuruyor.