Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye, Afganistan’da istikrarsızlığın aktörü yapılmak isteniyor

Afganistan konusuna sadece Afganistan’daki gelişmelerle sınırlı değil, daha geniş açıdan, bütün aktörleri dikkate alarak bakınca karşımıza çıkan tablo şöyledir:

ABD; Irak’la başlattığı Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) daha sonradan revize ederek Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’ne dönüştürmüş, 2001 yılında Afganistan’a kadar uzatmış, bu arada Suriye, Körfez ülkeleri ve Kuzey Afrika ülkelerinde de etki alanını genişletmiştir. Halen ABD’nin müdahale ettiği bütün ülkelerde inanç ve etnik temelli iç çatışmalar/savaşlar devam etmektedir.

ABD’nin Suriye’ye müdahale ettiği dönemde birdenbire IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) ortaya çıkmıştır. IŞİD ilk olarak 2013’de Irak’ta kurulmuş, 2014’de Musul ve Rakka’yı alarak ABD’nin müdahalesine zemin hazırlamıştır. ABD’nin IŞİD’le savaşı, Irak’ın Sincar ve Suriye’nin Deyrizor bölgelerinin ABD güdümündeki PKK/PYD’nin kontrolüne girmesiyle sonuçlanmıştır.

ABD’nin bütün çabasına(!) rağmen sadece iki yılda gücünü katlayan IŞİD; 2015 yılında Afganistan’da IŞİD-Horasan adıyla ortaya çıkmıştır. Bölgede bugüne kadar sesi ve etkisi pek duyulmayan IŞİD-Horasan; Taliban’ın ülkeye hâkim olmasının ardından bu sefer Afganistan’da eylemlere başlamıştır. Gerekçesi; Taliban’ı mürted (İslam Dininden dönen) olarak görmesidir. Bu durumda Afganistan’da da inanç temelli bir iç savaşın yayılması kaçınılmaz görünmektedir. IŞİD’in sahnede olduğu ülkelerde hiçbir kazanımı olmaması, aksine ABD’nin bu ülkelerde istikrarsızlığı yerleştirdiği dikkat çekmektedir. ABD’nin amacı bütün bölgede yıllarca sürecek bir istikrarsızlık ortamı yaratmaktır. Türkiye’yi de bu istikrarsızlığın aktörü yapmaya çalışmaktadır.

Şimdi biz böyle bir ortamda Afganistan’da Hamid Karzai Hava Alanının işletme sorumluluğunu alıp almamayı konuşuyoruz. Hem de arkamızda Birleşmiş Milletler ve NATO’nun desteği olmadan, sadece henüz meşruiyeti bile kanıtlanmamış Taliban’la görüşerek… Görünen o ki; sonuçta bu hava alanının işletmesi bizim üstümüze kalacaktır. Çünkü ABD böyle istemektedir ve bizim iktidarımız buna sıcak bakmaktadır. Taliban da bir taraftan “ihtiyaca göre karar vereceğiz” derken, diğer taraftan “güvenlik sorunu olmayacağı konusunda Türkiye’ye güvence verdik” diyerek niyetini açığa vurmaktadır.

Hava alanında görevlendirilecek Türk personel; sadece hava trafiğini yönlendirmekle sınırlı bir görev mi, yoksa lojistik dahil bütün işletme sorumluluğunu mu alacaktır? Söz konusu Afganistan gibi istikrarsız ve karma karışık bir ülke olunca, bütün işletme sorumluluğunu almak, bunun da ötesinde Afganistan gibi yıllarca sürecek iç savaşların kaçınılmaz olduğu bir ülkeye müdahil olmak ne gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir çok iyi düşünmek gerekmektedir. Afganistan’da hava alanı işletmeciliği kolay olacaksa neden ABD veya AB ülkelerinden birisi bu görevi üslenmemekte, bizim arkamızı sıvazlayarak cepheye sürmektedirler?

ABD; PKK’yı Irak ve Suriye’ye yerleştirmiş, yerini sağlamlaştırmıştır. Doğu Akdeniz’de İsrail’i yanına alarak, Kıbrıs Rum kesimiyle birlikte hakimiyet kurmuştur. Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesini hedefine koymuştur. Ege adaları ve Dedeağaç’ta üsler kurarak Yunanistan’la stratejik ortaklık tesis etmiştir. AB ile birlikte ülkemizi göçmen kampına çevirmektedir. Bölgede iyi ilişkiler içinde olduğumuz komşu ülke neredeyse kalmamıştır. Bunlar bizim için yakın tehditlerdir. Şimdi aynı ABD bizi Afganistan’a yönlendirerek bu yakın tehditleri gözlerden uzak tutmaktadır. Afganistan’da hangi alanda olursa olsun görevler almamız, ABD kuklası yönetimlerle işbirliğine girmemiz öncelikli konumuz değildir. ABD ülkemizi kuşatmaktadır. Nihai hedefi Türkiye’yi ve İran’ı dört bir taraftan kuşatarak kıpırdayamaz hale getirmek, bir iç çatışmaya sürüklemek ve Türkiye dahil bütün bölge ülkelerinin sınırlarını değiştirmektir. Bizim yapmamız gereken ABD’nin planlarına alet olmak değil, öncelikle çevremizdeki yakın tehditlerle mücadele etmektir. Bu da bütün bölge ülkeleriyle ilişkilerimizi olumlu yönde geliştirmekle, bütün emperyalist projelere karşı birlikte mücadele etmekle mümkün olacaktır.