Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türk turizminde son tango

2019 sezonunda çok güzel bir konuma gelmiş olan ülke turizmimiz, ne yazık ki 2020 ve 2021’de malum Covid-19 salgını nedeniyle parlak bir tablo sergileyemedi. Dünyanın tamamı gibi.

İçinde bulunduğumuz 2021 yılı başlangıçta güzel sinyaller veriyordu. Devamında da gerek yerli ve Rusya, Almanya, İran, Arap ülkeleri ve Ukrayna başta olmak üzere gerekse yabancı turist pazarlarımızda bir hayli rağbet gördük.

Bu işi biraz da Avrupa’da yaşamakta olan ve pandemi nedeniyle iki yıldır vatan hasreti çeken vatandaşlarımız sürükledi. Bu şekilde gelen vatandaşlarımız, yüzde 50 ila 60 civarında bir artışın yaşanmasını sağladı.

Bir başka önemli husus ise tesislerimizin konumu ve kalitesi itibariyle “çocuklu yabancı turistin” gelmesine uygun olmasıydı ki bu da talebi sürükleyen önemli bir faktör olarak ön plana çıkıyor. Gerek Alman ve gerekse Rus turistlerin tesislerde bu özelliği aradıkları bilinmektedir.

Bu yıl İstanbul başta olmak üzere Antalya, Muğla ve diğer merkezler Suudi Arabistan, Katar ve Uzakdoğu yöreli ve Arap orijinli turistlerin gösterdikleri rağbetle doluluk oranlarını yukarı seviyelere taşıdılar.

Genellikle Mayıs ortası ve Haziran’da ufak ufak başlayan artışlar, Temmuz ve Ağustos’ta iyi bir seviyeye yükseldi. Yerli turistin de artmasıyla tesis ve işletmeler biraz olsun nefes aldı.

ANCAK…

İngiltere, geçtiğimiz sezondan başlayarak Türkiye’ye adeta bir tür ambargo ve boykot uyguladı. Ülkemizin ismi, kırmızı listeden eksik olmadı. Buna Fransa’nın da katılması ise hiç iyi olmadı. İskandinav ülkeleri olan Danimarka, İsveç, Norveç ve Finlandiya’dan geliş olmayacağını zaten yazmıştım. İskandinavya’da dört sene görev yapmış bir kimse olarak bu bölgeyi ve bu ülkelerin turistini iyi tanıyorum. Yüzde 100 garanti olmadan hiçbir yere gitmezler.

Bununla birlikte Almanya, İngiltere ve diğer önemli pazar ülkelerinin AB içindeki turizm trafiğini destekleyici adımlar attığını da unutmayalım.

Ne olursa olsun, 2021 sezonunun Eylül ve Ekim aylarında Temmuz ve Ağustos’ta yakaladığı talebi bulamayacağı tahmin edilmektedir. Eylül ve Ekim’e sarkması tahmin edilen sezonun akıbetini; Avrupa’da ve Rusya’da okulların yüz yüze eğitim ile açılacak olması ve İngiltere ve Fransa’nın ülkemizi kırmızı listede tutmaya devam edecek olması gibi faktörler de etkileyecektir.

Tabi ki bu saydıklarımız, hiçbir turistin gelmeyeceği anlamını taşımıyor. Ancak büyük çaplı tesisler başta olmak üzere çok sayıda otelin düşük talep nedeniyle kapanmaları da kaçınılmaz olacaktır.

Ayrıca Akdeniz’de bir süredir ortalarda görülmeyen çok önemli bir aktörün, Mısır’ın yeniden turizme ağırlık vermeye başlaması ve çok düşük fiyatlarla pazara geri dönmesi önemli bir risk faktörüdür. Mısır bu politikasıyla özellikle Rus turistleri hedeflemektedir, yani bizim çok önemli bir pazarımızı.

Ne olursa olsun Antalya, beş milyonu geçen bir yabancı turist trafiği ve iç turistin de desteğiyle 2021 itibariyle salgın dönemini uygun şartlarda geçirmiştir diyebiliriz.

Sonuç olarak; evet, salgın önünde sonunda bitecektir. Bunun tam anlamıyla gerçekleşmesi ise 2025’i bulacaktır. Bu süreçte turizmde “önce fiyat” değil, “önce güvenlik ve istikrar” anlayışı belirleyici olacağını söylemek için müneccim olup yıldızlara bakmaya gerek yoktur.