Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Ayvalık’taki hazin tablo…

Geçen hafta cumartesi günü, Ayvalık’ta idim. “Kitap Fuarı” vardı ve o gün can dostum, tanıdığım “en velut yazarlardan biri olan” Recai Şeyhoğlu’nun imza günü vardı.

Eşimle beraber niyetimiz “o gece Ayvalık’ta kalmak” ve ertesi gün “kahvaltıdan sonra” İzmir’e dönmekti.

Nerdeeee… Ne otellerde, ne pansiyonlarda bir oda bulabildik. Sonunda pes edip, “gece dönmeye” karar verdik.

Fuar, Büyük Park’taki “antik tiyatroda açılmıştı”; deniz kenarında “birer ‘Ayvalık tostu’ yemek için” bir kafeye oturduk. Her taraf insan doluydu. Ayvalık’ta yaşayan ve “turistik işi olan” bir arkadaşımıza da telefon etmiştik, buluştuk. Obile bize bir oda bulamadı, onca yere telefon ettiği hâlde… “70 bin nüfuslu Ayvalık, bu aylarda 300 bini aşan misafir ağırlıyor. Altınoluk sahili insan seli!..” dedi.

“İmza” saat 19.30’da başlayacaktı, saat 18.30’a doğru Büyük Park’a gittik. İlk gördüğüm manzara… “Kitap Fuarı’nın açıldığı bölüm” bomboştu…

Ve… “bu boşluk” imza saatlerinde de, sonra yandaki “belediye lokantasında” akşam yemeğimizi yerken de devam etti.

Ne var ki, saat 21’e doğru Park’a akın akın insanlar gelmeye başladı, genç ihtiyar, kadın erkek, çoluk çocuk… Anfi’de “pop konseri vardı” ve gelenler “Kitap Fuarı’nın yanından, içeriye bakmadan” Anfi’ye koşturuyorlardı!..

İstanbul, Ankara, İzmir başta, yurdun dört bir yanından gelen misafirlerin, “anlaşılıyordu ki, ‘kitap pek umurlarında değildi; yaşasın pop!..”

Anadolu’nun 50’ye yakın köyünde “rahmetli annesi ‘Türkü Ana’ diye anılan Rahime Şeyhoğlu’nun adını vererek” kütüphane ve anı evi açan, o kitaplıklar için on binlerce kitap toplayan” “emekli öğretmen yazar” sevgili Recai Şeyhoğlu’na sürpriz oldu gelişimiz.

Bizim için sürpriz de, Recai kardeş ile yan yana imza günü yapan “Türk Hava Kuvvetlerinden emekli” Yücel Uysal’ı tanımak oldu. Onunla sohbet ederken, rahmeti “asker” babamı hatırladım… “Edebiyat ve şiir” denilince, “edebiyat hocalarına ders verecek kadar” bilgi sahibi olan ve kitaplarıyla, “bestelenen şiirleri” ile ömür boyu, askerlikle edebiyatı harman eden Babamı…

Yücel Uysal “Ömürden Nefese Aşk Ola” adlı şiir kitabında “Beni ancak iki varlık; biri ömür, biri nefes tek bir aşkta buluşturabilirdi” diyordu ve bu kitabı ile de buluşmuştu; “… Bir hayat; anlamlanabilmesi için / Bir yudum NEFES; / Bir de ÖMÜR ki işlensin bu fani gönüle ilmek ilmek / Hikayenin adı bir ÖMÜR’lük NEFES olsun / Her satırı hece hece aşk ve mutluluk kokan…”

Masanın üzerinde “çift rakamlara ulaşan kitaplarının arkasında” karşısındaki “ne yazık ki bir avuç insana sabır ve coşku ile “kitap / okuma / okutma” üzerine bir konuşma yapan Recai kardeşime gelince… “Anadolu aydınlanmasına hem öğretmen, hem yazar, hem kütüphaneci olarak” yaptığı büyük katkıları “yakından takip eden” bir dostu olarak, hep “hayranlıkla bakmışımdır”, anmışımdır, yazmışımdır!..

Nice kitaplara…

ERDEM… VE POLİTİKA

Kuran’a baktığımızda Hz. ALLAH (c.c) yaptıklarından bahsederken hep “BİZ” demiştir. Hoşgörü BİZ’le başlar. BİZ’le devam eder. Bu BİZ; sınırı, rengi, mevkisi olmayan BİZ’dir.

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?

Nihat Demirkol

Eşref’in duası – bedduası kabul olmuşa benzer; “kimse çalamasın” diye, ağaç sarıp sarmalamış; kucaklamış…

Ne demişti Eşref: “Kabrimi kimse ziyâret etmesin Allâh için! / Gelmesin reddeylerim billâhi öz kardaşımı / Gözlerim ebnâ-yı âdemden o rütbe yıldı kim / İstemem tek fâtiha, tek çalmasınlar taşımı.”

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

SÖZÜN ÖZÜ

Babam, 1940’lı yıllardan 50’li yılların başlarına kadar Doğu’nun Çaldıran ve Van’ında, Güney Doğu’nun Kilis, Mardin’inde, Güney’in Antakya Hatay’ında bölük / tabur / alay komutanlıkları yaptı. Yüzlerce kilometrelik sınırları koruyan ve kollayan o birliklerle… O günün “hava ve karada gözleme ve izleme teknolojisindeki yokluk şartlarının içinde” bile, “gecenin karanlığında gözden kaçan birkaç kişilik kaçakçı grupları hariç” kuş uçurulmazdı o sınırlarda… Ah… Ah… Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer!..