Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Kabile kültüründe adaletin terazisi

Adalet, insanların toplumsal yaşama geçmesi ile gündeme gelen, en temel toplumsal değer yargısı durumuna gelmiştir. Zira insanlar özünde eşit doğar ve eşit ölür. Ancak kısa süren insan yaşamında, toplumsal gücü ele geçirenler, diğer insanlara baskı, korku ve şiddet uygulamaya veya sadece kendi ego ve çıkarları yönünde davranmaya yönelebilirler. İnsanlık bu dengesizliğin çözümünü eşitlik, adalet ve hakkaniyet kavramları uygulamasını herkes için geçerli kılarak günlük yaşama taşıdı. Zira baskı ve korku başkalarına karşı kaba kuvvet yoluyla yaşam hakkını elinden alma şeklinde başlar ve her türlü güç ve iktidar kullanımına kadar uzanabilir. İnsanlık uzun mücadeleler sonrasında zayıfın ezilmesini önleme yönünde eşitlik, adalet ve hakkaniyet değerlerinin daha çok geçerli olduğu toplum sistemleri oluşturmaya yöneldi.  Bu arayış insanların hak etiğini alması veya suç işlediyse, suça mütenasip bir ceza verilmesi ilke ve kurallarını geliştirdi. Bu ilke kuralların toplumca benimsenip kabullenilmesi hukuk devletini yarattı. İşte “adaletin terazisi” kavramı hukuk devletinde herkesin eşit adil ve hakkaniyetli ilke ve kural ve kararlara muhatap olabileceği bir uygarlık yaratıp yaratmadığının ölçüsü oldu. Bir ülkede hukuk ve hukuk devletinin üstünlüğü ile adalet, eşitlik, barış ve güvenin tesisi durumunda adalet terazisi dengededir. Herkes kendi hakkını arayabilir, bunu elde edeceğine, uygulamalar ışığında inanır. Bununla birlikte bu ilkelerden ne denli sapılmış ise o ülkede terzinin dengesi o denli bozuk ve çarpıktır. Bunun bir anlamı, hukuk devleti ve açık toplum yerine, ilkel kabile kültürü ve kaba kuvvet egemen olmuş demektir. Böyle bir ortamda insanlar, hakka, hukuka, yönetime inancını yitirme sürecine girerler.

Şimdi AKP yönetimindeki Türkiye’nin karnesine adalet terazisinden bakınca giderek daha da çarpıklaştığı görülüyor.  Eğer Türkiye’de yüzbinlerce sayfalık sahte belgelerle kumpas mahkemeleri kurulmuş ve buna iktidar uzun bir süre göz yummak ötesinde destek bile vermiş ise adalet terazisinin bir kefesi yok olmuş demektir. Muhalifler konuşturulmuyor ve ana muhalefet partisi başkanı tertiplenen saldırılarla linç edilmek isteniyor; fakat bunu yapanlar temize çıkarılıyor; hatta ödüllendiriliyor ise terzinin bir kefesi yine yok demektir. Eğer muhalif bir gazetenin yorumcuları ve yine muhalif bir partinin yöneticileri sokak ortasında belli grupların saldırısı ile ağır darp ediliyor; fakat faillerine ceza verilmiyor ve korunuyorsa terazinin bir kefesi yine yok demektir. Muhalif TV yayınları baskı altına alınıyorsa terazi dengesi şaşmış demektir. Eğer bu uygulamalar iktidar ve hukuk devletinin sahibi olması gereken yargı mercileri tarafından korunup kullanılıyor ise durum çok daha vahim demektir. Zira sonuçta toplumda kaba kuvvet, korku ve baskı korunuyor demektir.  Korku ve kaba kuvvetin geçerli olduğu bir toplum ister istemez kutuplaşmaya yönelir. Böylesi bir durum ancak kabile kültüründe olabilir. Zira kabile kültürü kendi kabilesi dışındakilere düşman gözüyle bakar.  Düşmandan korktuğu gibi onu korkutmak ister.  Oysa çağdaş uygarlık baskı ve korkunun yerine, MaxWeber’in deyimi ile akıl ürünü hukuk kurallarını toplumsal sözleşme olarak herkese ve her gruba eşit, adil ve hakkaniyet ilkesi içinde uygular.  Türkiye’de AKP yönetimi, toplumdaki kültürel farklılıklarını siyasi ideolojisi için araç olarak kullanırken yandaşlık ideolojisi ile kapalı kabile kültürü gibi bir kültür ortamı yaratmaya hizmet etmektedir. Zira yandaş olan ve olmayan ayrımı iki kutuplu bir toplum yapılanmaya yönelir. Bu durumun bir kültür çatışmasına hizmet edeceğinden endişe edilmiyor mu? Bu tür tutumlar ve yaklaşımlar toplumsal bütünlük için büyük bir yanlış ve büyük bir hatadır. Çağdaş toplumda farklı kesimler arasında uzlaşma ve hoşgörü kültürünü beslemek gerekir; çatışma kültürünü değil. Mevcut iktidar ne yazık ki, uzlaşma ve hoşgörü yerine, toplumda muhafazakar kültür ve cehalete övgüler düzenlerken, Atatürk Aydınlanması ile başlayan çağdaşlığa tavır alan bir yaklaşım içinde bulunuyor. Bu ölçüde adaletin kefesi dengeden saparken sadece yandaş kesim için işleyen kefe dolmakta, öbür kefeyi boşaltılmaya yönelmektedir. Kısacası adaletin kefesini siyasi ideoloji çarpıtmakta olup;  çarpıtılmış adalet terazisi, toplum sağlığı ve bütünlüğü için önemli tehlikelere ortam hazırlar.