Huriye Serter: “Kadının yarını yok”

Girişimci İş Kadınları Federasyonu (GİFED) Kurucu Başkanı, “Kadınların daha çok görünür olması lazım. Daha iyi rol modellerin ortaya çıkıp ‘ben başardım’ demesi, diğerlerinin de onlardan cesaret alması lazım" diyor.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Selin TEKİN

Huriye Serter… Türkiye’nin ilk Girişimci İş Kadınları Federasyonu’nun (GİFED) Kurucu Başkanı… Samimi ve çalışkan…

Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Şan Bölümü’nden mezun olmasının ardından kariyerine başka alanlarda devam eden Serter, 1995 yılından beri Serter Büro Mobilya firmasında yönetici olarak görev yapıyor.

Huriye Serter, uzun yıllar Rotary Federasyonu, İZİKAD, Inner Wheel gibi pek çok Sivil Toplum Kuruluşunda üyelik ve yöneticilik yaptı.

İzmir İş Kadınları Derneği’nde (İZİKAD) 2017 yılından 2021 yılına kadar Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Serter, halen İzmir Kadın Kuruluşları Birliği’nde (İKKB) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyor.

Kadının ekonomik alanda güçlenirse her alanda güçleneceğinin altını çizen Serter, “Hayatın yarısıyız ama iş dünyasının yarısı değiliz. Türkiye’de 80 milyon kişiyiz, ortalama 40 milyonu erkek, 40 milyonu kadın. 40 milyon kadınının istihdamdaki durumuna baktığımızda 26 milyon çalışabilir yaşta kadın var ama bunların maalesef 8 milyonu çalışıyor. Bir yerde kocaman değerli bir potansiyel var. Ama o potansiyel değerlendirilemiyor. Halbuki değerlendirilse dünya çok güzel bir yer olacak. Bu 8 milyon kadının da sadece 4 milyonu kayıtlı, diğer 4 milyonu kayıt dışı işlerde çalışıyor. Yani kadının yarını yok.” diyor.

Türkiye’deki girişimcilerin sadece yüzde 8’inin kadın olduğunu hatırlatan Serter, “Girişimcilik tam kadınlar için bir oluşum. Girişimciliği gerektiren her türlü vasıf kadınlarda var. Çoğalması lazım. Şu an yüzde 8, bakalım GİFED 4 yıl sonra girişimci kadın sayısını artırabilecek mi? Bizim tüm derdimiz kadınların ekonomik olarak güçlü olması, ayaklarının üzerinde durabilmesi ve başka kadınları da güçlendirebilmesi.” ifadelerini kullanıyor.

İZİKAD öncülüğünde 8 iş kadını derneğinin bir araya gelerek kurduğu Girişimci İş Kadınları Federasyonunun Kurucu Başkanı Huriye Serter ile etkin rol oynadığı iş kadını derneklerindeki yolculuğunu, İZİKAD’ı, İKKB’yi, GİFED’i ve ‘iş hayatında kadın’ı konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz? Kendinizi anlatır mısınız?

İnsanın kendini anlatması çok zor… Aslında müzik öğretmeniyim. Dokuz Eylül Üniversitesi Müzik Eğitimi Şan Bölümü mezunuyum. Asker bir baba ve ev hanımı bir annenin kızıyım. 3 kardeşim var, ben en küçüğüyüm. Müzik öğretmeni olmak üzere çıktığım yolda kendimi iş dünyasında bulmuş biriyim. Belki de sonrasında içimdeki girişimcilik ruhunu keşfettim.  Ya da bir iş insanı ile evlenince o içimdeki ruh ortaya çıktı. Bilmiyorum… Ama geriye dönüp baktığımda ilkokul çağında bile o ruhun bende olduğunu görüyorum. Elbette okuduğum okulun bana çok faydası oldu. Ses tonunuzu, nefesinizi ayarlamaktan kürsü, sahne, topluluk önünde konuşabilme alışkanlığına kadar pek çok şey kazandırdığına inanıyorum. Evet, farklı bir sektör seçtim kendime ama müzik eğitimi ve öğretmenliğin de kattığı çok şey olduğuna inanıyorum. Bu sayede yetkinlik alanlarımı keşfettim. Sonrasında da kendime çok şey kattım, durmadım. Hâlâ daha “Nereden, ne öğrenebilirim? ”in peşindeyim. Önemli olan istemek…

“Hayalim opera sanatçısı olmaktı”

Müzik öğretmeni olarak çalıştığınız bir dönem oldu mu? İş dünyasına ne zaman adım attınız?

Her kadın gibi çocuk, evlilik, bambaşka bir ortama girmek beni de etkiledi. Yapmak istediklerimi biraz geciktirdi. Ben yine 3-4 yıl gecikmeli de olsa iş dünyasına adımımı attım. Okulun bitmesinin ardından hemen evlendim ve çocuğum oldu.  Tayinimi istedim ve Manisa’ya çıktı. Manisa yolu o zamanlar çok uzun sürüyordu. Evden çıkışım çok erken, eve varışım çok geç oluyordu; çocuğum da 2- 3 aylıktı. Bu tempoya iki ay zor tahammül edebildim. Çocuğumu kendim büyüteceğim dedim. Çünkü o zamanlar yeni evlisiniz ve ekonomik durumlarınız da çok iyi olmayabiliyor. Aileler sizden önceki kardeşlerin çocuklarına bakabiliyorlar. Dolayısıyla oğlumu 3 yaşına getirene kadar birlikteydik.  Benim hayalim aslında opera sanatçısı olmaktı. İzmir’de o yıllarda opera yeni açılmıştı, sanatçıya ihtiyaç vardı. Ben o olmayınca iş dünyasıyla devam ettim, 40 yaşına kadar çalıştım.

Sivil toplum kuruluşlarına nasıl katıldınız? İş kadını derneklerinde etkin rol oynamaya nasıl karar verdiniz?

İnsan belli bir seviyeye gelene kadar kendini düşünüyor. Gerçi şimdi onun öyle olamayabileceğini de düşünüyorum. Her ikisini de bazıları yapabiliyor, onları çok takdir ediyorum. Hem sivil toplum alanında çalışıp sosyal işlerle ilgilenebiliyor; hem de işini yürütüyor. Ama ben 40 yaşına kadar iş hayatında olmayı tercih ettim. Sonra öyle bir an geldi ki “Tamam” dedim, ben bu yaştan sonra da artık başkaları için bir şeyler yapmalıyım. 

Rotary’de başkanlık yaparken şunu gördüm. İnsanlarımızın toplumumuzun her şeye çok ihtiyacı var ama kadınlar beni daha çok kırılgan yaptı. Onların bir ele ihtiyaçları olduğunu hissettim. Onlar için politikalar üretmek, onlar için kanunlar, yasalar çıkarmak için uğraşmak ayrı ama onların bir kadın eline ihtiyaçları olduğunu hissettim. Başkanlığım döneminde Tepecik Genel Evinde bir proje yaptık. Ve oraya ilk kez bir sivil toplum kuruluşu girdi. Baro ile birlikte girdik. Orada kadın haklarını anlattık. Belki de hiçbir şey yapmadığımız söylenecektir. Sadece dokunduk. Arkasını belki getiremedik ama inanın o da çok önemliydi. O gün kadınlar üzerine çalışmak istediğimi fark ettim.

“Kadın ekonomik alanda güçlenirse her alanda güçlenir”

İZİKAD yolculuğunuz nasıl başladı?

İZİKAD 2008 yılında kurulmuştu. Kuruluşunun akabinde 2009 yılında İZİKAD’a girdim. Kendimi orada daha iyi ifade edebileceğimi, kadınlarla ilgili daha iyi işler yapabileceğimi düşündüm. Kadının ekonomik alanda güçlenirse her alanda güçlenebileceğini düşündüm. Ve dedim ki: Evet, ben burada olmalıyım. Ve o yıllardan bu yana ne görev verilirse her türlü işi yaptım. Her alanda, her komisyonda, yönetim kurullarında çalıştım ve 2017 yılında başkanlık sürecim başladı. 4 yıl başkanlık yaptım. İZİKAD süreci boyunca çok güzel işler yaptık. Bu başarı, oradaki insan kaynağının bu işe hevesli olması ile ilgiliydi. İZİKAD üyelerinin başarısıydı. Ben yalnızca oradaki lider kadınlara bir süre liderlik yaptım. Tabii ki üye profili STK’larda çok önemli. Sizi bir yerden bir yere o üye profili götürüyor. Öyle bir motivasyon oluyor ki içinde bulunduğunuz kurum bambaşka yerlere gelmiş. Başkanlarımız da temeli sağlam atmışlar, tuğlayı sağlam koymuşlar. Biz üzerine ne yapabileceğimizi düşündük. Benden sonra da 2021 yılında diğer yönetim kurulumuz geldi. Onlar da titizlikle bu sürdürülebilirliği sağlıyorlar.

STK’larda sizi başarıya götüren noktalar neler oldu? Liderlik süreciniz nasıl başladı?

Kadınlar, daha çok çocuklarının eğitim aldığı kurumlarda liderlik yapmayı öğrenebiliyorlar. Genelde kadınlar liderlik yapmayı karşılarına bir şans çıktığında tadıyorlar. O güzelliği, o hissi… Benim için de böyle oldu. Oğlum Milli Eğitim Vakfı okullarında okudu. O süreç içinde orada koruma derneği başkanlığı, okul aile birliği başkanlığı yaptım. Nereden başladım diye düşünüp geriye dönünce aklıma gelenlerden biri bu… Ama buna STK olarak bakmıyorum. Oradaki manevra alanı okulla sınırlı, bir de özel okul olunca yapacaklarınız zaten sınırlı oluyor ama yine de bir şeyler öğreniyorsunuz. Daha sonra okulun genel müdürü bana MEV Spor Kulübü’nün Genel Sekreterliğini önerdi. Çok şaşırdım. Spor Kulübünde Genel Sekreterlik yapacak kadar sporla alakam yok diyebilirim. 3 yıl da orada bu görevi yürüttüm. Öğrenmeye aç bir insanım. “Bu benim ilgi alanım değil ne yapacağım ki” diyerek bir kenara atmıyorum. Orada da bir şeyler öğrendim.  Daha da gerilere gidince, Bolu’da bir deneme okulunda ilk 4 yılımı okudum. 5. Sınıflardan okulun başkanı seçiliyordu. 4’lerden başkan yardımcısı, 3’lerden de sekreter. Ve bizler adaylığımızı koyuyorduk. Takımımızı kuruyorduk, yönetim kurulumuzu belirliyorduk. Sınıflara girerek propagandalar yapıyorduk ve ben hepsinde de o zincire katıldım. Okulun genel sekreteri oldum, okulun başkan yardımcısı oldum. Beşinci sınıfta başkanlığa heves ettim ama tayinimiz İzmir’e çıktı ve İzmir’e geldik. O yıllarda tohumları atılmış demek ki.

İzmir Kadın Kuruluşları Birliği’nde de Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyorsunuz. İKKB ile yollarınız nasıl kesişti?

İZİKAD, Birliğin üyesiydi. 38 tane kadın derneğimiz vardı. Beni de o yıl başkan adayı olarak düşünmüşler.  Ben de bunun üzerine düşündüm çünkü o yıllara kadar hep kadının iş dünyası ila ilgili çalıştım. Ama dediğim gibi ben iflah olmuyorum.  Orada neler oluyor? Benim eksiklerim neler? Onları da öğreneyim diyerek onayladım. O kadınların aralarında beni seçip oraya layık görmelerinden gururlandım. Benim için çok güzeldi, böylelikle kabul ettim. Bu son yılım. Önümüzdeki sene eylül ayında bitiyor, görevimi devredeceğim. Şimdi 50 kadın derneğimiz var. Sayı artarken kalitenin de artması gerektiğine inanıyorum. Orada da çok güzel işler yaptık. Hep “Kendimize ne katabiliriz?” diye düşünüp çalıştık. Zorlukları güçlükleri fırsata çevirmeye çabaladık.  Pandemi döneminde online eğitime başladık. İzmir Kadın Kuruluşları Birliğinden başkan olarak ayrılırken hayalim kurumsal, güçlü ve eşit dernekler bırakmak. Kimi aşağıda, kimi yukarıda kalmış değil… Onun için İKKB’de eğitime çok önem verdim. Gerçekten de vizyonlarını değiştirdiğimize inanıyorum. Yüz yüze toplantılar yapamasak da içim rahat bir şekilde tıpkı İZİKAD’da olduğu gibi görevimi yeni arkadaşlarıma bırakacağım. İKBB’nin yıllarca sürmesini diliyorum çünkü hak temelli çalışmalar çok çok önemli.

“GİFED uluslararası alana da açılacak”

İZİKAD öncülüğünde 8 iş kadını GİFED’i kurarak Türkiye’de bir ilki başardı. Siz de bu federasyonun kurucu başkanısınız. Bir federasyon kurma fikri nasıl doğdu?

İZİKAD’da yönetime geldiğimizde daha en başta uzak hedefimizi de belirlemek istedik. “4 sene sonra kendimizi nerede görmek istiyoruz?” diye sorduk. Kendimizi bir federasyonunun kurucu derneği olarak görmek istediğimizi söyledik. Federasyonun Ege Bölgesi ile sınırlı olmasını istedik. Çünkü federasyon gözümüzde çok büyük bir şey… İlk önce İzmir’de kurmak istedik ama İzmir’de kadın dernek sayısı az, onlarla bir federasyon oluşturulamazdı. O yüzden Ege bölgesinde karar kıldık. Dernekler Müdürümüz ile konuşmaya gittik. Müdür Bey, bize niye Ege Bölgesi ile sınırlı tuttuğumuzu sordu. “Bu kadar hizmet edeceksiniz, zaman vereceksiniz, maddi manevi koşturacaksınız. Türkiye’yi niye düşünmüyorsunuz? İzmir’e bu yakışır” dedi.  Bize cesaret verdi. Sonra yönetim kurulu ile konuştuk onlar da çok heyecanlandılar. “Yahu neden olmasın” dedik. Gerçekten de Türkiye çapında örgütlenmeye karar verdik, bunu genel kurulumuza sunduk. İnsan kaynağının öneminin altını yine çiziyorum.  Bütün derneklerimiz sadece bunu yapsalar başarıyı elde ederler. Her önüne geleni kayıt etmemeli dernekler. Genel kurulumuzda itirazsız kabul edildi. Bakıldığında İZİKAD ne kadar geziyor izlenimi olabilir. Tüm şehirlerimize iş yapmak için gittik. Elediklerimiz oldu. Çünkü titiz çalıştık.  Ve 8 derneğimiz ile birlikte GİFED’i kurduk. Bizim bir misyonumuz da uluslararası alanda Anadolu kadınının ne kadar güçlü olduğunu tanıtmak, Anadolu kadınlarının bir araya gelerek daha da güçlenmesini sağlamak. Çünkü hep İstanbul odaklı gidiliyor. Anadolu’da o kadar yetişmiş, işin içine girmiş iş sahibi kadınlar görmezden geliniyor. Biraz da onların örgütlenmesi için GİFED’i kurduk. Şu an 8’iz ama titizlikle çalışıp büyüyeceğiz ve uluslararası alana da açılacağız.

“Çalışabilir 28 milyon kadının 8 milyonu çalışıyor”

Kadınların iş hayatındaki yerini değerlendirir misiniz?

Kadınların iş dünyasında çok büyük problemleri var. Hayatın yarısıyız ama iş dünyasının yarısı değiliz. Türkiye’de 80 milyon kişiyiz yine ortalama 40 milyonu erkek, 40 milyonu kadın. 40 milyon kadınının istihdamdaki durumuna baktığımızda 26 milyon çalışabilir yaşta kadın var ama bunların maalesef 8 milyonu çalışıyor. Bir yerde kocaman değerli bir potansiyel var. Ama o potansiyel değerlendirilemiyor. Halbuki değerlendirilse dünya çok güzel bir yer olacak. Bu 8 milyon kadının da sadece 4 milyonu kayıtlı, diğer 4 milyonu kayıt dışı işlerde çalışıyor. Yani kadının yarını yok. Bu bizim üzerinde basa basa durmamız gereken bir tespit. İzmir nüfusu kadar kadın popülasyonu kayıt dışı çalışıyor. Çalışmayanlar da ayrı. Girişimciliğe bakıyorsunuz, bütün girişimcilerin sadece yüzde 8’i kadın girişimci. Girişimcilik tam kadınlar için bir oluşum. Girişimciliği gerektiren her türlü vasıf kadınlarda var. Çoğalması lazım. Şu an yüzde 8, bakalım GİFED 4 yıl sonra girişimci kadın sayısını artırabilecek mi? Ölçerek gitmek istiyoruz. Bizim tüm derdimiz kadınların ekonomik olarak güçlü olması, ayaklarının üzerinde durabilmesi ve başka kadınları da güçlendirebilmesi. Siyasete bakıyoruz, yine kadın rakamları yerlerde. Hadi parlamentoda, milletvekilliklerinde kota var. O kotadan fazlasını koymuyorlar. Peki Belediye Başkanlıklarında bizi engelleyen ne? Yığınla bu işi yapabilecek, donanımlı, bu işin eğitimini almış kadınlarımız var. Biri aday gösterirse ancak… “Ben adayım” diyen kadın zaten kazanamıyor ki… İstiyoruz ki burada da kota olsun. Bir ilçede 14 tane Belediye Başkanı varsa bunun yarısı kadın olmalı. Maalesef Türkiye’de kadın Belediye Başkanı oranı yüzde 3.4. Avrupa’da ise bu oran yüzde 15. Kadınların daha çok görünür olması lazım.

Kadının iş hayatında yaşadığı zorluklar nelerdir, bu zorlukların aşılması için neler yapılması gerekiyor?

Daha iyi rol modellerin ortaya çıkıp ben başardım demesi, diğerlerinin de onlardan cesaret alması lazım. Ben bu işin böyle çözüleceğine inanıyorum.  Eşit işe eşit ücret alamıyor kadınlar. Aynı okulları okuyor, aynı işi yapıyor ama eve gelindiğinde eşitlik bozuluyor, eşi eve geldiğinde oturup televizyon seyrederken kadın evde çalışmaya devam ediyor. Kadının problemleri çok fazla… Özel sektör kadın çalışan sayısı 150’den fazla olursa ancak kreş açılabiliyor.  Bunu da istemiyoruz.  Neden sınır koyuyorsunuz?  Ne yapıyor bu sefer, yüzde 50 çalışandan fazlasını kadın yapmamak için kadın çalışan sayısını 150 ile sınırlıyor. Tüm bunlar kadının ekonomide yer almasına sınır çiziyor, zorlaştırıyor. Biz tüm bunlara çare olsun diye GİFED’i kurduk. Ve göreceksiniz ilerleyen yıllarda sadece Türkiye’de değil uluslararası alanda da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Belki 5 yıl sonra konfederasyon olacağız. Gereken sayıya ulaşabilmemiz için de iş kadını dernekleri federasyonlarının sayısının çoğalması gerekiyor. Niyetimiz rol model olmak… Bu federasyonlar çoğalsın ve bir konfederasyona doğru gidelim.

“İzmirli kadınların temsil yeteneği çok fazla”

Kadın denilince İzmir, sosyal hayat, iş hayatı, örgütlenme bakımından ülkenin hangi sırasında yer alıyor?

İzmir bence birinci sırada yer alıyor. Bunu ölçemiyoruz. Aslında bu da bir problem, bizim bugüne kadar veri oluşturma sistemimiz olmamış. İzmir’de kaç tane girişimci kadın var?  O girişimci kadınlar kendi içlerinde nasıl ayrılıyor? Aile şirketini yöneten kaç kadın var? Yönetim Kurullarındaki kadın oranları nedir? Bunların hiçbiri ölçülmemiş. Görüşüm ise biz derneklerle iletişim için Anadolu’yu gezerken hep İzmirli kadınların farklı bir yere konulduğunu ve onlara özenildiğini gördük. Ve biz farkında olmadan rol model olduğumuzu anladık. İzmirli kadınlar olarak bizim temsil yeteneğimiz çok fazla. Kıyafetimizle, oturmamızla, kalkmamızla, özgür duruşumuzla, konuşmalarımızla bunu insanlara çok çabuk geçiriyoruz.  İzmir’deki aile yapısının ve erkeklerin de bunda çok büyük etkisi var. Biz öyle büyümüş ve yetişmiş kadınlarız.  İzmirli kadın tabii ki eğitimli, okumuş kadın. İş dünyasındaki kadını anlatırsam böyle. Ama bir grup da var ki üniversite bitirmiş ama çalışmıyor. Aile şirketleri çok fazla ama aile şirketi deyip geçiştirmemek lazım. İzmirli ailesi, yılların birikimini genç kadına iç rahatlığıyla teslim edebiliyor, o güveni var. Kadınların bu küçük işletmelerde de çok başarılı olduğunu görüyoruz. İzmir’deki kadın hiçbir şey yapamasa yaptığı takıları bir tezgâhta satabiliyor. İzmir’de otobüs şoförü, metro, tramvay kullanan, temizlik çalışanı kadınlar görebilirsiniz. “Bu yüzyılda bunlarla mı övünüyorsunuz?” diyeceksiniz. Ama bunlar da kadının istihdamda yer alması için önemli şeyler. Tabii ki kadınlar bilimde, sanatta, mühendislik alanlarında var olsunlar istiyoruz. Genç kızlarımız da çok iyi işler çıkarıyorlar, uluslararası alanda ödüller alan kızlarımız var. GİFED olarak bunların hepsini görünür kılmak istiyoruz.

Afganistan’da yaşananlara dair değerlendirmenizi paylaşır mısınız?

Afganistan’da yaşananlar içler acısı… Allah kimsenin özgürlüğünü, bu yolla kimsenin elinden almasın. Hiç kimse böyle bir durumu istemez tabii ama maalesef Afganistan’da böyle bir durum var. Afgan kadınlar evlerine kapanmış durumdalar şu an. Çünkü çıktıkları an sudan sebeplerden ötürü her türlü tacize, işkenceye maruz bırakılabilirler. Bir ülkenin ne hale geldiği zaten kadınına baktığınızda anlaşılıyor. Şu an evdeler, kaçabilenler kaçtı.  Müthiş eğitimsiz bırakılmış bir halk var. Ancak kaçabilen kanaat önderi birkaç kadının çığlıklarını duyabiliyoruz.  Bir şey yapamıyoruz ama onların yanındayız. Her an, her türlü manevrada biz onlarla birlikte davranacağız. O kadınların orada uzun bir süreç geçirmelerini istemiyoruz. Onun için her zaman yanlarındayız bizden ne yapmamızı isterlerse… Kadınların bir an önce ev hapsinden kurtulmaları, o burkalardan çıkmalarını istiyoruz. Bir ülkenin laik olması gerekir. Din herkesin kendi içinde yaşadığı bir olgudur. İslamiyeti bu şekilde göstermeleri de bizim içimizi çok acıtıyor. Onun için biz Türkiye’deki kadınlar olarak kendimizi daha iyi anlatmak, tanıtmak gereği de hissediyoruz. O kadınların yeniden 70’li yıllardaki hallerine dönmeleri için elimizden gelen her şeyi yapacağız.