Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Son 5 yılda memura yüzde 44,5 zam; enflasyon yüzde 105,3!..

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in Türkiye gündeminin başında olan olay ve gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı. Kışlalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 gün içinde “Afganistan / Taliban ve Afgan mülteci akını konusundaki söylemlerindeki değişiklik, Afganistan, dış politika, Türk Askeri’nin Afganistan’dan çekilmesi, Irak’tan, Suriye’den, Libya’dan sonra, Taliban’ın Afganistan’ında da “Türk askeri” istenmemesi, Rusya, Türkiye ile “yeni bir S – 400 anlaşması yapılacağı” konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Erdoğan’ın 10 gün içinde “Afganistan / Taliban ve Afgan mülteci akını konusundaki söylemlerindeki değişikliği nasıl yorumluyorsunuz?

K – Ben değişiklikten çok “gel – git” olarak görülebilecek bir arayış peşinde olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Avrupa sırf kendi vatandaşlarının güvenliğini ve refahını korumak için sınırlarını kapatarak bunun dışında kalamaz. Türkiye’nin Avrupa’nın mülteci ambarı olmak gibi bir görevi, sorumluluğu, mecburiyeti de yoktur” da dedi, “Kapımıza gelenlere sırtımızı dönecek cibilliyette bir toplum değiliz” de dedi. Ama Taliban’a ilişkin hep sıcak mesajlar verdi ve verdirdi. Erdoğan, mülteci akınının kendi tabanında yarattığı rahatsızlığı kamuoyu yoklamaları ve diğer kaynaklardan izleyerek de açıklama yapıyor, Batı ile yapmış olduğu ortaya çıkan “Afganların Türkiye’de sabitlenmesine” ilişkin anlaşmaları da, kendisinin bekası açısından “vazgeçilmez” gördüğünden, kapıları kapatmayacak açıklamalara da başvuruyor. Yapmak istediği; iç siyasette sıkıntı yaşamayacağı bir ortamı ve fırsatı oluşturarak Afgan sorunundan kendisine bir rol ve pay çıkarmak.

GÖZLEM – Erdoğan’ın “anketlerde ortaya çıkan halkın tepkisi” ve muhalefetin sert eleştirileri ve de Cumhurbaşkanı’nın “yumuşama mesajlarına” karşı, Cumhur ittifakının küçük ortağı Devlet Bahçeli, sert ifadelerle muhalefete yükleniyor ve “Türk askeri Afganistan’da kalmalı” diyor. Dış politikada bile “sertlik ve gerilim senaryolarını yazıp devam ettirmek” sizce ne anlama geliyor?

K – Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına ben hep iki pencereden bakıyorum. Birincisi Türkiye milliyetçilerinin duygularını okşayacak şekilde kendi tabanına hitap ediyor. Öte yandan da; elindeki seçenekleri açık tutup ortağının işini kolaylaştırıyor. Bahçeli’nin çoğu açıklaması bu iki amaca beraber hizmet etmeye yönelik. Sadece son dönemde mülteci göçüne dönük açıklamalarıyla iktidar ile ters düşüyor görüntüsü yarattı. Bunda da yine tabanını “okşarken” AKP’ye “ayar çekiyor” havasını verdi. Bu tür “Atatürk’e saldırılarda” da görüldüğü gibi iktidar politikalarının aksine yaptığı çıkışlarının eninde sonunda “kayda değer” bir politika değişikliğine yol açabileceğini, düşük bir ihtimal de olsa, ben bir noktada bekliyorum.

GÖZLEM – Atatürk’e hakaret eden Ayasofya imamı hakkında “aradan bunca zaman geçtiği hâlde, gereğinin yapılmayarak emekliliğinin beklenmesi” ve de “Resmi kıyafeti, cübbe ve takkesi ile Tarikat Şeyhine giden” Amiral’de de “30 ağustosa kadar beklenip” emekli edilmesi” konularındaki görüşünüz?

K – Buna, FETÖ’cüler tarafından kurgulanıp yürütülen 28 Şubat davasındaki eski komutanlara ilişkin hükümleri de ekleyebiliriz. Yapılan bir “öç alma” ve “gözdağı verme” ayarıdır. İktidar dinci kesimlerin içine su serpecek icraatlarıyla hem kendi tabanını “bir arada” tutuyor, hem de politikalarıyla ilgili yaşanan olumsuzlukları bu ideolojik icraatları ile unutturmaya çalışıyor.

GÖZLEM – Irak’tan, Suriye’den, Libya’dan sonra, Taliban’ın Afganistan’ında da “Türk askeri” istenmedi. Ve Türk askeri, Afganistan’dan tahliye edildi. “Yabancı askerler gitmeli” kararlarının içinde “TSK’nın da bırakılması” konusunda ne diyorsunuz?

K – Taliban bu konudaki çizgisini daha Kabil’i tam olarak almadan açıklamış ve Türkiye de dahil herhangi yabancı bir ülkenin askerinin toprakları üzerinde kalmasını bağımsızlık sorunu olarak göreceklerini bildirmişti. Taliban’ın kesin açıklamalarına karşın iktidar görüşme kapısını açık tutup Afganistan’da bir rol üstlenmeye çalıştı. Ancak son tahliye kararıyla bu kapının en azından şimdilik olmak üzere kapandığı anlaşılıyor. Tabii bu süreçte Afganistan’da kurulacak yeni hükümet ile bir anlaşma yapılıp, yeni bir Meclis kararıyla Türk askerine bu ülkede bir görev biçilebilir mi? Ben iktidarın, Erdoğan’ın ifade ettiği “ideolojik benzerliklerini de dikkate alarak” bir şekilde Taliban ile ipleri koparmayacağını ve kendilerine göre “olumlu” bir zeminde ilişkileri yürütmeye çalışacaklarını düşünüyorum. Tabii Türk askeri Kabil’de kalmış olsaydı bu çok zor olurdu, ama şimdiki durumda 180 derece çark ederek almak zorunda kaldıkları “tahliye” kararının işlerini kolaylaştıracağı muhakkak.

GÖZLEM – Rusya, Türkiye ile “yeni bir S – 400 anlaşması yapılacağını” açıkladı. ABD’nin “yaptırım tehdidi” yüzünden, “depolara hapsedilen S – 400’ler” hiçbir işe yaramaz ve işletilemezken, bu açıklama, sizce neyi ifade ediyor; ABD tepkisiz kalabilir mi?

K – Rusya bu açıklamayı iki hafta önce de yapmıştı. ABD sessiz kaldı. Biden yönetiminin sessiz kalması, Erdoğan ile Haziran ayında yaptığı görüşme sonucunda Türkiye’den talep ettiği -bir kısmını şimdiden gördüğümüz, bir kısmının da sonradan ortaya çıkacağı anlaşılan- ödünlere “olumlu” yanıt almış olduğunu gösteriyor. Biden ve ABD yönetiminden S-400’lere veya Doğu Akdeniz’e ilişkin en son ne zaman olumsuz bir çıkış geldi? Ben Erdoğan yönetiminin de, ABD ve Batı ile tam ilişkileri düzene soktuğunu düşünürken, yeni bir parti S-400 alarak ortalığı gereceğini sanmıyorum. Rusya’nın bu açıklamaları daha çok Türkiye’nin ABD ile olan yakınlaşmasını engellemeye yönelik.

GÖZLEM – “Tarım ve Orman Bakanı’nın iki danışmanının sabıkalı çıkması ile ilgili iddiaların gerçek olduğuna dair” gazete haberlerini okumuşsunuzdur. Bu ülkede MİT, Polis istihbaratı yok mu; “bakanlıkların en üst kademelerinde görev alanların geçmişi” incelenmez mi? Bu haberler doğru ise nasıl oluyor, bu atamalar?

K – Haberlerin doğru olduğu anlaşılıyor. İşin hukuki yanı bir tarafa, böyle bir durumun ortaya çıkması sonucu bu iki danışman niye görevden alınmıyor, ya da moda deyimle “görevlerinden aflarını istemiyorlar?” Erdoğan, konu ne olursa olsun, muhalefetin gündeme getirdiği “yanlışlıklarda” geri adım atarak durumu düzeltmeyi bir “yönetim zaafı” olarak görüyor ve böyle bir algı yaratmak istemiyor. Onun için bana göre zamanı geldiğinde bu danışmanlara, belki de bakanlarıyla beraber, görevden el çektirilecektir, ama böyle bir icraatın, muhalefetin bu konuyu ortaya çıkartıp üstüne gittiği bir dönemde olmasını beklemem.

GÖZLEM – Memurlara ve memur emeklilerine yapılan zamlar da, SGK emeklilerine yapılan zamlara benzedi. Enflasyon zamları daha başta yuttu, görüşünüz?

K – Açıkçası son dönemde ortaya çıkan birkaç göstergeden Erdoğan’ın erken seçimi ciddi ciddi düşündüğü ve bu yönde bir konjonktür hazırlamaya çalıştığı fikrine kapılmıştım. Bu nedenle de, alt kademelere dahi olsa, memura da, kamu işçilerine olduğu gibi beklenenden daha yüksek bir zam verileceğini düşünüyordum. Ancak yüzde 5 artı yüzde 7 şeklindeki zam oranı, hem AKP’li sendikanın istediği yüzde 21 artı 600 TL artı yüzde 3 refah payı şeklindeki oranların, hem de yüzde 18,95’lik mevcut enflasyonun çok altında kaldı. Son 5 yılda memura sırasıyla 2017’de yüzde 7,12, 2018’de yüzde 7,64, 2019’da yüzde 9,2, 2020’de yüzde 8,16 ve 2021 için de yüzde 6,1 zam yapıldı. Buna karşın resmi enflasyon sırasıyla 2017’de yüzde 11,92, 2018’de yüzde 20,3, 2019’da yüzde 11,84, 2020’de 14,6 ve bu yıl temmuz itibarıyla da yüzde 18,95 oldu. Dolayısıyla son 5 yılda memurun aldığı yüzde 44,5 zamma karşın enflasyon yüzde 105,3 olarak gerçekleşti. Buna göre memurun eline geçen maaş reel olarak neredeyse yüzde 30 geriledi. İktidar herhalde o kadar partizan bir şekilde kadrolaştı ki, memura kaç yıldır enflasyonun bu kadar altında zam vermesine karşın bu kesimden kaynaklı ciddi bir oy kaybına uğramayacağını değerlendiriyor olsa gerek!