Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Boğaziçi’nden sesler; ama “bunlar” güzel sesler!..

Pazartesi gecesi, TV karşısında “Galatasaray – Hatayspor maçının canlı yayınının başlamasını” bekliyordum. Daha epey zaman vardı. Kanallar arasında zaping yapmaya başladım. Birden “büyülü” bir sesten salona yayılan Türk Sanat Müziği nağmelerini duyunca, durdum. TRT Müzik’te idim… Ve ekranın sağ al köşesinde “Boğaziçi Sesleri” yazıyordu…

Boğaziçi Sesleri?… Hiç duymamıştım. Kanaldan program bitene kadar ayrılamadım ve Galatasaray’ın maçın başında yediği golü seyredemedim.

Programda kimler ve neler yoktu ki… Yesari Asım Arsoy’dan, Muzaffer İlkar’a, Yahya Kemal Beyatlı’dan, Orhan Seyfi Orhan’a, Artaki Candan’dan, Zaharya Efendi Mir Cemil’e, Hüzzam’dan, Nihavent’e, Hicaz’dan, Hüseyni’ye kadar… Dahası, Kendilerinin “bestekâr ve güftekârlığı yaptığı” şarkılara kadar…

Ekranda “dört genç” müzisyen vardı; tanbur ve lavtada Muaz Ceyhan, klasik kemençede Neva Günaydın, kanunda Çağlar Fidan ve solist Burcu Göktürk…

İnternet’e girdim, araştırdım. Birkaç konser videolarını buldum. Dinledim. Ve de…

Ekşi sözlükte “onlar için yazılan” yorumlar buldum. İşte bir tanesi…

“İlhamını Boğaziçi’nden alıp gönlümüze girebilen zarafet timsali bir müzik grubu.

Türk müziğinin geldiği noktada piyasa üslubundan, akşam sefası anlayışından ve ısrarla arabesk hâle getirilmeye çalışılan kendi müziğimizi yine kendi elimizle yozlaştırmaya ya da müziğin kaderini amatör korolara teslim ettiğimiz bir zamanda taze bir nefes gibi dünyamıza girdiler.

Zira belli başlı makamların belli başlı şarkılarından ibaret sanılan ve aslında özü unutulan klasik Türk müziğini bu müziğin sevdalılarına dinletiyorlar.

Eserleri icra ederlerken öyle bir işliyorlar ki saz ve ses aynı ahenkte duyuluyor. Ruha hitabı da, aynı o ahenk gibi, eski zamanda kalmış ruhları tam da o zamanlara taşıyor.”

Türk Sanat Müziği’ni sevenlere mesajımdır; konserlerini kaçırmayın, internetteki videolarından onları dinleyin…

TRT, onları, “sık sık” ekranlarına davet etmeli!..

Erdem ve… Politika…

Bilinen o ki, ahlak inci gibidir, çamura bulansa da yine incidir. Ahlaksızlık ise toz gibidir, göklere yükselse de yine tozdur.

Ali Naili Erdem

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?

Nihat Demirkol

Sözün Özü

Bu hafta “sözün Özü” tarih yapraklarından:

İnsanlar binlerce yıl önce, mesela Nil Nehri kıyılarında “sellerin aynı dönemlerde meydana geldiğini ve aynı yerleri bastını fark etmiş”, barınakları ve tarlaları için “sellerin erişemeyeceği yerleri” seçmişler. 2021 yılında ise, Diyanet İşleri Başkanımız, 80’den fazla can alan Batı Karadeniz’deki sel felaketi için “Allah’ın takdiri” diyor. Gerçekten öyle mi?..

İnternet’ten “esen” Rüzgarlar!..

O bir damla göz yaşı Afganistan için mi, yoksa “Afgan kadınlar” için mi?..