Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

ABD, Afganistan’da silahları bırakarak çekildi

Ben Afganistan’da yaşananlara “ne olacak bu Afganistan’ın ve Afgan Halkı’nın durumu?” merakıyla değil, ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafyada yaşananlarla kıyaslanarak, “ibret penceresinden” bakılması gerektiğini düşünüyorum.

Bilindiği gibi Afganistan’da İslamcı hareketler Sovyetler Birliği’ne karşı mücadele gerekçesiyle başladı. O dönemde ABD, SSCB’nin işgal güçleriyle savaşan İslamcı Afgan mücahitleri desteklemek için para ve silah yardımı yapıyordu. Bu ortamdan yararlanan Taliban; Afganistan ve Pakistan’daki dinci eğitim veren okullarda (medreselerde), radikal İslamcı kadrolar elinde yetişmiş 50 kadar öğrenci tarafından 1994 yılında kuruldu. Kuruluş felsefesini Afganistan’da şeriata dayalı bir İslam devleti kurmak olarak ilan etti. Afgan halkına kendisini kabul ettirmek için “barış içinde bir yaşam, yoksulluk ve yolsuzluklarla mücadele” sözü verdi. Bu sayede kısa zamanda kabile reisleri tarafından yönlendirilen halk kesiminin desteğini aldı.

SSCB dağılmadan önce İslamcı mücahitleri destekleyen ABD, 11 Eylül 2001’deki El Kaide saldırısından sonra radikal İslamcılarla mücadeleyi bahane ederek Afganistan’ı işgal etti. ABD ve müttefiklerinin Afganistan’daki 20 yıllık varlığı Taliban’ı geriletemedi, aksine daha da güçlenmesinin önünü açtı. Bugün Taliban 85-90 bin kadar silahlı gücüyle, hiçbir direnişle karşılaşmadan 10 günde ülkenin bütününü kontrolü altına aldı. Modern silah, araç ve gereçleri olmadan, “süper güç” ABD ve müttefiklerine rağmen, bunların ülkeden çekilmesinin tamamlanmasını bile beklemeden…

ABD çekildiği üslerdeki silah, mühimmat, araç ve gereçleri planlı bir şekilde tahliye etmek, tahliye edemediklerini imha etmek ya da Afganistan resmi ordusuna teslim etmek yerine olduğu gibi bıraktı. Taliban da hiçbir engelle karşılaşmadan bunlara kolayca el koydu. Çekilme harekatının önemli prensiplerinden birisi; harp silah, araç ve gereçlerini sağlam bir şekilde düşmana bırakmamaktır. Buna rağmen ABD bunları adeta teslim etti, Taliban’ı silah ve mühimmatla donattı. (Buraya bir soru işareti koymak gerektiğini düşünüyorum.)

Taliban başkent Kabil’e ilerlemesine başlar başlamaz, başta Cumhurbaşkanı Eşref Gani olmak üzere çok sayıda siyasi kadro ve üst düzey komutan, saraylarında sakladıkları paralardan taşıyabildiklerini valizlere doldurup ülkeden kaçtılar. Başsız kalan yerel yöneticiler ve silahlı kuvvetler de hiçbir direniş göstermeden teslim oldular. Zaten ABD’nin sağladığı rüşvet ve parasal destekle kurulmuş olan yönetim ve güvenlik sistemi ABD desteğini kesince dağılmaya hazır hale gelmişti.

Basiretsiz, beceriksiz, rüşvetçi, çıkarcı, işbirlikçi yöneticiler, sivil halkta; bağımsızlık, vatan sevgisi, ulus bilinci, çağdaş düşünce yapısı, birlik-beraberlik ve direniş azmi oluşturmak için hiçbir çaba sarf etmediler. Ülkelerinin zengin doğal kaynaklarını emperyalizme peşkeş çektiler. Vatandaşlarını emperyalist devletlerin paralı askeri yaptılar. Halkı “barış içinde bir yaşam, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele, demokrasi ve özgürlük” söylemleriyle kandırarak saraylarında şatafat içinde yaşam sürdüler. Sadece karnını doyurmak için şartlanmış insanlar, kendilerine empoze edilen yaşam biçiminin etkisiyle emperyalist güçlere hizmet etmekte sakınca görmedi. Sonuçta yüzüstü bırakılınca; yalınayak, başı çıplak bir vaziyette, ailelerini bile arkalarında bırakarak, ölümü bile göze alarak doğup büyüdükleri yurtlarından kaçmaktan başka çare bulamadılar.

Ben bu durumun dersler alınması gereken bir ibret tablosu olması gerektiğini düşünüyorum. Kendi ülkesinde en küçük bir eleştiriyi darbecilik olarak gösterenlerin, Afganistan’daki darbeci Taliban’la ilişkiyi kurmaya çalışmasını yadırgıyorum. “Taliban’la aynı inancı taşıyoruz”, “Afganistan’dan dönmek demek Anadolu coğrafyasını tehlikeye atmak demektir” gibi söylemleri samimi ve gerçekçi bulmuyorum. Bölgemizin tıpkı Afganistan gibi tehdit altında olduğu gerçeğinden hareketle; birtakım çıkar odaklarının inanç ve kültür değerlerini istismar ettikleri, emperyalistlerle işbirliği içinde oldukları kanaatindeyim. Bu nedenle, Büyük Önderimiz Atatürk’ün şu sözlerinin akıllardan çıkarılmaması gerektiğine inanıyorum:

“En büyük düşman, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir.”

“Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”

“Topraklarımıza göz dikerek saldırmak isteyen düşmanın, dini ele alarak birçok fitne ve fesatla halkı kandırmaya kalkıp, türlü entrikalar çevirmekten çekinmeyeceği de muhakkaktır. Önünde dervişler, hacılar, hocalarla gelecektir. Din adamlarını elinde silah olarak kullanacaktır.”

“Kaleyi içinden almak dışından zorlamaktan çok daha kolaydır!”