Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Taliban’la görüşür, Muhalefetle, Esad’la, İran’la görüşmez, çünkü…

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki olaylar ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, Afganistan’da yaşanan gelişmeler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Taliban ile görüşebilirim”, Türkiye’ye yönelik “sığınmacı, göçmen, mülteci” istilası, orman yangınları ve sel felaketleri, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile basın toplantısında Atatürk ile ilgili sözlerinin tercüman tarafından “sansür” edilmesi, kamuoyu anketleri konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

******

GÖZLEM – “Afganistan sorununu çözmek için Taliban ile görüşebilirim, liderlerini kabul edebilirim” diyen Erdoğan, ülkenin en önemli ve hayati sorunları ortada iken ve sürerken, neden “muhalefet partisi liderleri” ile görüşmüyor?

K – Muhalefet partisi liderlerinden elde edeceği bir kazanç yok da ondan. Erdoğan için Kabil Havaalanı konusu “iktidarının bekası” açısından çok önemli. Erdoğan’ın ABD ile, her ne kadar ABD inkâr etse de, üstü kapalı bir anlaşmaya varmış olduğu anlaşılıyor. Afganistan’daki havaalanı ve Afganistan’dan kaçan ABD yanlısı Afganların bir kısmının Türkiye üzerinden geçmesine, büyük kısmının ise Türkiye’de kalmalarına dönük göç ile ilgili taleplere karşılık ABD’nin S-400’ler başta olmak üzere üç ay öncesine kadar ortalığı velveleye verdiği tüm konularda geri adım attığı ve bu konuları sümenaltı ettiği ortada. Erdoğan’ın da Afganistan konusunda ABD’ye istediği çizgide “sonuna kadar” destek vermeye niyetli olduğu belli oldu. Son olarak Dış İşleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu “Taliban’ın mesajlarını olumlu karşılıyorum” sözlerini savunurken yaptığı “Yabancı meslektaşlarım da ülkedeki vatandaşlarının tahliyesi için bizi arıyor. Mehmetçik, havaalanının kontrolünü sağlayarak onların da tahliyesine destek oluyor” açıklamasından, iktidarın ne olursa olsun kozlarını arttırmak adına Kabil havaalanında bulunma tasarrufundan vazgeçmeyeceğini, vazgeçmek istemediğini anlıyorum. İktidarın havaalanından ayrılma niyeti yok. Bunu hayati bir koz olarak görüyorlar. Sadece zaman kazanıp, güvenilir olmayan Taliban’ın yanısıra Pakistan’ı ve belki de Penjup’a çekilen muhalif güçleri de ikna edecek bir yöntem aradıkları anlaşılıyor. Öte yandan Erdoğan Türkiye’de muhalefet ile görüşecek olsa, kendi tabanında onları meşrulaştırmış, talep ve iddialarına kendilerini muhatap alarak bir zemin oluşturmuş olacak. Ne karşılığında? Erdoğan’ın muhalefet ile görüşmekten kendi çıkarı için sağlayacağı hiçbir fayda yok. Onun için, kendisine getirisi olmadıkça, “demokratik” sebeplerle böyle bir çaba içine gireceğini düşünmek “saflık” olur.

GÖZLEM – Benzer soru “dış politika konusunda da sorulabilir; “Afganistan’da kan dökülmemesi, barışın sağlanması için Taliban lideri Haybatullah Akundzade görüşebilirim” diyor, ama “şehitler verdiğimiz, kan dökülen, Kürt devleti kurulan” Suriye sorununun çözülmesi için Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile görüşmüyor, sizce bu çelişkinin sebebi nedir?

K – Aynı şekilde cevap vereceğim. Erdoğan, Suriye’de bulunarak elde ettiği faydaları, Esad ile görüşüp Suriye’den çekilmeyi kabul ederek kaybedeceğini düşünüyor. Esad ile görüşmenin sonucunun Türkiye’nin Suriye’den çekileceği bir süreci planlamak olacağı ortada. Burada tabii işgal edilen topraklardan gelen “faydanın” yanı sıra işgal edilen bölge sayesinde fiziki olarak ABD’nin bir Kürt devleti aracılığıyla Akdeniz’e ulaşma arzusunun önüne geçilmiş olması da önemli bir kazanım. Ancak Türkiye’nin buradan çekilmesi durumunda Rusya destekli Suriye’nin de ABD’nin bu emeline karşı çıkacağı bir düzen kurulabilir. Öte yandan Erdoğan’ın, Suriye’den gelen mültecilerin geri döndürülmesine dönük bir arzusu veya stratejisi olmadığını, bilakis burada kalıcı olmalarının hedeflendiğini düşünüyorum. Bunun kanıtı AKP’li yöneticilerin başını çektiği dernekler gibi sivil toplum örgütlerinin, hem de Avrupa ve liberal batı fonlarıyla, mültecilerin Türkiye’de yerleşmelerine dönük projeleri bizzat yürütüyor olmaları. Bir örnek, yöneticilerin çoğu AKP’li Sultanbeyli Belediyesi’nden olan Mülteciler Derneği. İktidar bu mültecilerin Türkiye’de bulunmasından gerek ekonomik, gerek yakın gelecekte gittikçe artacak şekilde siyasi olarak – gelen Suriyelileri vatandaş yapmak suretiyle oy devşirmek amacıyla – büyük bir fayda sağladığını, sağlayacağını düşünüyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu nasıl gelecek seçimlerde ilk defa oy verecek 6 milyon seçmeni bir kırılma noktası olarak görüyorsa, Erdoğan’ın da erimekte olan zemini desteklemek adına çoğunluğu eğitimsiz olan, dinci ve popülist politikalara açık hem Suriyeli, hem de Afgan göçünden faydalanmayı hesapladığını düşünüyorum. Potansiyel olarak ilk defa oy kullanacak gençler kadar olmasa da, vatandaşlığa geçecek Suriyelilerin özellikle sınır bölgelerinde ve büyük şehirlerin belli ilçelerinde belediye başkanlığı ve milletvekili seçimlerinde “belirleyici” bir ağırlığa sahip olacakları anlaşılıyor. Öte yandan Afganistan’dan farklı olarak Suriye’de bir de tabii Erdoğan’ın İhvancılığı, ideolojik yaklaşımının devreye girmesi de, Suriye’ye karşı husumetin devam etmesinde ve Suriye ile ısrarla görüşme kapılarının kapalı tutulmasında önemli bir etken.

GÖZLEM – “Afgan göçmenleri konusunda” da, durum aynı; “dün Afgan hükümeti ile görüşülür ve bugün Taliban ile görüşülmeye başlanırken” neden “göçmenlerin transit geçtiği” İran ile görüşülmüyor?

K – Bakın Erdoğan çok etkin bir yönetici. Kendi kontrolü dahilindeki alanlarda istemediği bir durumla karşı karşıya kalması, bunu umarsızlık, aymazlık veya becerisizlikle engelleyememesi mümkün değil. Erdoğan, bence ABD ile bir şekilde yaptığı anlaşma veya karşılıklı anlayış ile İran hududunun sıkı bir şekilde kapalı tutulmasını istemedi. Bu geçişlere göz yummakla kalmadı, yol verdi. Aynı konu Suriye sınırı için de geçerli. Yoksa o sınırlardan Erdoğan’ın istemediği geçişlerin olması ve daha da ötesinde bunların devam edegelmesi mümkün olamaz. Bakınız Batı sınırları. Bu mülteciler Türkiye’ye giriyor da niye aynı şekilde Batı’ya geçemiyor? Niçin bunların Türkiye’ye girebildikleri kolaylıkta Batı’ya geçmeleri mümkün olmuyor? Doğu ve güney sınırları yol geçen hanıyken, iktidar niçin batı sınırlarını bu kadar keskin bir şekilde kapalı tutabiliyor? Amaç sınırların kapatılması ve mülteci geçişlerinin önlenmesi olsa, sadece İran ile değil, Suriye, Afganistan, Pakistan ve hatta -ABD ve AB de dahil- Batı ile de ciddi biçimde görüşmelere girişilmesi gerekirdi.

GÖZLEM – Yıllardan beri “giderek artan” orman yangınlarına “gene” tedbirsiz yakalandık, ardından sellere de… Sığınmacı, göçmen, mülteci istilasına da… Bir türlü “tedbir almayan, alamayan” ilgili ve yetkililer koltuklarında oturmaya ve pişkin pişkin “muhalefeti suçlamaya” devam ediyor. Ne yapılmalı?..

K – İktidarın amacı ülkeyi korumak değil, rant yaratmak amacıyla kullanmak. Ancak bu siyasette, bu yönetim şekli ve stratejisinde yurttaşların canına, malına kasteden felaketler oluştuğunda –oy kaybına yol açacak şekilde- gerekli önlemlerin alınmamış olduğu ortaya çıkıyor. Bu durum sadece “rant yaratma hedefinden” değil, yetisi olmayan ranta dönük yöneticilerin eksiklikleri sonucundaki beceriksizliklerden, yetersizliklerden de kaynaklanıyor. Bu felaketler çıkana kadar yaratılan rant, iktidara ihtiyacı olan oyları sağlıyor. Ama felaketler çıkınca ortaya çıkacak ve oy kaybına neden olabilecek tepkileri de, iktidarın bu konulardaki sorumluluklarını unutturacak şekilde, gündem değiştirerek en başta muhalefete, sonra dış güçlere ve kadere havale ediyorlar. Bunu da ellerinde tuttukları medya aracılığıyla ve 2. Dünya Savaşı’nda kullanılan iletişim yöntemleriyle yaymaya çalışıyorlar. Muhalefetin yapması gereken ise, sesini olabildiğince duyurmaya çalışmak, kendisinin olmasa da sesini duyurabileceği görece tarafsız mecraları olabildiğince kullanmak için gerekli kurguları kurmak. Muhalefetin kamuoyu oluşturmaya ciddi bir kaynak ayırması gerekiyor. Muhalefetin hâlâ en üst seviyede tam olarak anlayamadığı, “Ben doğrusunu yaparım, o kendi mecrasında alıcısına, hedef kitlesine ulaşır” zihniyetinin gerçekçi olmadığı. Muhalefet elindeki kaynakları sadece “doğruları yapmaya ve konuşmaya” değil aynı zamanda bu yaptıklarının halkın, özellikle kararsız olan, gelecek seçimlerde hayati bir rol oynayacak olan seçmene ulaşması için bilinçli bir şekilde yönlendirmesi gerekir. Eğer bunu yeterince duyuramıyorsanız, kendi başına iyi belediyecilik yapmak yeterli olamaz.

GÖZLEM – Orman yangınları ve sel felaketlerinde “can ve mal mağduru olan” ailelere yardım için “iban numaralı banka hesapları” açılırken, Libya’dan, Somali’ye, Suriye’den, Filistin’e, Irak’tan, Tunus’a kadar onlarca ülkeye “milyarlarca dolar” yardım yapıldı, yapılıyor; neden?..

K – Çünkü yardım yapılan bu ülkelerin tamamında da iktidara yakın Türk sermayesi iş yapıyor. Kimi zaman iş almak, kimi zaman alınan işlerdeki rantı paylaşmak, kimi zaman da sorunları çözmek için bu ülkelerdeki makamlara resmi olarak kaynak aktarmak gerekiyor ki, bu ülkelerdeki işler devam etsin ve buradan da Türkiye’ye kaynaklar daha da büyüyerek geri gelsin. “Bir koyup üç almak” mantığı. Ama bunu “devlet” anlamında düşünmeyin. “İş” anlamında düşünün.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda görüşmesinden sonra tertiplenen ortak basın toplantısında, Etiyopya Başbakanı’nın Atatürk için söylediği “Büyük reformist ve karizmatik lider Mustafa Kemal Atatürk” sözü, Saray tercümanı tarafından “Erdoğan’ın karizmatik liderliğine” bağlanarak tercüme edildi, Atatürk’ten söz edilmedi. CHP İzmir Milletvekili ve partinin “Medya ve Kurumsal İletişimden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı” Tuncay Özkan’ın sosyal medyada duyurduğu bu skandal için görüşünüz?

K – CHP güzel bir gol atmış. CHP yönetimi kısıtlı kaynaklarla bir iletişim stratejisi izlemeye çalışıyor. Bence yönetimin bilinçli olarak medyaya daha büyük kaynak ayırması ve atılan bu “gol”lerin daha çok duyurulmasına dönük bir kurgulamaya girmesi gerekiyor. Dikkat ederseniz ülkedeki en büyük bozulmalardan birisi, tarafsız medya üzerindeki baskıların artışı ve bundaki hız. Tarafsız medyanın seçimlere kadar daha da boğulmadan nasıl destekleneceği iyi kurgulanmalı. Bundaki en büyük rol de muhalefete düşüyor. Dediğim gibi deneyimli, kurt gazeteci Tuncay Özkan bu “golleri” atmaya devam edebilir ama onun kadar önemli konu atılan bu gollerin olabildiğince geniş –ve kararsız olan- kitlelere aktarılması.

GÖZLEM – Son aylarda yapılan kamuoyu yoklamalarında AKP – HDP – MHP oylarında gerileme görülürken, CHP ve İYİ Parti’nin oyları yükseliyor, Millet İttifakı, Cumhur İttifakı’nı geçti, sizce neden?

K – Oy verirken konuya ideolojik bakan, taraftar gibi bakan bir kesim var. Bu “çekirdek” dediğimiz kesim ne kadar büyük olursa olsun, belirleyici olan arada kalmış “kararsız” daha doğrusu “duruma göre” veya daha açık tabiri ile “maddi çıkarına göre” karar veren kesimler. Son aylarda ülkede “durumlar” iyi gitmiyordu. Ekonomideki bozulma, gelir dengesi ve borçlar ve bunların üzerine gelen Pandemi geniş kitlelerin durumunu “hissedilir” şekilde bozdu. Buna rağmen ekonomideki bozulmanın aynı oranda oy dağılımına etki etmemesinin ardında ben özellikle ekonomik durumu bozulan kesimin ideolojik olarak hâlâ AKP’den kopmamış olmasına bağlıyorum. Özellikle son dönemde turizm ve açılmayla birlikte ekonomide “sahte” bir iyileşme, büyüme havası var. Bu havayla beraber ortaya çıkan; kamu işçilerine yapılan yüzde 35’e varan zamlar, sadece Temmuz ayındaki bütçe açığının yılın ilk altı ayındaki bütçe açığının neredeyse bir buçuk katına ulaşması, ağustos içindeki yangınlarda çok ciddi göstergeler olmasına karşın PKK sempatizanlarına dönük yaptırımlara girilmemesi ve buna ilişkin açıklama yapılmaması, Erdoğan’a esas alternatif olan muhalefet lideri Meral Akşener’e dönük saldırıların sıklaşması gibi bazı göstergeler ve söylediğinizin aksine son bir araştırmada Cumhur İttifakı’nı Millet İttifakı’nın üzerinde gösteren bir araştırmanın servis edilmesi bende Erdoğan’ın, devreye sokabileceği seçim sürprizleriyle beraber, erken seçim kararını ciddi biçimde “değerlendirme” dahilinde tuttuğu izlenimini doğuruyor. Muhalefetin de gelişmelerin farkında olduğu ve gerekli önlemleri almak üzere çalışmaları ilerlettikleri anlaşılıyor.