Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Kırmızı sınav

Hayat haftalardır kıpkırmızı!

Öyle bir sınavdan geçiyoruz ki kırmızıdan nefret eder olduk.

Aşı stoklarının sonunda memnun edici seviyeye gelmesine rağmen işler umulduğu gibi gitmiyor, her geçen gün bir öncekini aratıyor.

Pandeminin yarattığı travmanın üstüne yenileri ekleniyor, sağlığımızı korumaya çalışırken, yaşadığımız yerlerin de elimizden yitip gittiğini görmenin acısıyla zor sınavlar verildiğine tanık oluyoruz.

Birleşik Krallık, Türkiye’yi 12 Mayıs’ta seyahat yasağı anlamına gelen kırmızı listeye aldı. Her üç haftada bir yenilenen listede, delta varyantının beşiği Hindistan bile kırmızı listeden turuncu listeye alınırken, Türkiye, üzerinden 3 ay geçmesine rağmen kırmızı listede tutulmaya devam edilince, Türkiye üzerindeki kırmızı bulutlar yoğunlaşmaya başladı.

Umudunu, 2021 yazına bağlayan Türk ve İngiliz turizmciler, Türkiye’nin Birleşik Krallık hükümeti tarafından aylardır kırmızı listede tutulmasına isyan etti, başvurmadıkları yer kalmadı.

Birleşik Krallık parlamentosunda İşçi Partisi Labour’ın Türk kökenli milletvekili Feryal Clark tarafından kaleme alınan bir mektup, İngiltere Ulaştırma Bakanı Grant Shapps’e iletildi, bunun üzerine Shapps, BBC ve ITV’ye verdiği demeçte, Türkiye hakkındaki kararın, siyasi veya politik olmadığını, hatta vakaların azlığı ve çokluğu ile bile doğrudan bağlantılı olmadığını, aksine Uluslararası Bio Güvenlik Merkezi GISAID’in yayınladığı veriler ışığında bu kararları verdiklerini ancak Türkiye’nin, GISAID’in istediği veri kombinasyonlarını sağlayamadığını, veri girilmeyince de kırmızı listede kalmaya devam ettiğini açıkladı.

5 Ağustos’da yenilenen listede, hangi ülkelerin kırmızı listeden çıkıp turuncu listeye girdiklerine baktığımızda, başta Hindistan olmak üzere, İran, Irak, Filistin gibi ülkeler turuncu listeye alındılar. Bir başka deyişle, veri girişlerini istenilen stadartta ve kombinasyonlu bir şekilde girmeyi başardılar ki turuncu listeye terfi ettiler.Türkiye ise sınıfta kaldı, kıpkırmızı olmaya devam etti.

Turizm sektörü ayaklandı, sesler yükseldi ama nafile. Bir tıp öğrencisinin bile girebileceği veriler girilmediği için turizm sektörü 2,5 milyona yakın Britanyalı turisti elinin tersiyle itmiş oldu. Oysa haziran ayındaki Nato zirvesinde Boris Johnson’dan söz alındığı açıklanmamış mıydı İletişim Başkanlığı tarafından?

Madem söz alındı, karar kriterlerinin ne olduğu, GISAID konusu bilinmiyor muydu? Aylarca turizm sektörü boşu boşuna mı bekledi durdu Türkiye’nin kırmızı listeden çıkarılmasını.

Türk kökenli milletvekili Clark’ın Ulaştırma Bakanı Shapps’e mektup yazması yerine Türk Dışişleri konuya ilişkin detaylı açıklama talep edemez miydi? Turizm ve seyahat sektörünün paydaşlarına gerekli açıklamalar yapılamaz mıydı?

Yoksa, veriler o kadar dehşet verici durumda mı? Bir başka deyişle veri girilse de kırmızı girilmese de kırmızı kalınacağı için mi Sağlık Bakanı GISAID’e veri girdirtmiyor?

Bu soruların hepsi ilgili bakanlıklara ve makamlara soruldu, yanıt alınamadı.

İki ülkenin turizm acenteleri bu soruların yanıtını almaya çalışırken, Türkiye, bir başka kırmızı durumun içine girmeye başladı.

Dehşet verici yangınlar batı ve güney bölgelerini sararken, yürekler de yandı.

Hava şartlarının bu kadar çetin olduğu günlerin yaşanacağı bilinirken, Türkiye, hangarda yatan THK uçaklarına baka baka yangınlarla mücadele etti ve bu sefer gökyüzü “kıpkırmızı” oldu, evlere, ocaklara ateş düştü Türkiye tam bir yangın yeri oldu.

Ormanları, insanları ve hayvanları kurtarmak için seferber olan halk, sosyal medyaya sarıldı, sesini duyurmaya kalktı, sosyal medya yangın, ateş, alev görselleri, yardım çağrıları ile doldu, mecralar da kırmızıyla doldu, taştı.

Uçakların yetersizliğinden çareyi yağmur duasına çıkmakta bulan halk, bu sefer yağmur bombardımanına uğradı ama yanan yerler değil, tam ters açıdaki bölgeler bu sefer sular altında kaldı. Evler, işyerleri, insanlar ve hayvanlar bu sefer de su yüzünden yitti, yürekler yandı, içimiz öfkeden kıpkırmızı oldu.

İnsanlar can derdiyle uğraşırken, İran sınırının adeta kevgir gibi olduğunu, akın akın bir göçle karşı karşıya olduğumuzu gördük.

İnsanlar, öfkeden kıpkırmızı olan suratlarını ve bağırmaktan kısılan seslerini bir yana bırakıp bu sefer ülkemizden 3000 km. uzaktaki bir ülkeden göçmen akınını görmeye başladı. Önce gözler kıpkırmızı oldu, kaostan kaçmaya çalışan on binlerce insanın dramı insanı insanlığından utandırdı.

Sonuç olarak, bu yazı kırmızıdan nefret ederek geçirdik, geçirmeye de devam ediyoruz.

Yaşadığınız ülke neresi olursa olsun, dünya sahnesinde oynanan oyunlar, ülkelerin yaşadığı, ama insan yapımı ama doğal afet, yaşanan trajediler biz sade vatandaşların yüreğini de, yüzünü de, aklını da kıpkırmızı yapmaya yetse de, bu acı veren olayların mimarları acaba bizlerin yaşadığı travmayı yaşıyor mu? İnsanlık bu kadar dibe batmayı, büyük sıçrama yapmak için mi yaşıyor?

Yoksa biz hala bir avuç iyi niyetli insan avunmak için züğürt tesellisi mi bulmaya çalışıyoruz.

Yaşayıp göreceğiz, Eylül ayını iple çekip, hayatın bugünkünden daha normal bir seyir alması için dua edeceğiz.