Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Deprem tehlikesi ve İzmir’in ‘deprem kredisi’ onay talebi

Hafta içinde, 22 yıl önce derin acılar yaşadığımız büyük Marmara depreminde yitirdiğimiz canlarımızı andık. 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de 7,4 büyüklüğünde meydana gelen ve 45 saniye süren deprem, büyük yıkıma ve can kaybına yol açmıştı.

Geçtiğimiz yıl, 30 Ekim’de, İzmir’de meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki depremde de 118 yurttaşımız hayatını kaybetmiş; yüzbinlerce kişi de zarar görmüştü. Depremin yaraları henüz tam anlamıyla sarılamadı. İzmirli depremzedeler, sıkıntılarını ve taleplerini merkezi yönetime duyurmaya çalışıyorlar. Ancak seslerine yeterince kulak kabartılmıyor. Ayrıca, Areda Survey’in araştırmasına göre, yurttaşların yüzde 71,3’ü depreme hazırlıklı olmadığımızı düşünüyor

İzmir’in yakaladığı kredi olanağı

Ülkemiz deprem ülkesi. Başta İstanbul ve İzmir olmak üzere pek çok kentimiz, deprem fayları üzerinde bulunuyor. Dolayısıyla deprem riski/tehlikesi, ülke genelini ve çok geniş bir nüfusu doğrudan ilgilendiriyor. Uzmanlar, İstanbul ve İzmir için uyarı üstüne uyarı yapıyorlar.

İşte tam bu aşamada İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) önemli bir iş başarıyor. Çok iyi sayılabilecek mali koşullarla Dünya Bankası’ndan 340 milyon dolarlık deprem kredisi olanağı yakalıyor. 30 yıl vadeli, 0,92 faizli, 5 yıl ödemesiz bu kredi; eğer alınabilirse orta hasarlı binaların yenilenmesinde kullanılacak.

Başkan Soyer’in isyanı

Ancak İzmir’in alacağı bu kredi, uzun süredir Cumhurbaşkanlığı makamının onayını bekliyor. Onay için gerekli imza bir türlü atılmıyor.

İşte bu durum İBB Başkanı Tunç Soyer’i adeta isyan ettiriyor. İzmirli depremzedelere ve her an yeni bir deprem tehlikesi altında yaşayan İzmir halkına karşı, merkezi yönetimin bunca ilgisizliği ve duyarsızlığı, doğrusu İzmirlileri de hayrete düşürüyor. İzmirliler, başkanları Soyer’in ve İzmirli depremzedelerin sesine kulak verilmesini istiyorlar.

İklim bakanlığı önerisi

İçinde bulunduğumuz dönemde, depremle birlikte, orman yangını/sel felaketi/kuraklık gibi pek çok tehlike; ülkemiz, kentlerimiz ve insanlarımız için önemli bir risk oluşturuyor. Bu tehlikelere ve risklere karşı, yeni ve bütünsel politikalara/yaklaşımlara ihtiyaç var. Bu konularda, merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında etkin bir işbirliği ve koordinasyon da mutlaka gerekiyor.

İşte bütün bunlar için, İBB Başkanı Tunç Soyer; iklim bakanlığı kurulmasını ve bütüncül örgütlenmeler/organizasyonlar oluşturulmasını öneriyor, talep ediyor. Biz, bu öneriyi ve yaklaşımı, yerinde/zamanında buluyor ve yürekten destekliyoruz

İzmir’in iş ve ekonomi çevreleri, neredesiniz?

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, merkezi iktidarın İzmir’e yönelik olumsuz bakışına karşı tutum alması gereken iş çevreleri ile onların temsilcisi durumundaki odalardan, kurumlardan maalesef ses çıkmıyor.

Oysa kentimiz ve kentlimiz için yaşamsal derecede önemli ‘deprem kredisi’ ve ‘elektrik fabrikası’ gibi ortak konularda; bu yerel kuruluşların yerel yönetime tam destek vermesi ve bu konuların onaylarını geciktiren merkezi yönetime karşı seslerini yükseltmeleri beklenirdi. Doğrusu biz bu çevrelerden, şimdiye kadar, merkezi yönetimin ilgisizliğine/duyarsızlığına karşı etkili ve güçlü bir ses hiç duymadık!.

CHP İzmir Örgütü’ne düşen görev

Tabi bu arada, uzun yıllardır İzmir’in yerel yönetimini elinde bulunduran ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yerel örgütlerine de bir çift sözümüz ve uyarımız olacak. CHP örgütü, başkanları Soyer’e daha güçlü biçimde sahip çıkmalı ve onun çabalarına destek vermelidir.

Kenti ve kentliyi doğrudan ilgilendiren konulardaki gecikmenin siyasal boyutları ve nedenleri, halka daha iyi ve etkin biçimde anlatılmalıdır. Bu çabalar, siyasal/toplumsal/yerel anlamda bir çalışma seferberliğine dönüştürülmelidir.

***

‘İzmir’in bilgesi’ Sancar Maruflu unutulmaz

Sonsuzluğa uğurladığımız Sancar Maruflu, çok yönlü yaşamıyla/çalışmalarıyla, İzmirlilerin gönlünde adeta taht kurmuştu. Vefa anıtıydı, gönül insanıydı… O’nun en çok önemsediğimiz ve kıymetli bulduğumuz yönü, İzmir’e karşı olan ilgisi ve duyarlılığıydı. O, tam anlamıyla bir ‘İzmir bilgesi’ydi. Kent-kentli ilişkisi için, çağdaş ve örnek bir rol modeldi…

Başta yerel yönetimler olmak üzere, kentimizin kentsel/toplumsal dinamikleri, anısına sahip çıkmalı ve adını/çabalarını yaşatmalıdırlar. İnanıyoruz ki İzmir ve İzmirliler, bu değerli/vefalı/çalışkan insanı unutmayacaktır. Işıklar içinde olsun!..