Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Afganistan’da sosyal medya devleri ne yapmalı?

Kabil, Taliban’ın eline düştüğünden beri bir yandan IMF Afganistan’ın fonlarına erişimini engellerken, öte yandan Birleşmiş Milletler Afganistan’da varlığını sürdüreceğini ve milyonlarca insana yardım etmeye devam edeceğini açıkladı.

BM, Afganistan’da 18 milyon insanın yardıma muhtaç olduğunu ve bu sene en az her üç çocuktan birinin yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya kalmasını beklediklerini ifade etti.

Tablo buyken, sosyal medya devleri bir başka dilemma ile karşı karşıya: Taliban’ın mesajlarını yaymak ve meşruiyetlerini tesis etmek için kullanmaya başladığı çevrimiçi hesaplar hakkında ne yapmalılar?

Al Jazeera’nın haberinde Taliban üyelerinin tüm önlemlere ve şirketin tehlikeli kuruluşlara karşı kurallarına rağmen Facebook’un bünyesinde olan ve uçtan uca şifreli mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ı kullandıkları bildiriliyor.

Bir Facebook Inc sözcüsü, şirketin ülkedeki durumunun yakından izlendiğini ve WhatsApp’ın Afganistan’daki yaptırıma tabi kuruluşlarla bağlantılı olduğu tespit edilen hesapları hakkında, hesabın kaldırılmasını içerebilecek şekilde harekete geçeceklerini söyledi.

Facebook’un fotoğraf paylaşım uygulaması Instagram’ın başkanı Adam Mosseri, Pazartesi günü Bloomberg Televizyonu’na verdiği bir röportajda, “Taliban’ın şirketin tehlikeli örgütler listesinde olduğunu ve bu nedenle grubu tanıtan veya temsil eden her türlü içeriğin yasaklandığını” açıkladı.

Mosseri, “Tehlikeli olabilecek veya genel olarak Taliban ile ilgili olabilecek her şeyi proaktif olarak yok etmek için bu politikaya güveniyoruz” dedi. “Şimdi bu durum hızla gelişiyor ve bununla birlikte riskin de gelişeceğinden eminim. Bu değişen risklere olduğu gibi yanıt vermek için ne yaptığımızı ve nasıl yaptığımızı değiştirmemiz gerekecek.”

New York Times’da çıkan haber tam olarak bu konuyu ele almakta. Yıllardır, Taliban’ın Facebook’ta grup açması veya YouTube’da video yayınlaması yasak. Şimdi, Taliban’a bir terör örgütü gibi davranılmaya devam mı edilmeli, yoksa Afganistan’ın yeni meşru hükümeti olarak mı tanınmalı? Bu soruya verilen cevap, elbet Afganistan’ın sosyal medyadaki yerini de değiştirecek.

Seçim, çevrimiçi şirketlerin Taliban’ı Afganistan’ın resmi hükümeti olarak tanımasına veya grubun şiddet ve baskı geçmişi nedeniyle tecrit etmesine bağlı. Uluslararası hükümetler de bu ikilemle boğuşuyor.

Teknoloji devlerinin bu ve benzeri uluslararası meselelerde üstlendikleri rolün büyüklüğünün ve öneminin kavranması oldukça mühim.

Sosyal medya kullanımı, istenilen mesajı kitlelere ulaştırmak ve hitap edilen topluluğun büyüklüğünün arttırılması dolayısıyla günümüzde siyasetten özel şirketlere herkes açısından önemli.

Bu ağa erişim ve kullanımını belirleme noktasında alınan kararların ise bir avuç “seçilmemiş” yönetici tarafından verilmesi, küresel anlamda yüksek riskli ilişkilerde onları uluslararası kuruluşlar ve hükümetler kadar etkin yapıyor.

Bu denli önemli kararların alınmasında etkin rol oynayan alanında uzman yetkililerin seçilmesi o nedenle çok önemli.

Taliban ve benzeri senaryolarda, çoğunlukla Amerika Birleşik Devletleri’ndeki seçilmemiş teknoloji yöneticileri, vatandaşlar ve seçilmiş liderler için yankı uyandıran mühim kararlar almak durumunda kalabiliyor. Bu şirketler, hükümetlerin aksine, halka karşı bir yükümlülükleri olmadığından insanlar kararlarına katılmazlarsa neredeyse hiçbir sorumlulukla karşı karşıya kalmazlar. Vatandaşlar, örneğin, Mark Zuckerberg (Facebook’un kurucu yöneticisi)’i görevden alamazlar.

Bu tip uluslararası konularda, bu sosyal medya kuruluşlarının bağımsız karar alıyor olması uluslararası bir otoritenin eksikliğini göstermekte. Toplumları ilgilendiren uluslararası konularda, örneğin Birleşmiş Milletler aracılığıyla, bir danışman organ oluşturulabilir ve böylece halka hesap verilebilirlik bu yan kuruluş sayesinde artar. Bu teknoloji şirketleri artık o kadar büyüdüler ve güçlendiler ki, “mükemmel olmayan” bir dünyada karar vermeye zorlanıyorlar ve hem onlar, hem biz aldıkları kararların sonuçlarıyla yaşamaya mecbur ediliyoruz.