Ey sayın başsavcılar, hangisi “nefret ve ayrımcılık” suçu?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Ülkemizde, “yargı / adalet / karar” üçgenindeki “olumsuz” tablonun sonucu olarak kamuoyu araştırmalarında “TC vatandaşlarının adalete ve yargıya güveninin ‘Kurumlar ve Güven’ sıralamasında zirvelerden çok aşağılara doğru indiğini” ortaya koyuyor.

Sedat Peker’in ortaya attığı “vahim iddialarla ilgili” olarak “ülke başsavcılarının sessiz kalması” yüzünden yargı, adalete güven büyük yaralar alırken, “günlük olaylarda da ‘olumsuzluğun devam etmesi” de “aşağıya doğru inişi” hızlandırıyor.

Mesela, “adalet ve yargı için” iki “günlük olay”, bakınız nasıl bir tabloyu ortaya koydu…

Bu iki olayın biri için “başsavcılık soruşturma başlattı”, öteki için “başsavcılık bir yana, görevli olduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bile sesi sedası çıkmadı.”

BU MU: Türkiye’de, Belediye Başkanı Tanju Özcan hakkında, “ülkeden gitmeleri için, yabancı uyrukluların su faturası ve katı atık vergilerine 10 kat zam yapacağına dair açıklamaları” nedeniyle “görevi kötüye kullanma” ve “nefret ve ayrımcılık” suçlamalarıyla soruşturma başlatan Cumhuriyet Başsavcıları var. CHP Genel Merkezi, “CHP’li Belediye Başkanı için “Kendi görüşüdür” diyerek “Belediye Başkanı gibi düşünülmediği” açıklamasını yaptı.

YOKSA BU MU: Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da tebrik ettiği Kadın Voleybol Milli Takımımızın Çin’i 3 – mağlup ettiği Çin’i 3 – 0 yendiği maçtan sonra, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görevli” ilahiyatçı İhsan Şenocak’ın büyük tepki gören, “İslamın kızı! Sen oyun alanlarının değil, imanın, iffetin, ahlakın, hayanın, edebin sultanısın. Sen “burnunu göstermekten utanan” anaların evladısın. Ekranlara ve sakallı ağabeylerinin popüler kültürün kurbanlarına “sultan” demesine aldanmayasın! Umudumuz da, duamız da sensin” tivitini “görmeyen, okumayan, duymayan” başsavcıları da var!..

Şenocak’a görev veren Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan da ses seda çıkmadı.

Vatandaş, cumhuriyetin başsavcılarına soruyor; “Varsa ‘nefret ve ayrımcılık’ suçu, varsa ‘görevi kötüye kullanma suçu”; hangisinde var?

“YARGIDA SİYASALLAŞMANIN ÖNÜ ALINAMIYOR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)- Yargı bağımsızlığı hukuk devletinin temeli ve ana kuralıdır. Yargı bağımsızlığını gölgeleyen tutum ve davranışların izlenmesi ise yürek yakıcı bir olaydır. Kimi zaman gündeme gelen kimi zaman yakınmaları doruğa çıkaran yargıdaki yanlışlıklar ya da karışıklıklar, haksızlıklar insanların yüreğini burkmaktadır. Bu nedenle yargıya verilen önemin, yargıya duyulan güvenin, yargıya beslenen saygının azaldığını gösteren olumsuzluklar hepimizi derinden üzmektedir. Eğitimin büyük bir rolü olmakla birlikte terbiyenin ve siyasal etkilerle baskıların da büyük bir etkisi olmaktadır. Yargıda siyasallaşmanın önü bir türlü alınamıyor. Bu bakımdan yargıçlara düşen vicdani sorumluluk gölge altında kalınca ulusun umudu da azalmakta hatta yitmektedir. Bu nedenle çok büyük önem vererek yargı bağımsızlığını gölgeleyen tüm olumsuzlukları, aykırılıkları, çelişkileri ortadan kaldırmak gerekiyor. Ama ben günümüzdeki iktidar döneminde bu konuda bir duyarlılık gösterileceğine inanacak belirti bulamıyorum.

*********

“YARGIYA OLAN GÜVENİN TERKAR KAZANILMASI GEREKİR”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı)- “Adalet devletin temelidir.” Bu “Adalet mülkün temelidir” diye söylenir ama oradaki mülk devlet anlamında kullanılır. Yargı insanlar arasında ve idare ile insanlar arasındaki uyuşmazlıklarda o uyuşmazlığı hukuki yoldan çözen organdır. Yargının kararlarını bağımsızlık içinde vermesi gerekir. Anayasamızda yargı bağımsızlığını güvence altına alan hükümler vardır. Ama son zamanlarda Türkiye’deki bir takım gelişmeler bir yandan anayasada yapan değişiklikle yargı bağımsızlığının zayıflatılması bir yandan da son zamanlarda bazı konularda verilen kamu vicdanını tatmin etmeyen kararlar yargıya güveni azaltmıştır. Yargıya güven son derece önem taşır. Haksızlığa uğrayan bir insanın hakkını yargıya başvurmak suretiyle tebliğ edebileceğini, hakkına kavuşabileceğini bilmesi, bu güveni taşıması gerekiyor. Bu güven sarsıldığı zaman devletin temeli niteliğindeki adalete güven de sarsılmış oluyor. Mahkemede kararların hukuka, hakka, adalete uygun olarak değil; önyargılarla, siyasi iktidarın baskısı altında ya da başka çıkar sahiplerinin baskısı altında verdikleri sonucu çıkıyor. Yargıya güvenin kaybolduğu bir devlette adaletin tam olarak tecelli etmesi de beklenemez.

Yargının verdiği kararlara siyasi iktidarın saygı göstermemesi de yargıya güveni sarsan bir unsurdur. Örneğin, Anayasa Mahkemesi, bazı gazeteciler hakkında “Hak ihlali var” şeklinde karar verdiği zaman ülkenin Cumhurbaşkanı, “Ben bu kararı tanımıyorum” diyebilmiştir. Bir Cumhurbaşkanı yargı kararları hakkında ne zaman böyle konuşursa vatandaşın yargıya olan güveni de sarsılır.

İnsanların mutlaka haklarına kavuşacaklarına inanmaları gerekir. Yargının olabildiğince süratle karar vermesi gerekir. Bir söz vardır: “Geciken adalet adalet değildir.” O bakımdan yargının da kendisinden bekleneni makul süreler içerisinde çözmesi gerekir. Vatandaşların da gerek yargının tarafsız olarak anayasaya kanunlara hukuka uygun olarak karar vereceği konusunda gerek makul bir süre içerisinde hakkına kavuşacağı konusunda veya bir saldırıya uğramışsa bu saldırıyı yapanın cezasını göreceği konusunda bir güven taşıması gerekir. Bu bakımdan yargıya güven son derece önemlidir. Bu güvenin tekrar kazanılması gerekir. Vatandaşların yargıya olan güveni kaybetmeleri, devletin temeli niteliğindeki adaletin de güven kaybına uğradığını gösterir. Bu araştırma sonucunu başta ilgililer olmak üzere yüksek mahkemelerin, hakimlerin, hukukçuların, herkesin uygun şekilde değerlendirmesi gerekir.