Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Cumhuriyetimizin savcılarından hiç ses çıkmıyor

Vatanına ve milletine yürekten bağlı olan bizler; son zamanlarda, devletimizin düşürüldüğü durumu büyük üzüntüyle izliyoruz. Devlet adamları, siyasetçiler, yargı mensupları… yasa dışı ilişkiler, kara para, uyuşturucu, kaçakçılık, cinayet gibi olaylarla iç içe gösteriliyor, uyuşturucu tacirlerinin, kara para aklayıcılarının korunup kollandığı, 100 milyonlarca doların ortalarda döndüğü iddia ediliyor ne bir yetkiliden ne de Cumhuriyetimizin savcılarından hiç ses çıkmıyor.

Sedat Peker, siyasetçiler ve devlet adamlarıyla ilgili iddialarına aralıksız devam ediyor. Duracak gibi de görünmüyor. Belli ki bazı siyasetçilerle çok yakın ilişkiler kurmuş, birlikte birtakım işler çevrilmiş, onların bazı sırlarına ortak olmuş, ilişkisini belgelemiş, arşivlemiş, çıkarların çatıştığı ya da anlaşmazlık içine düştüğü aşamada bütün arşivini ikna edici bir kurguyla ortalığa döküyor. Bunu da ustaca yapıyor. Bu ilişki ağının en zayıf halkasını hedef alıyor ve oradan vuruyor. İlk çözülenler de bu zayıf halkalar oluyor. Son olarak Burhan Kuzu ile ilgili iddialarından sonra açıklamalar yapan Burhan Kuzu’nun eski danışmanı Sinan Çiftçi gibi…

Sinan Çiftçi; açıklamalarıyla Sedat Peker’in Burhan Kuzu hakkındaki iddialarını doğruladığı gibi “Burhan Kuzu, ciddi paralara iş takibi yapardı. Zindaşti’den aldığı rakam 100 milyon doları bulmuştur. En çok Berat Albayrak’ı kullanırdı. Fuat Oktay ve Mustafa Şentop’a da çok iş çözdürdü” diyerek ilişkiler ağını Cumhurbaşkanının yakın çevresine, Meclis Başkanlığına kadar genişletiyor. Daha da ileri gidiyor, Burhan Kuzu’nun “fişinin çekilmiş olabileceğini” söyleyerek kafalara korkunç bir şüphe sokuyor.

Bütün bunlara karşılık; her konuda esip gürleyenler, en küçük bir eleştiriyi bile vatan hainliği, millet düşmanlığı olarak göstermeye çalışanlar; devletin itibarını ilgilendiren, devleti, yargıyı ve siyaseti bu denli küçük düşüren bu iddialar karşısında “aman bana bulaşmasın” kaygısıyla sessiz kalmayı tercih ediyorlar gibi bir görüntü var. Devletimizi savunan, devletimizin itibarını korumaya çalışan birkaç duyarlı gazeteciden, birkaç siyasetçiden başka kimse yok.

Bu iddialar karşısında savcıların sessiz kalmasına anlam vermek de oldukça zor. Başlangıçta “Yargı Sedat Peker gibi bir suç örgütü liderinin iddialarıyla mı hareket edecek” diyenler; 15 Temmuz’dan sonra sivil vatandaşlara silah dağıtıldığı iddiasında adı geçen Ahmet Onay’ın ve daha pek çok “itirafçının” açıklamalarını dikkate almadıkları gibi, şimdi de Sinan Çiftçi’nin açıklamalarını görmezden geliyorlar. Bence Sedat Peker’in iddialarına itibar edilmese bile; bu iddialar karşısında bazılarının itiraf niteliğindeki savunma ve beyanları, bir zamanlar İçişleri Bakanlığında görev yapmış olan Ahmet Onay’ın ve Burhan Kuzu’nun danışmanlığını yapmış olan Sinan Çiftçi’nin iddiaları doğrulayan açıklamaları var. Bazı gazetecilerin araştırmalarından elde ettikleri bilgiler savcılarımızın harekete geçmesi için yeterli görülmelidir. Savcılarımız; en azından iddiaların aksini kanıtlamak, yargımızın ve devletimizin itibarını korumak için bu şahısların ifadelerine baş vurmalıdır. Yoksa işin daha da büyüyeceğinden, arzu edilmeyen seviyelere tırmanacağından, yargılama aşamasında daha başka, daha güçlü kanıtların ortaya çıkacağından, daha geniş bir ilişki ağının deşifre edileceğinden endişe mi duyulmaktadır?

Tarihte devletleri böylesine sarsan hiçbir olay karanlıkta kalmamıştır. Şundan emin olunmalıdır ki; üçüncü bir göz -ki bunlar hedeflerindeki ülkeyi dizayn etmek isteyen emperyalist güçlerdir- bütün olayları büyük bir hassasiyetle takip etmekte, kayıtlarını tutmakta, belgelemektedirler. Bunu da hedef ülke yönetimlerini rehin almak için kullanmaktadırlar. Zamanı geldiğinde her şey bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır. Yeter ki; bin bir emekle, şehit ve gazilerimizin canlarıyla, kanlarıyla kurup yaşatmaya çalıştığımız devletimiz zarar görmesin.