Vaka sayısı rekora gidiyor, ölüm sayısı artışta…

Günlük 23 bine dayanan vaka, 130’u geçen ölüm sayısı… Toplum bağışıklığının sağlanması için yeterli aşılama oranına hâlâ ulaşılamadı. Türk Tabipler Birliği “aşı karşıtı açıklamalar yapan” 20'den fazla doktorla ilgili disiplin süreci başlattı.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Covid-19 salgınında dördüncü dalga endişesi yaşanıyor. Vaka sayıları 23 bin civarına yükseldi, aşılama sürüyor ancak toplum bağışıklığının sağlanması için henüz yeterli aşılama oranına ulaşılamadı.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 12 Ağustos günü, 22 bin 261 yeni vaka tespit edildi, 138 kişi ise hayatını kaybetti. Öte yandan 15 bin 685 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 18 yaş üstünde birinci doz aşılama oranı yüzde 69,79, ikinci doz aşılama oranı ise yüzde 51,25. 1., 2. ve 3. doz aşısını olan kişi sayısı toplamda 81 milyon 482 bin 6 oldu. Toplumsal bağışıklığa ulaşılabilmesi için aşılama oranın artırılması gerekiyor fakat toplumda bazı insanlarda aşı tedirginliği ya da karşıtlığı söz konusu.

Bakanlık ve Türk Tabipler Birliği (TTB) çok sayıda kişiye aşı olun çağrısında bulunurken bazı tıp doktorları Covid-19 aşılarına karşıt yönde açıklamalar yapıyor, bu açıklamaların kararsız kişileri etkileyebildiği belirtiliyor. Uzmanlara göre son yıllarda sadece Türkiye’de değil tüm dünyada “bilim karşıtlığı” artışa geçti. Aşı karşıtlığı da bunun bir parçası olarak görülüyor.

Aşı karşıtı doktorların sosyal medyada aktif olduğu, aşılara ilişkin bilimsel olmayan içerikte mesajlar paylaştıkları ve aşı konusunda karasız olan kişilerin de bu açıklamalardan etkilendiği görülüyor.  Son günlerde Twitter gibi bazı sosyal medya organları ise bu durumun önüne geçmek amacıyla bu doktorların aşıya ilişkin paylaşımlarına uyarılar koymaya başladı.

Ankara Üniversitesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Berna Arda, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede “’bilim karşıtlığının’ çeşitli alanlarda görülebildiğini, ancak tıp doktorlarının bilim karşıtlığının hem aldıkları eğitime hem de etik değerlere aykırı bir tutum olduğunu” dile getiriyor.

Haziran ayında İstanbul’da düzenlenen bir etkinlikte Covid-19 aşısı karşıtı mesajlar verilmiş ve bir doktor da konuşma yapmıştı. Aşılara dair iddiaları nedeniyle bu doktor hakkında İstanbul Tabip Odası soruşturma başlatmıştı.

Türk Tabipler Birliği’nden (TBB) edinilen bilgiye göre, şu ana kadar hakkında disiplin süreci başlatılan 20’den fazla doktor bulunuyor ve soruşturma süreci halen devam ediyor. Doktor olmayıp sağlık çalışanı olan kişiler için ise savcılıklara suç duyurusunda bulunuluyor. Bunların sayısının da 100 civarında olduğu belirtiliyor.

Konuya ilişkin açıklama yapan TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut “Covid aşısı karşıtı tıp doktorlarını iki ana gruba ayırmak mümkün. Bu doktorların ilk ve büyük bölümü uzmanlık alanları dışında konuşan ve tıptaki son gelişmeleri takip etmeyenler” ifadelerini kullandı.

“Asıl tehlikeli olan kesim ise diğerleri yani aşı karşıtlığını maddi menfaat sağlamak için kullananlar” diye Bulut sözlerine şöyle devam etti:

“Bunların bir kısmı alternatif tıp uygulayıcıları, bir kısmı ise kitap yazar çizerleri. Kitapların satışından gelir elde etmeyi düşünüyor. Bir kısmı medyada popüler olmak istiyor. Farklı ve aykırı bir fikir söyleyerek popüler olmak amacıyla, ismi medyada daha çok görünsün, muayenehanesine daha çok hasta gelsin gibi düşüncelerle bunu yapıyorlar.”

“Veliler ve okul çalışanlarının aşılanması önemli”

Yaklaşık 1.5 yıl kapalı kalan ilk ve ortaöğretim okullarında 6 Eylül’de yüz yüze eğitim başlayacak. Uzmanlar, Yüz yüze eğitimin güvenle devam etmesi için velilerin ve okul çalışanlarının aşılanmasının kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor ve yetişkinlerin okullar açılmadan aşı yaptırmasını öneriyor.

Coronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, “Yüz yüze eğitimle toplumsal hareketliliğin artacağı göz önünde bulundurulmalıdır ve okulların güvenle açılabilmesi açısından aşılanmak hem bizlerin hem çocuklarımızın sağlığı açısından karşılaşacağımız riskleri önemli ölçüde azaltacaktır” dedi.

“Yüz yüze eğitimden vazgeçemeyiz”

Bilim Kurulu toplantısı sonrası açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yüz yüze eğitimin tedbirler alınarak aralıksız olarak devam edeceğini duyurdu.

Koca, “En net ve yüksek sesle ifade etmek isterim ki tüm okullarımız zamanında açılacak. Yüz yüze eğitimden vazgeçmemiz kesinlikle mümkün değildir” dedi.

Açıklamadan satır başları şöyle:

Tüm seviyelerde okullarımız yüz yüze eğitim verecek, uygulamalı eğitimler aralıksız olarak devam edecektir. Artık aşı var.

Koşullar ne olursa olsun öğrencilerimizi koruyarak uygulamalı ve yüz yüze eğitime devam edeceğiz.

Koşullar ne olursa olsun öğrencilerimizi koruyarak uygulamalı ve yüz yüze eğitime devam edeceğiz.

Bilim Kurulu’muz eğitimde uyulması gereken uygulanabilir kuralları belirledi. Alınması gereken tedbirler ile ilgili hazırlıklarını tamamladı.

(Yüz yüze eğitime geçiş) Bu süre zarfında çok önemli bir işimiz var. O da aşı olmamış öğretmen ve öğretim üyesi kalmayacak tedbirleri hayata geçirmek.

Eğitim ve iş hayatının sekteye uğramaması için aşı olmazsa olmaz kural haline gelmeli, aşı olmayanlar ise düzenli olarak PCR test sonuçlarının negatif olduğunu göstermelidir.

Özellikle öğrenci velileri ya aşılarını tamamlayacaklar ya da hastalık taşımadıklarını düzenli olarak kontrol ettirmek zorunda olacaklar. Bunun detaylarını ilan edeceğiz.

(Covid-19) Toplumsal bağışıklığı elde etmiş değiliz. En az iki doz aşı olmadan bağışıklık elde edilemiyor. En az iki doz aşı olmamış kimse kendisini aşı olmuş zannetmemeli.

En yüksek koruma seviyesi 3 doz inaktif aşı olan vatandaşlarımızda. Buna en yakın koruma seviyesi ise iki doz inaktif aşı olup 3. doz mRNA aşısı olan vatandaşlarımızda.

(Türkiye’nin 30 milyon kişi üzerinde yaptığı inceleme) Bu veriler dünya kamuoyu tarafından da ilk defa öğrenilecek ve belki de ülkelerin aşı politikalarını değiştirecektir.

+++++++

“OKULLARIN AÇILMASI VAKA SAYILARINDA ARTIŞA NEDEN OLMUYOR”

Lütfi Çamlı (İzmir Tabip Odası Başkanı)- Cahil ya da bilgi sahibi olmayan vatandaşın aşı tereddüdünü ya da tedirginliğini anlamak mümkündür. Ama bilimin yolunda giden bilimi savunan bir hekimin buna ait hiçbir bilimsel kanıt, bilgi yokken böyle bir şey söylemesi hiçbir şekilde kabul edilemez. O yüzden de TTB’nin bu yönde yaptığı uygulama mesleki etik ilkeleri açısından uygun bir yaklaşımdır. Bizler uygulamalarımızda aldığımız kararlarda bilimsel geçerliliği olan bilgileri savunmak uygulamak zorundayız. Bilim dışı bir takım kanıtlanmamış, henüz doğruluğu ortaya konmamış yöntemleri ve tedavi biçimlerini öneremeyiz. Tam tersine bilimin ışığında, bilimsel verilerin kanıtları çerçevesinde hareket etmemiz gerekiyor. Bugün biliyoruz ki aşı, 20. Yüzyılın halk sağlığı açısından bulunmuş en önemli keşfidir. Bu sayede biz çok önemli bir takım enfeksiyon hastalıklarını salgınlara, ölümlere yol açan birçok hastalığı neredeyse yeryüzünden sildik. Her yıl milyonlarca kişinin değişik enfeksiyon hastalıklarından ölmesi ya da bu hastalığın komplikasyonlarına bağlı sakat kalmasını aşılama ile engelliyoruz. Bu kadar net bilimsel veriler varken ve bizzat Dünya Sağlık Örgütü Başkanının pandeminin çıkışında tünelin ucunda görülen ışık olarak baktığı aşı konusunda belki yeterli bilgi sahibi olamayan vatandaşların tereddüt yaşaması anlaşılabilir bir durumdur. Ama bir sağlık mensubu bir hekim ve bu mesleği de bilimin ışığında sürdürmesi gereken kişilerin aşı karşıtlığı ve buna ilişkin karşı görüş, kanıt, bilimsel bir veri de yok iken bu açıklamaları yapması kabul edilemez.

Türkiye Pandemi sürecinde okullarını en uzun süreli kapatan, eğitime ara veren ülkeler arasında Meksika’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Pandemi ile mücadele etmek, etkin tedbirler almak yerine ilk karar olarak okulları kapatmak doğru bir yaklaşım değildir. Bizzat Dünya Sağlık Örgütü, UNİSEF eğitimin devam etmesi gerektiğini, basit bir takım tedbirlerle okulların eğitime açılabileceğini söylüyor. Oysa baktığımız zaman 1 buçuk senedir, okul öncesinden üniversite çağına kadar olan çocuk ve gençler eğitim alamadı. Okulları kapattık ama AVM’ler açıktı. Böyle trajikomik bir pandemi yönetimimiz oldu. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Eğitimin olmaması sadece çocukların eğitimden geri kalmasının ötesinde beden ve ruh sağlığını etkiliyor. Çünkü adeta sosyal hayattan izole bir şekilde kalan çocuklarda gerek kas iskelet sisteminde gelişimsel gerilemeler, gerekse ruhsal açıdan daha sıkıntılı bir takım tabloların oluşması hepimizin bu süreçte gördüğü durumlar… Okulların kapatılması pandemiyi kontrol altına almadığı gibi açılması da vaka sayılarının artışına neden olmuyor. Eğitimini açık tutan okullardan edindiğimiz temel bilgi, salgında okulların çok özel bir rolünün olmadığı… Çocukların bu salgında enfeksiyonu bulaştırma ya da enfekte olma durumu oldukça düşük. Bunu öğretmenlere ya da diğer kişilere bulaştırma oranları da düşük ve enfeksiyonu olan çocuklara baktığımızda bunların çoğunun enfeksiyon kaynağının evdeki ebeveynler olduğunu biliyoruz. Bu çocukları okula göndermiyoruz ama ebeveynleri çalışmaya devam ediyor. Sağlık Bakanı böyle bir açıklama yaptı ama biz daha önce böyle açıklamalar alıp da sonra işlerin çok daha farklı gidebildiği süreçleri biliyoruz. Güvenimizi büyük ölçüde kaybettik. Aşılama oranlarından bağımsız bir şekilde, eylülde okulların gerekli ön hazırlıklar yapılarak açılmasının adeta bir zorunluluk bir ülke meselesi  olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.