Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Turizmde yakın gelecekte beklenen sıkıntı

İki üç yıldır Türk turizminin gidişatı pekiyi değil. Sebebi ise Covid-19 salgınının başladığı 2019 yılı Mart ayından beri konuşulan ve hala da devam eden durum. Daha da konuşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. En azından iki sene daha.

Pandemi derdi ile uğraşırken bu yılın yaz ayları bir başka felaket silsilesini beraberinde getirdi. Ülkemiz ve daha pek çok ülke orman yangınları ve sel felaketleri ile altüst oldu. Bunun turizm açısından anlamı şudur; küresel çapta düşük fiyatlarla da olsa başlayan hareketlilik, bir yavaşlama dönemine girmiştir.

Her ne kadar söylediklerinde isabet payı düşük olsa da Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ersoy, sezon başındaki beyanatında ısrarcıdır. Umarım kendisi haklı çıkar, biz yanılırız. Her koşulda bir türlü başımızı alamadığımız dertlerle sonuna kadar mücadele etmeye devam etmekten başka elden bir şey gelmiyor.

Yalnız şu da bir gerçek ki, yönetim kademelerinde yer alan siyasetçiler ve bürokratlar arasında liyakat düzeyi ve tedbir almaktaki ustalık seviyesi istenen boyutta değil. Dolayısıyla küresel iklim değişikliğinin sebep olduğu tabiat olaylarının kendiliğinden son bulması durumunda ancak işler yoluna girecek gibi görünüyor. Doğa da bu sene insafsız bir şekilde ülkemizde hasarlar yaratmakta pek marifetli. Umarım yönetim makamlarını işgal eden siyasetçiler, yaşananlardan gerekli dersleri çıkartırlar ve gelecekte daha planlı ve tedbirli davranırlar.

Su konusu ise ülkemiz ve bütün insanlık ile birlikte turizmin de can damarıdır ve alarm vermektedir. Ülkemiz, genel algının aksine çok bol tatlı su kaynaklarına haiz bir coğrafyaya sahip bulunmamaktadır. Su kaynakları ve temini, gelinen noktada ülkelerin en önemli sorunlarının başındadır. Turizmin ise yaşam ilacıdır su. Susuz bir coğrafyada sürdürülebilir turizm yapmak çok da mümkün değildir.

Sıcaklarla beraber göller ve akarsular başta olmak üzere su kaynaklarımızın kapasitesi giderek azalmaktadır. Sahillerimizde bulunan turizm beldelerimizde ise nüfus kalabalıklaşmakta, buna bağlı olarak su temininde sıkıntılar baş göstermektedir.

Türkiye, yakın bir gelecekte bu gerçeği çok daha derinden hissedecek, bilhassa ekonomisi turizme bağlı olan merkezlerde su problemi kendini iyiden iyiye hissettirecektir.

Çare tektir; deniz suyu arıtılacak, gerekli ikmal tesislerinin kurulması ile en azından “kullanım” için bu tür bir teknolojiden faydalanmak gerekecektir. Bununla ilgili planların hazırlanmasına ve projelendirme çalışmalarına vakit kaybetmeden başlanmalıdır. Yaşadığımız son iki doğal felaketin ardından adım atma zamanının geldiği ortadadır. Sahil beldelerimiz kendi çaplarında gerekli planları genel çerçevede ve bir an önce hazırlamalıdırlar.

Ben elli yıllık bir turizmci olarak bu gerçeği ve getirdiği tehlikeyi çok derinden hissetmekteyim.

Mühendislerimiz çok alternatifli planlar geliştirebilirler. Dünya lideri olduğumuz gemi söküm sektörü ile işbirliği halinde, dev gemilerin “su yapıcı” sistemleri küçük merkezlerde kullanılabilir. Bunu yapan ülkeler mevcuttur.

Konu detaylarıyla incelenmeli ve bir an önce harekete geçilmelidir. Aksi takdirde her geçen yıl daha ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacağız.

Uyarmak istedim.