Bu “felaket tablosu” ortada iken birlik / beraberlik şart değil mi?

Vatandaş soruyor: “Bakanları ‘birlik’ çağrısı yapan Cumhur İttifakı partilerinin üst düzey yöneticileri, medya ve sosyal medya bağlantıları ile beraber, neden hâlâ CHP’yi ‘PKK’cılık’, İYİ Parti’yi ‘Fetöcülük’ ile suçlamaya devam ediyorlar?”
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye, zor günlerden geçiyor. Şehirlerde, kasabalarda katliamı andıran cinayetler işleniyor. Konya’da 7 kişilik bir aile katledildi, kadın cinayetleri bitmiyor. Ülkenin bir tarafını seller teslim alırken, diğer yayanında yangınlarla ülkenin oksijen deposu olan ormanlar yanıyor. Yanan sadece ormanlar değil, içindeki canlılar, insanların evleri, yaşamları, hayvanları da yok oluyor. Tablo vahim, ama Türkiye yangınla mücadelede bile kutuplaştı. Yangınla mücadelede bile iktidar muhalefeti, muhalefet de iktidarı eleştiriyor.

Temmuz ayının son haftasında birçok ilde başlayan orman yangınları, toplum olarak zor günlerde bile birlik beraberlik içinde hareket edemediğimizi acı bir şekilde ortaya koydu. Yangınlar ve söndürme çalışmalarındaki aksaklıklar tartışma konusu oldu. İktidara yakın kesim yangınlarla son derece iyi mücadele edildiğini savunurken, muhalifler, havadan mücadelenin olmadığını, yerden yapılan mücadelenin yetersiz kaldığını ve THK’nun yangın söndürme uçaklarının neden kullanılmadığını sordu. Gerçek olan ise Manavgat’ta başlayan yangın 9 gününde, Marmaris yangını ise 8 gününde daha söndürülememişti.

Yangın söndürme için elinde uçaklar bulunan, ancak Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uçmasına izin verilmeyen Türk Hava Kurumu’nun (THK) son yangınlara havadan müdahalede bulunmak için özel şirketlerden 16 helikopter kiraladığı çıkınca tartışmalar alevlenmişti. 16 helikoptere kaç para ödendiği açıklanmazken THK bünyesindeki yangın söndürme uçaklarının kullanılır durumda olup olmadığı ise ayrı bir tartışma konusunu oluşturdu.

Sorumluluk kimde tartışması

Yangınlardan etkilenen bölgelerin belediye başkanları ve milletvekilleri, havadan müdahale için acil çağrı yapmalarına rağmen gerekli müdahalenin yapılmadığı şikayetinde bulunurken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı televizyon programında bu eleştirilere cevap verdi.

Erdoğan, görevlerinin tarım, orman, hayvancılık gibi ormanların bakımı, ıslahı ve son günlerde de yaşanan yangınların söndürülmesi olduğunu, bunda sorumluluğu birinci derecede kendilerinin taşıdığını, ancak yerleşim bölgelerinde ise bu tür yangınlarla mücadelede sorumluluğunun büyükşehir belediyelerinde olduğunu savundu. Erdoğan, “Şimdi burada da bakıyorsunuz bir tarafta Antalya, Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya’daki birinci derecede şehir merkezinde bu işin sorumlusudur. Muğla, Muğla Büyükşehir Belediyesi birinci derecede, Muğla şehri, büyükşehir olarak söylüyorum, onun sorumluluğundadır, yani ‘ben buradan sorumlu değilim’ diyemez. İzmir, aynı şekilde sorumluluğundadır. Aydın, aynı şekilde Aydın Belediyesinin sorumluluğundadır. Denizli, Denizli Belediyesinin sorumluluğundadır. Bunlar ‘hayır, bizim burada sorumluluğumuz yok’ diyemezler. Açsınlar yerel yönetimlerle ilgili yasayı iyice incelesinler ve onlar burada acaba ne tür bir imkan seferber ettiler, ne yaptılar, şu an itibarıyla ne yapıyorlar?” diye tepki gösterdi.

Yardım çağrısına soruşturma

Manavgat’ta başlayan ve 7 günde de söndürülemeyen yangınlar karşısında bir kısım insanlar #helpturkey etiketi ile uluslararası yardım çağrısı yaptı. İktidar yanlıları ise “Türkiye’yi aciz gösteriyor” gerekçesiyle bu kampanyaya karşı çıkarak, #StrongTurkiye kampanyası başlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelesine destek veren, geçmiş olsun dileklerini, taziyelerini ileten ülke ve organizasyonlara teşekkür etti. İspanya Büyükelçiliği, yardım çağrılarının ardından başlatılan diplomatik ilişkilerden sonra iki yangın söndürme uçağını Türkiye’ye gönderdi. Hırvatistan’dan da bir uçak geldi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve hükümet yanlısı medyanın hedef aldığı ‘Help Turkey’ kampanyası altında yapılan paylaşımlarla ilgili soruşturma başlatıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma öncesinde, Erdoğan, “Türkiye şu anda imkansız Türkiye değil. Artık güçlü bir Türkiye. Nitekim güvendikleri dağlara da kar yağdı. Çünkü birçok sanatçı bakıyorum, ‘Ben katılmıyorum’ diyor. Hakikati görenler de hemen elinin tersiyle itiyor. Neden? Ortada güçlü bir Türkiye var” demişti.

Karşılıklı suçlamalar

Orman yangınlarının çıkış nedenleri ile ilgili soruşturmalardan henüz tamamlanan olmadı. Çıkış sebebi henüz belirlenemedi. Ancak, yangın süresince iktidar ve muhalefet arasında karşılıklı suçlamalar bitmek bilmedi. İktidara yakın isimler, daha ilk yangından itibaren yangının kimler tarafından çıkarıldığını belirledi ve harekete geçti. Siyasetçisinden, sosyal medya trolüne, bürokratından, medya mensubuna kadar koordineli bir şekilde muhalefeti suçladı. Vatandaş soruyor: “AKP ve MHP’in üst düzey yöneticileri medya ve sosyal medya bağlantıları ile beraber, CHP’yi ‘PKK’cılık’, İYİ Parti’yi ‘Fetöcülük’ ile suçlamaya devam ediyorlar?

Günlerce süren yangınlarla ülkenin ciğerleri yanarken, yangınla mücadeleden çok iktidar ile muhalefet arasındaki gerilim öne çıktı. Dünyaya yapılan yardım çağrılarının altına başka şeyler aranmaya başlandı. Bunun ikinci Gezi ayaklanmasının ön hazırlığı olduğu öne sürüldü ve “Düşmana fırsat vermeyeceğiz. Milletim uyanık ol” denildi.

Dünyayı yardıma çağıranlar, yanan evleri, ağaçları, yeşilliği, ölen hayvanları dile getirmeye çalıştı. İktidar yanlıları ize “ağırıma gidiyor”, “Türkiye’yi aciz gösteriyor” tarzı yaklaşımlarla tepki göstermeye çalıştı. İktidara yakın sanatçılar yardım çağrısını sindiremediklerini ifade eden paylaşımlar yaparken, bazı sanatçılar da kampanyaya destek oldu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “hem yangınla hem de bu tür sistematik dezenformasyon ve algı operasyonlarıyla mücadele” edildiğini duyurması ardından #StrongTurkiye etiketi ile yapılan paylaşımlar kampanyaya dönüştürüldü. Devlet ve milletin el ele vermesi ile Türkiye’nin her türlü güçlüğün üzerinden geleceğine dair mesajlar verildi.

********

“AKIL VE BİLİMİN IŞIĞINDA KURUMSAL YAPI VE POLİTİKALAR GEREKLİ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Türkiye çok yönlü ve derin boyutlu felaketler zincirinin içine itilmiş durumda. Yangınların önlenemeyişi son yönetim zaafına örnek oluşturuyor. Kadınlara yönelik vahşi katliamlar ve istismarlar ile çocuk istismarı yine önlenemez boyutlarda yineleniyor. Biraz alışılmışın dışımdaki her yağmur bir sel felaketi, yıkılan binalar ve mağduriyetler olarak yaşanıyor. Her gün ülkeyi tehdit eden deprem korkusunu, özellikle İstanbul ve İzmir için çözüm projeleri bekliyor. Türkiye hükümetin yanlış göç politikaları ile kendini bir çıkmaz içine sürüklüyor. Felaket tablosunu oluşturan unsurları toplu değerlendirdiğimizde sorunun tamamı ile yönetim zafiyetlerinden kaynaklandığı görülüyor. Hatta bu listeye FETO ihanetinin de yönetim zafiyetinden kaynaklandığı gerçeğini ekleyebiliriz. Bunca uyarıya rağmen, alınmayan önlemler ve istihbaratların etkin değerlendirilmeyişi de bir yönetim zaafı değil midir?

İktidarın tutumunu gözlediğimizde, kutsal dini siyasete ve ticarete alet ederek, kedi destekçilerine rant aktarma yarışı içinde davranması öncelikli konusu olarak ortaya çıkıyor. Yani ekonomik gücü topluma yaymak yerine kendi kontrolüne almak istiyor.  Bunun için kendi oy tabanını stabilize etmek için, toplumsal kutuplaşma dahil her konuyu kullandığı görülüyor. Hatta Cumhuriyet tarihinin birikimlerini ve kurumlarını tasfiye eden bir tutum içinde; kontrol altına aldığı medya sistemi sayesinde algı yönetimi yaratarak kendince yapay bir tarih yaratma hevesinde olduğu gözleniyor. Ancak yukarda sayılan felaket tablosu unsurları konusunda etkin önlem almak ve yapısal yönetim sorunlarını çözme yönünde bir gayret göstermiyor. Aksine yanlış üzerine yanlış ekleniyor. Yangınlar konusunda temel hatası bir Cumhuriyet ve Atatürk kurumu olan THK’nu güçlendirip,  güçlü bir yangın söndürme filosunu oluşturmak yerine, rant kaynaklarını yandaşlara aktarmak için tasfiye sürecine soktuğu görülüyor. Orman yangınlarında hızlı ve anlık hava müdahalesi gerekirken, çok dolambaçlı bir yol olan yurt dışından daha pahalıya uçak kiralama yoluna gidiyor.

Kiralanan uçakların çok yetersiz sayıda kalması yanında; yurt dışının diplomatik süreçlerini devreye alıncaya kadar ülke ormanlarının zaten kül olduğunu gerçeğini çok acı şekilde yaşatıyor. Aynı şekilde kadın ve çocuk istismarını önlemeye yönelik uluslararası sözleşme; iktidarın akıl ve bilim dışı kör inançla davranan muhafazakar tabanını stabilize etmek için iptal ediliyor. Göçmen sorununun uzun dönemli yaratacağı sosyal, politik ve kültürel travmalar ve gerilimler düşünülmeden ucuz çıkarlar için ülke çıkmaza sürükleniyor. Uzun dönemli depreme çözüm olacak yapısal ve mekânsal projelerle, ülke boyutunda dengeli bir nüfus ve sanayi yapılanması yaratmak yerine, tamamıyla rant yaratmaya, ekolojik dengeleri bozmaya ve yandaş holdingleri beslemeye yönelik Kanal İstanbul projesi devreye alınıyor. Peki bütün bu yanlış politika ve zafiyetlerin temelinde nelere yatıyor.

Benim saptayabildiğim yanlışları şöyle sıralayabiliriz: 1. İktidar siyasi tercihlerini, oy ve iktidar kaygısı ile akıl ve bilimin rotasında değil, kapalı toplum yapılanmasının kör inanca dayalı muhafazakar zihniyet yapılanması içinde, tabana mesaj vermeye yönelik tercihlerde bulunuyor. Bu durum çözüm yerine çözümsüzlük üretiyor.

2.  İktidar yine bu zihniyet yapısı içinde uzman kurumları tasfiye ederek, tek adam yönetimine yönelmiş bulunuyor. Tek adam yönetimi ancak on kişilik bir mangayı etkin yönetebilir. Bilgi çağının çoğulculaşmış toplum yapılarını ve süreçlerini 90 milyona yaklaşmış bir ülkede asla etkin yönetemez.

3. Etkin yönetim için toplumun; ekonomik, teknolojik, politik, sosyal ve kültürel sistemlerinin her birini etkinleştirecek sistem politikalarını kurumlaştırması gerekir ki, her biri kendi içinde işlevselliğe sahip olsun. Tek adam yönetiminde bu yöndeki kurumlaşmalar devre dışı kalır.

4. Etkin sistemlerin işlevselliği, başarı ve liyakat ilkesine uyarak sağlanır. Yandaşlık ve kapalı toplumsal gruplarda bunun sağlanması mümkün olamaz.

5. Demokrasi ve özgürlük ortamının, entelektüel sermaye yaratması için çoğulcu bilim ortamı gerekir. Oysa iktidar Devlet üniversitelerini, neredeyse parti üniversitesi konumuna dönüştüren bir yönetim ve yandaşlık politikası uyguluyor.

6. Katılımcı ve çoğulcu bir yönetim ve açık toplum anlayışını geliştiren, aklın ve bilimin rehberlik ettiği ve erdemli insan değer ve inançlarının üstün tutulduğu bir toplum yapılanması yaratmadan sorunlar çözülemez.

Üstelik tek adam yönetimi ile bağnaz ve tek boyutlu kör inancalara eğilim gösteren bir yönetim anlayışı içinde toplumun yapısal sorunlarını çözülemez. Toplumu uzlaştıramaz; ancak kapalı inanç değerlerinin çatıştığı bir kutuplaşma ortamı yaratır.  Bu nedenlerden dolayı ülkemizde, hızlı, etkin, kapsamacı, adil ve yarını garanti eden çözümler için; köklü bir zihniyet ve sistem değişimini ile akıl ve bilimin ışığında yeni bir yapılanma, kurumlaşma ve stratejiler üretmeye yönelme ihtiyacı bulunuyor. Aksi durumda felaket tablosu toplumun gündemini acılar vererek sürdürmeye devam eder.

*****

“ÜLKEMİZİ VE HALKIMIZI, DAHA DA ZOR BİR DÖNEM BEKLİYOR”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar) – Son günlerde toplumca tam bir cendereye sıkışmış durumdayız. Ne yana baksak, her taraftan bir olumsuzluk yansıyor. Bir yanda salgın tehlikesi, diğer yanda yangın, sel, deprem ve benzeri felaketler; öte yandan özellikle kadınlara yönelik cinayetler, katliamlar; kısacası neredeyse dört bir yanımızı olumsuzluklar sarmış durumda…Yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal problemler de işin cabası!.. Hele geçim zorlukları, iş ve aş sıkıntıları, toplumun büyük çoğunluğunun belini hepten büküyor!.. İşte açıklanan son enflasyon oranları, enflasyonda ve hayat pahalılığında yeni rekorları işaret ediyor. Üstelik bu oranlar, resmi rakamlar. İktidarın kontrolündeki kurumların verileri bile, ekonomide yaşanan zorluğu ortaya koyuyor.

En kötüsü de bütün bu zorluklara ve krizlere karşın, toplumu bir ve beraber hale getirecek, krizleri yönetecek ve herkesin moralini diri tutacak siyasal iktidarın tutumu/politikaları!.. Yönetim sorumluluğu taşıyanlar, böylesi zor ve kritik dönemlerde adeta sınavdan geçerler. Siyasal olarak farklı görüşlere sahip olanları da kapsayacak biçimde, herkesi kucaklarlar. Daha doğrusu böyle olması gerekir. Bizim bildiğimiz, bu anlayış; yönetim biliminin ve toplumsal siyasetin en temel ilkesidir, gerçeğidir.

Ancak ülkemizde tam tersi olmaktadır. Toplum ayrıştırılmakta ve kutuplaştırılmaktadır. Siyasal iktidar, sorun çözme yetisini tamamen kaybetmiştir. Yönetenler ve yönetim sorumluluğu taşıyanlar, halktan ve gerçeklerden uzaklaşmıştır. Kurumlar tümden yıpratılmıştır. Son yangın felaketinde ortaya çıkan manzaralar, bütün bunların en somut ve çarpıcı göstergesidir.

Halkımız, yurttaşlarımız, kime ve neye inanacaklarını/güveneceklerini artık bilememektedir. Dolayısıyla, yalnızca son yangında yanan alanlar değil; başta ekonomi ve siyaset alanları olmak üzere, tüm ülke yangın yerine dönmüş durumdadır. Üstelik önümüzdeki süreçte, ülkemizi ve halkımızı, daha da zor bir dönem ve zorlu günler beklemektedir.

Bu zor döneme ve tüm zorluklara karşın, ülkemizin yeni bir toplumsal seferberliğe ve hemen her alanda sağaltıma/yeniden yapılanmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bunun yolu da ülkemizin demokrasi güçlerinin iş ve güç birliği yapmasından, iktidar ve sistem değişimini sağlamasından geçmektedir.