Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Akıl ve bilimin ışığında kurumsal yapı ve politikalar gerekli

Türkiye çok yönlü ve derin boyutlu felaketler zincirinin içine itilmiş durumda. Yangınların önlenemeyişi son yönetim zaafına örnek oluşturuyor. Kadınlara yönelik vahşi katliamlar ve istismarlar ile çocuk istismarı yine önlenemez boyutlarda yineleniyor. Biraz alışılmışın dışımdaki her yağmur bir sel felaketi, yıkılan binalar ve mağduriyetler olarak yaşanıyor. Her gün ülkeyi tehdit eden deprem korkusunu, özellikle İstanbul ve İzmir için çözüm projeleri bekliyor. Türkiye hükümetin yanlış göç politikaları ile kendini bir çıkmaz içine sürüklüyor. Felaket tablosunu oluşturan unsurları toplu değerlendirdiğimizde sorunun tamamı ile yönetim zafiyetlerinden kaynaklandığı görülüyor. Hatta bu listeye FETO ihanetinin de yönetim zafiyetinden kaynaklandığı gerçeğini ekleyebiliriz. Bunca uyarıya rağmen, alınmayan önlemler ve istihbaratların etkin değerlendirilmeyişi de bir yönetim zaafı değil midir?

İktidarın tutumunu gözlediğimizde, kutsal dini siyasete ve ticarete alet ederek, kedi destekçilerine rant aktarma yarışı içinde davranması öncelikli konusu olarak ortaya çıkıyor. Yani ekonomik gücü topluma yaymak yerine kendi kontrolüne almak istiyor.  Bunun için kendi oy tabanını stabilize etmek için, toplumsal kutuplaşma dahil her konuyu kullandığı görülüyor. Hatta Cumhuriyet tarihinin birikimlerini ve kurumlarını tasfiye eden bir tutum içinde; kontrol altına aldığı medya sistemi sayesinde algı yönetimi yaratarak kendince yapay bir tarih yaratma hevesinde olduğu gözleniyor. Ancak yukarda sayılan felaket tablosu unsurları konusunda etkin önlem almak ve yapısal yönetim sorunlarını çözme yönünde bir gayret göstermiyor. Aksine yanlış üzerine yanlış ekleniyor. Yangınlar konusunda temel hatası bir Cumhuriyet ve Atatürk kurumu olan THK’nu güçlendirip,  güçlü bir yangın söndürme filosunu oluşturmak yerine, rant kaynaklarını yandaşlara aktarmak için tasfiye sürecine soktuğu görülüyor. Orman yangınlarında hızlı ve anlık hava müdahalesi gerekirken, çok dolambaçlı bir yol olan yurt dışından daha pahalıya uçak kiralama yoluna gidiyor.

Kiralanan uçakların çok yetersiz sayıda kalması yanında; yurt dışının diplomatik süreçlerini devreye alıncaya kadar ülke ormanlarının zaten kül olduğunu gerçeğini çok acı şekilde yaşatıyor. Aynı şekilde kadın ve çocuk istismarını önlemeye yönelik uluslararası sözleşme; iktidarın akıl ve bilim dışı kör inançla davranan muhafazakar tabanını stabilize etmek için iptal ediliyor. Göçmen sorununun uzun dönemli yaratacağı sosyal, politik ve kültürel travmalar ve gerilimler düşünülmeden ucuz çıkarlar için ülke çıkmaza sürükleniyor. Uzun dönemli depreme çözüm olacak yapısal ve mekânsal projelerle, ülke boyutunda dengeli bir nüfus ve sanayi yapılanması yaratmak yerine, tamamıyla rant yaratmaya, ekolojik dengeleri bozmaya ve yandaş holdingleri beslemeye yönelik Kanal İstanbul projesi devreye alınıyor. Peki bütün bu yanlış politika ve zafiyetlerin temelinde nelere yatıyor.

Benim saptayabildiğim yanlışları şöyle sıralayabiliriz: 1. İktidar siyasi tercihlerini, oy ve iktidar kaygısı ile akıl ve bilimin rotasında değil, kapalı toplum yapılanmasının kör inanca dayalı muhafazakar zihniyet yapılanması içinde, tabana mesaj vermeye yönelik tercihlerde bulunuyor. Bu durum çözüm yerine çözümsüzlük üretiyor.

2.  İktidar yine bu zihniyet yapısı içinde uzman kurumları tasfiye ederek, tek adam yönetimine yönelmiş bulunuyor. Tek adam yönetimi ancak on kişilik bir mangayı etkin yönetebilir. Bilgi çağının çoğulculaşmış toplum yapılarını ve süreçlerini 90 milyona yaklaşmış bir ülkede asla etkin yönetemez.

3. Etkin yönetim için toplumun; ekonomik, teknolojik, politik, sosyal ve kültürel sistemlerinin her birini etkinleştirecek sistem politikalarını kurumlaştırması gerekir ki, her biri kendi içinde işlevselliğe sahip olsun. Tek adam yönetiminde bu yöndeki kurumlaşmalar devre dışı kalır.

4. Etkin sistemlerin işlevselliği, başarı ve liyakat ilkesine uyarak sağlanır. Yandaşlık ve kapalı toplumsal gruplarda bunun sağlanması mümkün olamaz.

5. Demokrasi ve özgürlük ortamının, entelektüel sermaye yaratması için çoğulcu bilim ortamı gerekir. Oysa iktidar Devlet üniversitelerini, neredeyse parti üniversitesi konumuna dönüştüren bir yönetim ve yandaşlık politikası uyguluyor.

6. Katılımcı ve çoğulcu bir yönetim ve açık toplum anlayışını geliştiren, aklın ve bilimin rehberlik ettiği ve erdemli insan değer ve inançlarının üstün tutulduğu bir toplum yapılanması yaratmadan sorunlar çözülemez.

Üstelik tek adam yönetimi ile bağnaz ve tek boyutlu kör inancalara eğilim gösteren bir yönetim anlayışı içinde toplumun yapısal sorunlarını çözülemez. Toplumu uzlaştıramaz; ancak kapalı inanç değerlerinin çatıştığı bir kutuplaşma ortamı yaratır.  Bu nedenlerden dolayı ülkemizde, hızlı, etkin, kapsamacı, adil ve yarını garanti eden çözümler için; köklü bir zihniyet ve sistem değişimini ile akıl ve bilimin ışığında yeni bir yapılanma, kurumlaşma ve stratejiler üretmeye yönelme ihtiyacı bulunuyor. Aksi durumda felaket tablosu toplumun gündemini acılar vererek sürdürmeye devam eder.