Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Akıl tutulması!

Bugünlerde ülkemizde olup bitenleri dikkatle izleyenler, toplumsal gelişmeleri yakından gözleyenler, şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Yaşanan süreci tanımlamakta güçlük çekiyorlar. İzlenen politikaları ve yönetsel tutumu, genellikle ‘akıl tutulması’ olarak adlandırıyorlar.

Gerçekten yaşananları anlamakta, kavramakta ve yorumlamakta zorlanıyoruz! Üstelik gündeme düşen her yeni gelişme, bir öncekini bastırıyor ve tüm akılcı/sağduyulu düşünen insanları hayretten hayrete sürüklüyor!..

‘Ağustos böceği’ örneği

Ağustos böceğini bilirsiniz; tam da bugünlerde çevrede, doğada bolca var ve hemen her yerde sürekli onların sesini duyuyoruz. Müthiş bir yaygara yapıyorlar. Sanırsınız ki doğada büyük bir koro var. Oysa hiç de öyle değil, yalnızca sesleri yüksek çıkıyor. Ağustos böcekleri, bir yandan bu yaygarayı yaparken; aynı zamanda bu davranışlarıyla, ayırdında olmadan kendi yaşamlarını da tüketip sönümlendiriyorlar.

Ülkemizde egemen olan siyaset anlayışının durumunun ve onlara destek verenlerin çıkardığı gürültünün, doğrusu bu ağustos böceklerinin doğadaki konumuyla çok benzeştiğini düşünüyoruz!

Hep fiyasko!

Son zamanlarda siyasal iktidarın izlediği hatalı politikalar, hemen her alanda ülkemizin ve halkımızın başına yeni badireler açıyor. Sözde ‘büyük kazanımlar’ elde edileceği savıyla, Ortadoğu’da hemen her çatışmanın tarafı haline gelmemiz, giderek ülkemizi yalnızlaştırıyor. Üstelik pek çok kayba neden oluyor. Daha Suriye ve Libya maceralarından yeterince ders çıkarılmamış olacak ki, şimdi Afganistan çıkmazına bulaşılmak isteniyor. Biz de doğal olarak ‘Afganistan nere, Türkiye nere’ diye düşünmeden ve sormadan edemiyoruz!..

Üstüne üstlük bu çatışmalardan ve yıkımlardan kaçarak ülkemize sığınanların yarattığı sorunlar yumağı, tam bir çözümsüzlük halini alıyor. Şimdi başımıza bir de Afganistan ve Afganlar derdi çıkıyor. Doğrusu insan bütün bu olup bitenleri hayretle ve şaşkınlıkla izliyor!..

Afetzedeye çay paketi atmak!

Son dönemde iktidar çevrelerinden bile eleştiri alan ilginç bir olay da; yaşanan sel ve yangın felaketlerinin ardından, ziyaret edilen yerleşim yerlerinde afetzede vatandaşlara çay paketi atılması!

Seçim zamanlarında ve çalışmalarında olabilecek bir ritüeli, felaketler sonrasında gerçekleştirmenin anlamını ve gerekçesini gerçekten anlayamıyoruz. Üstelik bu durum ve davranış, iktidar çevrelerince ve iktidara destek verenlerce bile tam olarak anlaşılamıyor ve anlatılamıyor

Somali’ye 30 milyon dolarlık himmet!

Güngörmüş tecrübeli insanların bazı özdeyişleri, hayatın imbiğinden süzülüp gelir ve önemli dersler /deneyimler içerir. Örneğin, “kendisi yardıma muhtaç bir dede, başkasına nasıl himmet ede” bu özdeyişlerden birisidir. Çok derin anlamlarla yüklüdür.

İçinde bulunduğumuz bu zor dönemde; ülkemizin Somali’ye 30 milyon dolarlık hibe yaptığı haberlerini görünce, usumuza ister istemez bu özdeyiş düştü! Öyle ya bunca ekonomik zorluk ve sıkıntı içindeyken; bir yanda 4 milyon dolarlık harcama yapılamadığı için Türk Hava Kurumu’nun (THK) yangın söndürme uçakları kullanılamazken, öte yandan Somali’ye 30 milyon dolarlık hibe yapılması, insana ‘pes doğrusu!’ dedirtiyor.

Herkese ‘Makber şarkısı’nı söyletmek!

Hamiyet Yüceses’in ünlü şarkısı ‘Makber’i bilir misiniz? Hani ‘Her yer karanlık’ diye başlayan o ünlü müzik eserini… Gençler belki bilmez ama bizim kuşaklar bu şarkıyı iyi bilir.

Bugünlerde ortalık o kadar karanlık ve her yanımız karamsarlıkla kaplı ki, ister istemez bu ağır şarkının tınıları usumuzun kıvrımlarında her daim dönenip duruyor; aynı zamanda yürek tellerimizi de titretiyor. Ülkemizde olup bitenleri görüp yaşadıkça, gelin de bu şarkıyı düşünmeyin bakalım! Bizi yönetenler, yönetim sorumluluğu taşıyanlar, bugünlerde adeta herkese ‘Makber’ şarkısını söyletiyorlar!

Geleceklerin işi de çok zor

Yaşanan olumsuzluklar, getirilen yönetim sistemi, hayatın pratiğinde çok büyük sorunlara yol açıyor. Bir asırlık Cumhuriyetin kurumları ve değerleri örseleniyor/yıpranıyor. Ülkemizdeki ekonomik, sosyal ve siyasal yapı, o kadar büyük tahribata uğruyor ki; doğrusu bu tahribatı gidermek/onarmak hiç de kolay olmayacak.

Elbette, kararan gün kararıp kalmaz; her gecenin bir sabahı, her karanlığın bir aydınlığı vardır!.. O nedenle, yaşanan bunca olumsuzluğa rağmen, geleceğe yönelik umudumuzu kaybetmemeye çalışsak da bir gerçeğin altını kalınca çizmek istiyoruz. Bu iktidarın ardından, yönetime geleceklerin işi de doğrusu hiç kolay olmayacak!