Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Faizle savaş kararları, Erdoğan’ı iktidardan düşürebilir!

Gazeteci – Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in “ülke gündeminin başında yer alan olay ve gelişmelerle ilgili” sorularını cevaplandırdı. Kışlalı, enflasyon hem tüketici de, hem üretici de “rekorlar kırarken”, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Faizleri indiriyoruz, artık yüksek faiz yok” ifadeleri, Erdoğan’ın yangınlarda sorumluluğun büyükşehir ve ilçe belediyelerine yüklemesi, THK’nu kapatmaya yönelik girişimler, Afganistan’dan gelen kaçak göçmenler, seçim anketleri konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Enflasyon hem tüketici de, hem üretici de “rekorlar kırarken”, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Faizleri indiriyoruz, artık yüksek faiz yok” dedi. Siz ne diyorsunuz?

K – 18 yılın rekorunu kıran Temmuz ayı enflasyonu yine şüpheli bir şekilde Merkez Bankası’nın yüzde 19’luk gösterge faizinin hemen altında yüzde 18,95 olarak gerçekleşti. Enflasyonun Merkez Bankası’nın yüzde 14,1’lik sene sonu enflasyon hedefini tutturması için kalan 5 ayda sadece yüzde 3,3 artması gerekiyor. Bu imkânsız. Bırakın enflasyonun düşmesini; canlanan ekonomi, üretici ile tüketici fiyatları arasında rekor seviyede açılan makas gibi göstergeler enflasyonun, özellikle geçen görece düşük çıktığı ağustos ve eylül aylarında daha da artacağını gösteriyor. Merkez Bankası bu ayı kurtardı ama gelecek ay çok büyük ihtimalle enflasyon Merkez’in gösterge faizinin üzerine çıkacak. Amerikan Merkez Bankası’nın faizlerin yükselmesine yol açacak kararları ertelemesi tüm dünyada döviz kurlarına olumlu etki yaptı. Türkiye’de buna turizmden döviz girişleri ve Türkiye’nin bir şekilde ABD ile “anlaştığı”, “ABD’nin Türkiye’ye sorun çıkarmayacağı” yönündeki piyasa beklentileri ile birleştiğinde TL ciddi biçimde değer kaybetmedi. Ancak enflasyondaki artışla beraber gelecek aylarda faizlerin arttırılması ihtiyacı ortaya çıkacak. Buna karşın Cumhurbaşkanı’nın söylediği gibi faizler arttırılmaz, bilakis düşürülürse, Türkiye’de TL mevduatı yine eksiye düşecek. Bu durumda da hem tasarruf yatırımları TL’den kaçacak, hem de gelecek aylardaki ABD Merkez Bankası’nın piyasaları sıkılaştıracak yöndeki kararları ve Türkiye’nin gittikçe içinden çıkılması zorlaşan borç yapısıyla TL’nin ciddi bir krize gireceğini öngörüyorum. Erdoğan’ın ve AKP’nin iktidardan düşmesine neden olabilecek en muhtemel gelişme Erdoğan’ın “faizle savaşı” ve ekonomi yönetiminde vereceği yetersiz kararlar olacaktır.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyük yangınlar sürecinin 8’inci gününün gecesi, “sorumluluğu CHP’li büyükşehir ve ilçe belediye başkanlarına yükleyen” bir açıklama yaptı, görüşünüz?

K – Esas olarak bu açıklamayı Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli yapmıştı ama tabii onun böyle bir açıklamayı Erdoğan’dan izin almadan yapması mümkün olamazdı. Erdoğan da Pakdemirli’nin bu açıklamalarını, biraz da laf ebeliğine kaçarak yineledi ve şehir merkezlerinde yani “yerleşim bölgelerinde bu tür yangınların sorumlusu büyükşehir belediyeleridir” gibi çarpık bir açıklama yaptı. Bir defa onbinlerce hektarın yanmasına neden olan Milas’taki, Bodrum’daki, Marmaris’teki yangınlar şehir merkezlerinde çıkmadı. Adı üstünde bunlar “orman yangınları.” Ormanlarda çıktı. Ve Erdoğan’ın da referans verdiği Anayasa’nın 169. maddesinde “Bütün ormanların gözetimi devlete aittir” hükmünde de belirtildiği üzere bu yangınların sorumluluğu devlete yani Tarım ve Orman Bakanlığı’na aittir. Erdoğan bunu, ortaya çıkan başarısızlığı muhalefete yıkmak için yapıyor. Bu kapsamda çok konuşulan Erdoğan’ın Pakdemirli’yi görevden alacağına ilişkin tahmini ben paylaşmadığımı ifade etmeliyim. Çünkü böyle bir hareket “ortada bir başarısızlık olduğu ve bunun AKP’nin sorumluluğunda olduğu” algısını yaratır ki, Erdoğan’ın en son yapacağı şey buna katkıda bulunmak olacaktır. Önce bakanın sonra Cumhurbaşkanı’nın CHP’li belediyeleri suçlamasına karşılık, CHP’den “THK uçaklarını ve teknik personelini bizim uhdemize verilmesine izin verin, bu işi biz üstlenelim” çıkışı geldi. Bunu hem Kılıçdaroğlu, hem de CHP’nin 11 büyükşehir belediye başkanı ortak bir açıklamayla dillendirdi. Ancak tabii ki Erdoğan buna yanaşmayacaktır, çünkü hiçbir şekilde muhalif belediyelerin herhangi bir kamu hizmetini, hele hele AKP’den daha iyi yapabileceğini ima edecek şekilde üstlenmesini istemez. Bunun da iki nedeni var. Birincisi seçmen nezdinde oy kaybetmek istemiyor. İkincisi buradan gelecek rantı kaybetmeyecektir. Düşünün bir kere. THK’ye kayyum atanan eski AKP’li vekil Cenap Aşçı “Bu uçakları kaldırmam için 4 milyon dolarlık bir yatırım yapmam lazım” dedi. Bu, çok yüksek olduğu uzmanlarca açıklanan rakamlar kabul edilse bile, buna göre yaklaşık 36 milyon liralık yatırımla THK’nin 6 uçağı işler hâle getirilebilecekken, Orman Bakanlığı sadece altı aylığına, Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile beraber denediği üç Beliyev 200 uçağına 203 milyon lira ödüyor. 2020’de de iki Beliyev 200 uçağı için 84 milyon lira ödenmişti. Dolayısıyla THK’nin elindeki 6 uçak en fazla 36 milyon liraya devreye sokulabilecekken, Orman Bakanlığı’nın elinde sadece 2021 yılındaki orman yangınları için yüzde 98’ini kullanmadığı 193 milyon liralık bütçe varken, devletin cebinden her yıl katlanarak 100 milyonlarca lira aktarılıyor. Orman Genel Müdürlüğü kiraladığı 3 helikoptere de 105 milyon lira ödüyor, tanıtıma 22 milyon lira harcıyor. İktidar bu “harcama gücünü”, bu rantı kaybetmek istemediği için de THK’nin elindeki uçakların kullanılamaz olduğuna dair uzmanların ve hatta AKP’lilerin bile kabul etmediği açıklamalarda bulunuyor. Bakın önce Cumhurbaşkanı Erdoğan “THK’nin uçakları varmış falan. Bunu neye göre söyleyebiliyorsunuz. THK’nin elinde kullanılabilecek uçak yok” dedi. Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ise “THK’nin elindeki uçakla ilgili problem, uçabilecek kapasitede değil. Halen antikacı gibi ‘1960’lardan kalma uçakları kullanalım’ tarzında açıklamalar yapılıyor” diye yakındı. Oysa kendisi Temmuz 2018’de “THK yangın söndürme uçakları İzmir’de, Yunanistan yangınına yardım için hazır” tiviti atmıştı. Üstelik uzmanlar Erdoğan ile Pakdemirli’nin bugün söylediklerinin aksini söylüyor. THK’nin 2010-1019 arası yönetim kurulu üyesi ve Antalya Şube Başkanı olan emekli Albay Vasıf Yüceliş “Tüm dünyada bizde de olan CL 215 model uçaklar uçuyor. Uçakların antikası, hurdası olmaz. Bizde bu uçaklardan 6 tane var. Bakım ekibinin şefi aradı. ‘Bir haftada ikisini yangın söndürür hâle getiririm. Diğerleri için bir ay süre isterim’ dedi.” dedi. THK eski Başkanı emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş “Yunanistan’ın envanterindeki CL-215’ler bizdekilerden yaşlı. Hurda uçak yok, bakımı yapılmayan uçak vardır. 4-5 milyon dolarlık bakımla yangın söndürme uçaklarını yenileyebiliriz. Uçak olmadığı için yangınlar söndürülemiyor” açıklamasında bulunurken, Türkiye’nin ilk yangın söndürme uçağı pilotu Suat Al da onu destekleyecek şekilde “Bakımını yapın, eksikliklerini giderin THK’nin yangın söndürme uçakları her türlü hizmeti gerçekleştirir. Uçağın yaşı değil bakımı önemlidir” diye konuştu. THK Merkez Denetleme Kurulu eski Başkanı Bayram Duman da feryat etti: “THK’nin 9 tane uçağı var, 6’sı faal hâle getirilebilir. Bizim uçaklarımız kişisel hırslar yüzünden hangarlardan çıkarılmıyor, oysa bu yangınları biz bir saatte söndürürdük. Niye THK’nin uçakları hâlâ çağırılmıyor?” THK’nin başına kayyum atanan eski AKP’li vekil Cenap Aşçı bile 14 Temmuz 2020’de bir TV kanalında Güntay Şimşek’in sorularını yanıtlarken “THK’nin 9 yangın söndürme uçağından 2’sinin 5 günde, 3’üncüsünün 7 günde, 4 ve 5. uçağın 150 biner dolara bakım ve tamirinin gerçekleştirilerek uçuşa hazır hale gelebileceğini” söylemişti. Aşçı yangınların başlamasından sonra geçen hafta içi yaptığı açıklamada da “Bu uçakları kaldırmam için 4 milyon dolarlık bir yatırım yapmam lazım” itirafında bulundu. Demek ki THK’nin uçakları yangında kullanılmak üzere devreye sokulabilirdi. Ana yangın bölgelerindeki tüm belediye başkanları özellikle sarp bölgelere karadan ulaşamayan yangın önleme faaliyetleri için hava desteği istedi. Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek “Yangının birçok bölgede karadan müdahale yapılamayacak kadar sarp ve kayalık alanlarda çıkması nedeniyle kesintisiz uçak ve helikopter desteği gerekiyor” dedi. Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen de “Yangının devam ettiği yerler karadan müdahalenin çok zor olduğu kırsal bölgeler, havadan müdahale edilmesi gereken yerler” diye konuştu. Buna karşın beklenen hava desteği ısrarla gelmedi. Kemerköy santralinin de içinde bulunduğu Milas’ın Belediye Başkanı Muhammet Tokat “Orman Genel Müdürlüğü Yardımcımız sabah erken saatlerde buradaydı. ‘Buraya bir helikopter gelsin, çünkü arasözler ulaşamayacak’ dedim. ‘Hayır, gerek yok’ dedi” diye yakınıyordu. Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay ise “Yangın Hisarönü Köyü’nde maalesef çok geniş alana yayıldı. Havadan uçak ve helikopter müdahalesini sürekli yineledim. Maalesef hazırlıksızmışız ki geldiğimiz nokta ortada. 12 bin hektardan fazla ormanlık alan Marmaris’te yanmış durumda.” Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras da “Binlerce hektarlık alan kaybedildi” ifadesinde bulundu. Tahminlere göre birleşen Bodrum ve Milas yangını Kisebükü’nden Ören’e kadar yaklaşık 35 kilometrelik derinlikte ve kimi yerlerde 15 kilometre içeriye kadar girmiş durumda. Burada ortalama 6-7 kilometre derinlikten hesaplansa, yanan alanların 200 kilometre karenin yani 20 bin hektarın üzerinde olduğu tahmini yapılabilir. Tüm 2020 yılında yanan toplam orman alanının 21 bin hektar civarında olduğu dikkate alındığında geçen haftaki yangınların ne kadar büyük olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiş oluyor.

GÖZLEM – Türk Hava Kurumu’nu önce “Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet kurumundan “kamu yararına çalışan dernek” hâline getiren zihniyet, sonra da “tümüyle yok etmek” mi istiyor; Kayyum atamak, uçaklarını “100 kilo farkla ihalelere almamak”, şimdi de uçaklarını ve gayrimenkullerini satma ihaleleri hazırlamak sizce ne anlama geliyor?

K – İktidar THK’nın elindeki rantı eline geçirmek istiyor. THK’nın en büyük işi orman yangınlarıydı. Bu rant alanı, 2019 yılında orman yangınları için yapılan ihaleye uçak başına 5 bin litre sınırı getirilip THK’nın elindeki 4900 litrelik uçaklar devre dışı bırakılarak ele geçirilme sürecine girdi. THK’nin diğer rantı, 1,5 milyar liralık borcu olduğu iddialarına karşın elinde çok daha büyük değere ulaştığı iddia edilen bin 300 adet gayrimenkulünün satılma sürecidir. Bu süreç bugünkü değeri 500 milyon dolar olarak hesaplanan başta Laleli’deki otel olmak üzere 80 bina ve gayrimenkul ile çoktan başladı. THK ağustosta 44 gayrimenkulün daha satış ihalesine çıktı. Dolayısıyla bu satışların aynı şekilde yürütülmekte olduğu ve sonuna kadar gidileceği anlaşılıyor. Tüm bu süreçlerin iktidar açısından “yan” ama en “önemli” faydalarından biri de hiç şüphesiz Atatürk’ün ve modern Cumhuriyet’in en önemli kurumlarından birinin daha ismini ortadan kaldırmak olsa gerek.

GÖZLEM – “Kurban derileri, bağırsak, fitre ve zekat bağışlarını tamamen tarikat vakıf ve derneklerine bırakmak için THK tasfiye ediliyor” iddiaları için ne diyorsunuz?

K – THK’nın tasfiyesi zaten 2013 yılında alınan “kurban derisi bağışı almasının yasaklanması” kararıyla başladı. Bu gelir alanı bahsettiğiniz gibi derneklere aktarılırken, THK’nin diğer ana gelir kalemini oluşturan orman yangınlarını söndürme faaliyetleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın denediği Rus uçaklarını getiren ve yangın söndürme konusunda hiçbir tecrübesi olmayan özel şirkete, gayrimenkulleri de yapılan ihalelerle çeşitli firmalara aktarılmaya başlandı.

GÖZLEM – Ortada Tarım ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü’nün “orman yangınları kuşağında olan” ülkemizde, üstelik “iklim şartlarının yangınlar için çok müsait ‘olumsuz’ bir değişim yaptığı / yapacağı bilimsel olarak bilinirken” hiçbir hazırlık yapmamasını, tedbir almamasını nasıl yorumluyorsunuz? Ve… Böyle acı bir tablo ortada iken, “siyasi sorumlu” Bakan’ın ve de Orman Genel Müdürlüğü “üst düzey” bürokratlarının koltuklarında oturmaya devam etmeleri sizce ne anlama geliyor?

K – 2018’de 2 bin 167 orman yangını varken, Bakan Pakdemirli’nin göreve gelmesinden sonra 2020’de bu sayı 3 bin 399’a yükseldi. 2018’deki yangınlarda 5 bin 644 hektar alan yok olurken, 2020’ye gelindiğinde ise bu rakam 20 bin 971 hektara ulaştı. Son yangınlarda sadece Marmaris’te 12 bin hektar, Bodrum-Milas’ta beraber 20 bin hektar yandığı tahmini yapılıyor. Bu rakamlar 2020’deki tüm yangınların bir buçuk katını, son on yıldaki tüm yangınların üçte birinden fazlasını oluşturuyor. Çıkan yangınların bu büyüklükte zarar vermesinin en önemli nedenlerinden birisi istihbarat eksikliğiyse –ki bir haftada 100’den fazla yangın çıkması sadece sıcak hava ve rüzgâra bağlanamaz, daha hâlâ İçişleri Bakanlığı’ndan Manavgat’taki yangına ilişkin tutuklanan bir genç hariç başka yangınlara ilişkin bir tutuklama veya faaliyet haberi gelmedi- diğer nedeni yangınların sıçramasını engelleyen yangın şeritlerinin yapımındaki eksiklikti. Pakdemirli’den önceki 10 yıllık dönemde OGM her yıl ortalama 347 kilometre yangın emniyet yolu yapımı gerçekleştirirken, 2018-2020 yıllarında bu ortalama 151 km’ye düştü. Uzman bir orman mühendisinin ifadelerine göre “Bu tip yangınları söndüremezsin ama ilerlemesini etkin bir koordinasyon ile durdurabilirsin. Geleceği yeri, ilerleyeceği yeri iyi düşünüp büyük şeritler oluşturursun. Maalesef her alanda olduğu gibi bu alanda da sahada bilgi ve becerisi olmayan bu konuda uzmanlığı olmayan yöneticiler olduğu için sadece seyrediyorlar”. Tabii ki bu başarısızlığın sorumluluğunun Orman Bakanı’na ait olması gerekir. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bunu kabul ederek Orman Bakanı’nı görevden almasını beklemiyorum. Çünkü böyle bir görevden alma daha önceden de ifade ettiğim gibi başarısızlığın iktidarın sorumluluğunda olduğu algısını yaratır ki, Erdoğan kendisi açısından böyle bir hataya düşmez. Ayrıca hiç şüphesiz bu duruma gelinmesinde Cumhurbaşkanı’nın kendi payını da yadsımamak lazım. Tarafsız her uzman ve şahidin ifade ettiği bu yangınların hava desteğiyle çok daha çabuk ve böyle büyümeden söndürülebileceği. Buna karşın yetkililer tabii ki hava desteği yeterli olmadığı için ısrarla hava desteğine gerek olmadığı yönünde yangınla mücadele edenleri ikna etmeye çalıştılar. Hava desteğinin eksikliğindeki en önemli faktör de Orman Bakanlığı’nın, hiç şüphesiz en üst seviyenin onayını da alarak THK’yi yangın söndürme sistemi dışında bırakan ihale uygulaması oldu. Ayrıca yangınlara müdahale edilmesinde hem bu konuda büyük tecrübesi olan, hem de büyük kaynakları olan TSK’nın devreye alınmaması da hiç şüphesiz kendisinin kararı olsa gerek. Erdoğan’ın, askerin halkla bütünleşmesinden, kader birliği etmesinden çok korktuğunu, hâlâ bunun bir şekilde sokakta bir karşılığı olacağını düşündüğünü tahmin ediyorum.

GÖZLEM – Türkiye, Afganlı kaçakların, sığınmacıların istila dalgası ile uğraşırken, ABD’den gelen “1 milyon Afganlının Türkiye’ye gelmesi” emrivakisi için görüşünüz?..

K – Erdoğan ile Biden’in Dışişleri’nin dahli de olmadan kendi aralarında anlaşmış oldukları anlaşılıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, bu anlaşmaya istinaden olmuş olacak 2 Ağustos’ta bir açıklama yaptı. Bazı tahminlere göre 50 bin Afgan’ın ABD’ye alınacağı, Türkiye’ye sınırlardan geçiş yapan Afganların sadece gençlerden oluşmasının, aralarında kadın ve çocuklar olmamasının; bu kişilerin ABD’nin öncelikle Taliban’dan kurtarmak istediği kendi destekçisi Afganlar olduğunu ortaya koyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi 2 Ağustos’ta “Açıkçası insanlar kuzeye giderlerse veya İran üzerinden Türkiye’ye giderlerse –ki Türkiye’ye bazı varışlar zaten gördük- bu insanlar hem ülkeye girme hem de hükümete veya BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne kaydolama fırsatına sahipler” dedi. Türkiye’yi işaret etti. Buna Türkiye’de resmi olarak hiçbir yanıt gelmedi. Taa ki muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu iki gün sonra gece yarısı “ABD, Afganistan’da kendisine hizmet etmiş, Taliban’ın düşman olarak gördüğü 19 bin Afganı ve aile üyelerini (toplamda 53 bin kişi) ülkesine almaya karar verdi. 1 milyona yakın destekçisine de hedef ülke olarak İran üzerinden Türkiye’yi gösterdi. Bunlar Taliban’dan kaçan gençler. Öncelikle şu aşikar ki Erdoğan yaptığı görüşmede (14 Haziran görüşmesini kastediyor) ülkemize Afgan sığınmacıları kabul etmiştir. Toplantıya devlet mekanizmaları dışından, Kavakçı ailesinden getirilen genç tercümanın sebebi de belli olmuştur. Erdoğan bunun duyulmasını engellemek için bunu yapmıştır. ABD’ye sesleniyorum: Erdoğan ile yaptığınız bu anlaşmaları, geleceğin iktidar üyesi ve ülkeyi yönetecek ittifak olarak asla kabul etmiyoruz. Kendisine ne dediyseniz bunlar Erdoğan’ı bağlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlamaz” dedi. Kılıçdaroğlu’nun çıkışı dikkat çekmiş olacak ki Dış İşleri Bakanlığı bu açıklamadan 35 dakika sonra acilen yaptığı açıklamada “ABD’nin Türkiye’yi işaret ettiğini, bunun göç krizine neden olacağını, bu sorumsuz kararın kabul edilemeyeceğini” bildiren bir açıklamada bulundu. Ancak bunun elle tutulur bir etkisinin olacağını düşünmüyorum. Erdoğan’ın Biden’e verdiği ödünler arasında bu Afgan mültecileri konusunun da olduğu anlaşılıyor.

GÖZLEM – Son anketler, CHP – İYİ Parti ittifakının “hem kararsızların oyu dağıtılmadan, hem de dağıtıldıktan sonra” AKP – MHP ittifakını geçtiğini gösteriyor, bu arada Muharrem İnce’nin Memleket Partisi “yüzde 1 oy bile alamıyor”; yorumunuz?..

K – Muharrem İnce’nin Memleket Partisi’nin genel seçimlerde çok yüksek oy alabileceğini düşünmüyorum. Buna karşın Millet İttifakı’nın laik seçmenin içine sinmeyen bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarması durumunda, buna tepki olarak Muharrem İnce köklü Atatürkçü, Cumhuriyetçi seçmenlerin bir bölümünün oyunu alabilir. Öte yandan İnce’nin, sağcı da olsa Millet İttifakı tarafından ortak belirlenen Mansur Yavaş gibi bir belediye başkanına veya Kemal Kılıçdaroğlu ya da Meral Akşener’e göre daha fazla oy alacağını tahmin etmiyorum. En nihayetinde Muharrem İnce’nin egosu uğruna hakikaten muhalefete zarar verecek bir yapı içerisinde hareket etmeyeceğini düşünüyorum. Dolayısıyla da ciddi bir “bölen” darbesi olmayacaktır.