Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Aman ha duyulmasın; millet beni hala ‘zengin’ biliyor!..

 Yirmi yıl falan oldu, “şeker” (diyabet) pes ettiremedi, öldüremedi…

Üç buçuk yıl; rektum kaynaklı; karaciğer-akciğer (metastaz) kanserle mücadele ettim, sonunda “Azrail”e nanik yapıp, “başka kapıya” dedim; o da çok uğraştı ama öldüremedi.

Bugün bu iktidar yüzünden ne yazık ki “ölüme kucak açmış” durumdayım.

Çünkü;

Bu AK Parti iktidarıyla geçinebilecek-uyuşabilecek hiçbir ortak paydamız kalmadı.

Çünkü;

AK Parti ve “tek adamlı sistem”; yardım edilmiş yoksullar istiyor.

Biz ise, ortadan kaldırılmış yoksulluk…

Bu yüzden de anlaşamıyoruz…

*

Aramızda kalsın; millet beni hala “zengin” biri olarak biliyor.

Ama 2021 başından beri, özellikle de Haziran-Temmuz’dan itibaren artık resmen, tescilli “yoksul” bir T.C vatandaşıyım!..

Ciddiyim…

2020 yılına kadar; “kirada oturan, emekli olmuş, mesleğim gereği birkaç site ve gazeteye yazdıklarımın karşılığı ile bir yarı-resmi şirkette “yönetim kurulu” üyeliğinden aldığım üç-beş kuruşluk gelirle ailesini geçindiren bir aile reisiydim.

Yani, tam bir “orta direk…”

Memnun ve mutluydum. Allaha şükür kimseye el-avuç açmadan, muhtaç olmadan başım dik geçinip gidiyorduk.

*

Kumar oynamadım, içki ağzıma koymam, gereksiz lüks harcamalarım hiç olmaz. Arabam da yok. Artık eskisi gibi haftada en az bir kere-en fazla iki kez, çoluk-çocuk bir balık restorana da gitmediğimiz-gidemediğimiz halde “Yoksullaştım Ey Halkım..” Yoksullaştım!..

*

Söyleyen, KAMU-AR’ın yoksulluk sınırı araştırması Temmuz 2021 verileri.

Türkiye’de “açlık sınırı” 3.500 lirayı geçti, “yoksulluk” sınırı 12 bin 195 liraya yükseldi. 

Ama benim, yoksulluk sınırı olarak ilan edilen aylık 12 bin 195 lira gelirim yok.

Eksi bakiye kalan gelirim ise, dünyada Arjantin’den sonra yıllık enflasyonun en yüksek seviyede seyrettiği ikinci ülke olan memleketimde ve bu AK Parti İktidarında, hızla “açlık sınırı”na doğru “küme” düşüyor!..

İlgilenenlere duyurumdur; ben de artık, ailemi geçindirebilmek için iş arıyorum, iş!..

———————————————————————————

TÜİK bile pes etti!..

Eski Çalışma Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un, hani Meclis’te kürsüye çıkıp, “Türkiye’de yoksulluk bitti” diyen o eski Bakan’ın kulakları çınlasın!..

İşsizlikte, enflasyonda ya da herhangi bir başka ekonomik göstergede Cumhurbaşkanlığı sisteminin işine gelmediği oranları yayınlayınca, başkanı dahil, alt kadroları da, birkaç kez görevden alınan TÜİK bile belli ki, artık bazı gerçekleri saklayamaz hale geldi.

TÜİK, “Gelir ve Yaşam Koşulları” başlıklı, Türkiye’de bir anlamda gelir bölüşümünü inceleyen bir araştırma yapıyor.

Sonuç şu:

Türkiye’de yoksulluk artıyor, 2019 yılında yüzde 26.3 olan maddi yoksunluk oranı, 2020’de yüzde 27.4’e yükseliyor.

Bugün bu ülkede tam 18 milyon yoksul var. (TUİK verisidir)

*

Yine TUİK, bu oranları daha net hale getirmek üzere, “maddi yoksunluk” diye bir tanım getiriyor. 

Nedir bu “maddi yoksunluk?..”

Mali sıkıntıda olmak…

O sıkıntıyı şöyle tanımlıyor:

Çamaşır makinesi, televizyon, buzdolabı sahipliği ile ekonomik açıdan beklenmedik harcamaları yapabilme, bir haftalık tatil, kira, konut kredi ve faizli borçlarını ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yiyecek tüketebilme, evin ısınma ihtiyaçlarını giderebilme…

Cumhurbaşkanlığı kumandasındaki TUİK, “bunları yerine getiremeyenler maddi yoksunluk içinde, mali sıkıntıda olanlardır” diyor.

İtiraf gibi değil mi?

Ve yine TUİK’e göre, ekonomik gücü, değer yargıları, topluma etkisi ile ülkeyi ayakta tutan düne kadar benim gibi “orta direk” tanıtımına girenler, artık, günlük ihtiyaçlarını karşılamakta, kira, ısınma, et yemek gibi ihtiyaçlarını gidermekte zorlanıyorlar.

———————————————————–

Utanma unutuldu mu her şey mubahtır

Yaşamın son çeyreğine adım atmış bir kardeşiniz olarak geçmişte herkes gibi çok sıkıntılı günler yaşadık.

Ama umutluydum; “İktidarlar değişir, bir süre sonra siyaset normal mecrasında akmaya başlar, ekonomi bile düzelir” diyorduk.

Bugün ne düşüneceğimi bilemiyorum.

Çünkü bu ülkenin insan malzemesi bu iktidar tarafından adım adım, bile-isteye çürütüldü. Toplum vicdanı, masumiyeti, insanlık değerleri, ar hayâ duygusu yok edildi.

*

Talan, dolan, gasp, haksız kazanç, emek sömürüsü, avantacılık, zorla mala çökmek işi “normal yaşamın vazgeçilmezleri” hale geldi.

*

Ümmetlik, kaba kuvvet, kin, nefret, ayrımcılık, kadına şiddet, yerli ve milli bu iktidarın makbul değerleri haline geldi. 

*

Saldırganlık vatanseverlik; savaş ve kan bekanın garantisi olarak yutturuldu.

*

Kimi siyasetçilerin kankası mafya babaları, eroin tüccarları, uluslararası suç şebekeleri reisleri, derin devleti ele geçirmiş karanlık kişiler, psikopat katiller rol modeli oldu. 

En önemlisi de, utanma duygusu kalktı!..

Oysa, utanma duygusu kişinin -toplumların- vicdan muhasebesinin sonucudur..  “Vicdan” susturulsa utanç duygusu da kalmaz. Vicdansızların – kişiler, siyasiler, toplumlar- her zaman bir bahaneleri vardır.

Ancak herkes bilmeli ki, bu nedenler, sadece ve sadece vicdan muhasebesinden kurtulmaya, vicdanı köreltmeye yarar. 

Utanmayı unutmuşsanız artık her şey mubahtır, hiçbir rezilliğe şaşmamak gerekir.

Tıpkı bugünkü gibi!..

————————————————————–

Ah be Süleyman; ne demiştin ne oldu?

Sizi bilmem benim hafızamdan hala silinmedi.

Son günlerin en çok tartışılan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bir süre önce; “Görecekseniz temmuz ayından itibaren ülkemin ekonomisi öyle bir atağa kalkacak, öyle bir sıçrayacak ve büyüyecek ki etrafımızdaki Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, İtalya’sı ve hele o her şeye burnunu sokan ABD’si de çatlayacak, patlayacak” demişti.

Ah be Süleyman; bu hafta başında yayımlanan enflasyon verileri seni yine “yalancı” konumuna soktu.

Temmuz ayından itibaren ekonomi öyle bir atağa kalktı, öyle bir sıçradı ki, sorma gitsin; ben ve benim gibi kazancı ile ailesini gül gibi geçindiren milyonlarca insanı “Yoksulluk Ligi’ne” düşürerek, hem çatlattı, hem de patlattı!..