Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye’ye yıkıcı tuzak kuruluyor

ABD ve AB, Türkiye’ye karşı çok ciddi bir tuzak kuruyor. ABD 21. yüzyılı da Amerikan yüzyılı yapabilmek için Huntington’un Kültürlerarası fay hattı tezini, olumsuz yönde kullanarak dünyayı kutuplaştırıyor. Bu süreç Clinton döneminden sonra Neo-Conlar ile başladı ve ABD’nin derin devlet tezi olarak uygulanıyor. Zira Clinton 2000 yılı İstanbul NATO toplantısında “Dünyanın gelecekte alacağı biçim Türkiye’nin kendine biçeceği role bağlıdır”  diye konuşmuştu. O yıllarda Türkiye’nin AB’ye entegre olmasını da destekliyor ve AB içinde de olumlu bir hava esiyordu. Almanya Başbakanı Schröder de Yeşiller koalisyonu ile Türkiye’nin AB entegrasyonunu destekliyordu. Üyelik için belli fasıllar da açılıyordu. Hatta AKP’de ilk başta bu süreci destekler gözüktü. Ancak gerek batıdaki iktidar değişimleri, gerekse ABD’nin Huntington tezini kullanarak, BRİC ülkeleri dışındaki dünyayı kontrol etmek için yeni bir stratejiye yönelmesi ile her şey değişti. Arap Baharı bu değişimin ilk uygulaması oldu. Arap ülkelerinde aşırı muhafazakar Müslüman Kardeşleri iktidara taşıdılar. Bu uygulama kültürlerarası fay hattı oluşturmanın ilk tuğlalarından birisiydi. Bu süreçte Batı, Arap ülkelerini istikrarsızlaştırdı. Ayrıca terör örgütlerini de kullanarak girdiği ülkelerde, Irak ve Suriye örneklerindeki gibi etnik ve dini açıdan kutuplaşan ve çatışan bölgelere ayırdı. Amaç fay hattının arkasında istikrarsızlık yaratmak ve kendi istediği gruplarla istediğini elde etmekti. Sıra Türkiye’ye gelince süreç önce Mustafa Kemal’in kurduğu sağlam devlet yapılanmasını bozmaya yönelik komplo davaları ile devreye alındı. Bunu AKP’nin muhafazakar, şeriatçı, Arap Kültürüne teslim olmuş tarikatlarla devlet yapısını kontrol altına alması izledi. Daha sonra da kurumlaşmış yapıları devre dışı bıraktıran tek kişi egemenliğine dayalı Cumhurbaşkanlığı sistemini uygulamaya kondu.  Bütün bunlar dahi Türkiye’yi yeterince istikrarsızlaştırmaya ve fay hattının arkasında tutmaya henüz yetmemişti. Şimdide hem APK’nin İhvan ve Müslüman kardeşler eğiliminin kullanımı ile hem de Suriye başta olmak üzere üçüncü dünya ülkelerinden ve son olarak Afganistan’dan başlatılan göç dalgalarını Türkiye’nin başına bela etmeye, Türkiye’ye yıkıcı bir tuzak kurmaya karar verdiler. Bu işin iki büyük aktörü ABD ve AB’dir. Ancak bu stratejinin uygulanmasına fırsat yaratan da AKP iktidarının dar görüşlülüğü ile dini siyasete alet ederek ülkeyi bir Orta Doğu ülkesi olmaya yönlendirmesi ve de kör cehalete teslim olmuş AKP’nin tarikat tabanıdır.

Afgan göçü, Cengiz Han gaddarlığının yaratığı göç dalgasından sonra ortaya çıkan Asya’daki ikinci büyük göç dalgası olacaktır. Batı baş düşman olarak gördüğü Çin sınırında besleyip büyüttü Taliban eliyle büyük bir istikrarsızlık yaratıyor. Karşıtlarını tavuk keser gibi bıçakla boğazı kesilen insanların görüntüleri sosyal medyada dolaşmaya başladı. Bu sürece Afganistan,  Pakistan ve belki de İran’dan katılımlar olacaktır. Batı bu göç dalgasının önünde Türkiye’ye baraj oluşturma görevi vermek istiyor. AKP iktidarının bilim dışı ekonomi yönetimi nedeniyle ekonomimiz 2013 den beri kan kaybındadır. Sonuçta baraj görevi için verilecek döviz sadakasına ülke ekonomisi muhtaç hale gelmiş bulunuyor. AKP iktidarı bu göç dalgasının uzun dönemli tahribatını algılamaktan uzak gözüküyor. Cengiz Hanın yarattığı göç dalgası koca Selçuklu İmparatorluğunu yıkmış ve Anadolu’da uzun süren istikrarsızlık yaratmıştı. ABD ve AB’nin tam da yapmak istediği, Türkiye’ye baraj olma görevi verilirken, fay hattının ve barajın arkasındaki istikrarsızlıktan kendilerine yeni fırsatlar ve yeni kukla devletler çıkarmaya yöneliktir. Batı ve Çin, yapay zekaya dayalı yeni bir uygarlığa yelken açarken;  istikrarsız, kutuplaşmış, kendi sorunlarını çözemeyen ve süper güçlerin oyuncağı konumunda, üstelik akıl ve bilim dışı kör inanca dayalı yöntemlerle yönetilen bir ülke rolü bize biçiliyor. Uygarlıktan hiç pay almamış insanların istilasına yol açacak bu göç dalgasına hayır demeliyiz. Bunun vebalini taşımaya hiç bir insanın ve iktidarın gücü yetmez. Ayrıca Sovyet imparatorluğunu tarihe gömmüş ve ABD süper gücünü dize getirmiş bir Afganistan bataklığında görev üstlenmek akla ziyan bir durumdur. Bizi de bataklığa daha çok çeker.