Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Göçmenler ülkenin her tarafına kontrolsüz yayıldılar

Ülkemiz; 10 yıldan fazla süredir Ortadoğu, Afrika ve Asya’daki savaş ve olumsuz koşullar nedeniyle ülkelerinden kaçan insanların kontrolsüz bir şekilde sığındığı ve yerleştiği/yerleştirildiği bir ülke konumuna geldi. Henüz mevcut sığınmacı sorununa bir çözüm bulunamamışken bu defa ABD’nin Afganistan’dan çekilme kararının ardından ülkemize yoğun bir Afgan göçü başladı. Şimdiden nüfusumuzun neredeyse %10’u kadar sığınmacıyı ağırlar duruma geldik. Bu durumun; halkımızın büyük bir bölümünde huzursuzluk yaratmaya başladığı çıplak gözle bile görülmektedir.

Birleşmiş Milletler verilerine göre; ocak ayından bu yana 270 bin Afgan’ın ülkesini terk ettiği, bunların büyük bir bölümünün Türkiye’ye geldiği, Kabil’de günde ortalama 8 bin kişinin pasaport kuyruğuna girdiği, bir bu kadarının da insan kaçakçıları tarafından taşındığı, 3,6 milyon Afgan’ın daha yola çıkacağı, İran ve Pakistan’daki 6,5 milyon Afgan’ın sırada beklediği haberleri endişe ve huzursuzluğu daha da artırmaktadır.

Ne durumda olduğumuzu ve nereye gittiğimizi anlayabilmek için; öncelikle, bu kontrolsüz göçün ülkemizin bu gününü ve yarınını olumsuz etkileyeceğini savunanlarla, aksini savunanların düşünce yapısına bakmak gerektiğini düşünüyorum. Kontrolsüz göçün olumsuz etkilerini savunan bilim insanları, hukukçular, ekonomistler, tarihçiler, askerler, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları… somut, bilimsel verilerle; ekonomi, sosyal, sağlık, çevresel, eğitim, barınma, güvenlik konularındaki olumsuz etkilerinden söz ederken ve bunları raporlar halinde sunarken, aksi düşünceyi savunanlar; somut verilere dayanmayan iddiaları (Suriyeli sığınmacılar giderse ekonomimizin batacağı, sanayimizi göçmenlerin ayakta tuttuğu vb.), “muhacir, ensar” kavramını, din kardeşliğini, muhtaçlığı, “el-aman dileyenlere”, “zalimlerin zulmünden kaçanlara” sırtımızı dönemeyeceğimizi, “imparatorluk geleneğinin bunu gerektirdiğini” ileri sürmekte, kendileri gibi düşünmeyeni ırkçılıkla, faşistlikle, alçaklıkla, iş bilmezlikle suçlamaktadırlar. Sanırım bu bakış açıları ile iki düşünce ve yaklaşım arasındaki seviye farkı durumu kavramamıza, nereye gittiğimizi anlamamıza yardımcı olacaktır.

Durumu kavramamıza yardımcı olacak bir diğer konu; müdahil ülkelerin tavrıdır.

ABD radikal İslamcı örgütlerle mücadele iddiasıyla girdiği Afganistan’ı, radikal İslam’ın başını çeken Taliban’a bırakarak, bize de ülkenin jandarması görevini vererek ülkeden ayrılmaktadır. Giderken de sadece kendi seçtiği 50 bin kişiyi ülkesine kabul etmektedir. ABD’nin aynı uygulamayı Irak’ta da yaptığı, ülkeyi fiilen üçe böldükten sonra 1500-2000 kadar Kürt Peşmergeyi Guam’a götürerek eğittiği, hedefine ulaştıktan sonra Irak’tan da ayrılmaya hazırlandığı hatırlanacaktır.

Avrupa ülkeleri; Suriye’den, Irak’tan, Afrika’dan kaçan göçmenlerden bilim insanlarını, başarılı sporcuları, eğitimli insanları, maddi durumu iyi olanları seçerek almış, kalanları bize bırakmıştır. Şimdi de Afgan’lar için en uygun ülkenin Türkiye olacağını ileri sürerek ve bu iş için yardım fonları oluşturacağını söyleyerek sorumluluğu bize bırakmaya çalışmaktadır.

İran ve Pakistan bile ülkesindeki sığınmacıları her yolu kullanarak Türkiye’ye göndermektedir. Kısaca biz hariç bütün müdahil ülkeler bu göçün nüfus yapılarını olumsuz etkileyeceğinin farkındadırlar ve önlemlerini almaktadırlar.

Bir ülke dış etkilere maruz kalmışsa, işgale uğramışsa ve toprak bütünlüğü tehdit altındaysa temel prensip; yerli halkın yerinde kalmasıdır. Mağdur insanlara destek olunacaksa; kendi ülkelerinde, kendi topraklarında koruma altına alınmaları gerekmektedir. Emperyalist Devletlerin etkilerine maruz kalan Irak, Suriye, Afganistan ve Afrika ülkelerinde bunun tam tersi yapılmakta, istenmeyen halk kesimi, etnik gruplar baskı ve şiddete maruz bırakılarak ülkeden kovulmakta, etnik temizlik yapılmaktadır. Böylece nüfus seyreltilmekte, bu ülkelerin zengin doğal kaynakları, emperyalizmin güdümündeki uyumlu yönetimlerle iş birliği halinde sömürülmektedir. Bu ülkelerden kovulanlar da hedef ülkelere yerleştirilmekte, hedef ülkenin nüfus yapısı bozulmakta, sömürgeci planların alt yapısı oluşturulmaktadır. Bizim ülkemiz de hedef ülkelerden birisidir. Güneydoğu Anadolu, Suriye’den gelen sığınmacılar tarafından istila edilmiştir. Şimdi de doğu Anadolu bölgemiz Afgan istilası tehdidi altındadır. Göçmenler ülkemizin her tarafına kontrolsüz bir şekilde yayılmıştır. Bence bu uygulama Ortadoğu’daki emperyalist projenin bir parçasıdır. Kısa vadeli siyasi ve maddi çıkarlar uğruna kutsal inanç değerlerimiz, insani duygularımız emperyalist devletlerin sömürgeci emellerine alet edilmemeli, milli birliğimiz, beraberliğimiz ve toprak bütünlüğümüz tehdit altına sokulmamalıdır.