18 yükselen ekonomi arasında “en kırılgan” beşinci ülkeyiz

Rabobank’ın (Hollanda) “gelişmiş ülkelerde artan enflasyon beklentileri karşısında en kırılgan ülkeler” araştırmasında, “18 yükselen ekonomi arasında Türkiye en kırılgan beşinci ülke oldu. Araştırmada Türkiye’deki yüksek cari açığın, yüksek döviz borcunun ve düşük rezervin altı çizildi.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Dünyada ekonomik toparlanmanın gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında farklılıklar gösterdiğini, bu duruma Covid-19 vaka sayısı ve aşılama oranlarındaki farklılıkların sebep olduğunun vurgulandığı raporda “ABD Merkez Bankası (FED) başta olmak üzere gelişmiş ülke merkez bankalarının varlık alımlarını azaltmaları, hatta faiz aratışına gitmeleri, gelişmekte olan ülke ekonomileri için aşağı yönlü risk oluşturuyor” denildi.

Gelişmekte olan ülke ekonomilerindeki kırılganlıklara sebep olan faktörlerin, “döviz cinsi borçluluk, dış ticaret pozisyonu ve faiz riskleri başta olmak üzere incelendiği” raporda “ekonomisi en kırılgan ülke” olarak Arjantin’i işaret edildi.

Listede, Macaristan ikinci, Şili üçüncü, Kolombiya dördüncü, Türkiye beşinci oldu, Güney Afrika, Filipinler ve Brezilya da Türkiye’yi izlediler.

Kırılganlık endeksinde en iyi durumdaki ülkeler ise, Çin, Rusya, Tayland, Güney Kore ve Hindistan oldu.

Döviz rezervi en düşük ülke; Türkiye

18 ülkenin yer aldığı “yükselen piyasalar” listesinde, Türkiye döviz rezervlerinin toplam ithalata oranının en düşük olduğu ülke oldu. Raporda, “Döviz şoklarına karşı Meksika, Macaristan ve Türkiye’nin daha kırılgan olduğu” belirtildi. “Döviz şoklarına karşı dayanıklılık açısından en iyi durumda olan ülkeler Brezilya, Rusya ve Çin” denildi.

Türkiye, kamu borcunda yüzde 60’a yaklaşan döviz payıyla, listede Arjantin’in ardından ikinci sırada yer aldı. “Reel sektör borçları” bakımından da “yüzde 50’yi aşan pay” ile Türkiye, Meksika ve Arjantin’in ardından üçüncü sıradaydı. Bu durum, “Türk ekonomisini kırılgan yapan faktörlerin başında geliyordu.

Cari açık çok yüksek

Raporda “kırılganlıkta dikkate alınan göstergeler arasında yer alan cari açığın milli gelire oranında” Türkiye, 18 ülke arasında yüzde 5,5’lik açıkla son sırada yer aldı. Bu alanda Güney Kore, milli gelire oranla yüzde 5’lik cari fazla ile öne çıkarken, Kolombiya, Türkiye’nin ardından “yüzde 3.8 ile en fazla cari açık veren ikinci ülke olarak” listede yer aldı.

Ekonomik büyümede, Çin’in ardından en iyi durumda olan Türkiye, “yıllık enflasyon oranında” ise, Arjantin’in ardından “en yüksek enflasyona sahip ülke” oldu.

IMF büyüme tahminini düşürdü

Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu güncelleyen Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye ekonomisi için 2021 yılı büyüme beklentisini yüzde 5,8’e düşürdü. IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu güncelledi. Buna göre, Nisan ayındaki büyüme beklentisi yüzde 6,0 olan Türkiye’nin Temmuz itibariyle 2021 büyüme beklentisi yüzde 5,8 olarak aşağı yönlü revize edildi. Nisan ayında yayımlanan bir önceki raporda büyüme beklentisi 6,0 olarak gösterilmişti. Raporda 2022 yılı için büyüme beklentisi ise yüzde 3,3 olarak öngörüldü. Nisan ayında, 2022 için büyüme beklentisi yüzde 3,5 seviyesindeydi.

Küresel büyüme tahmini yüzde 6

Rapora göre küresel ekonominin 2021’de yüzde 6 büyümesinin beklenirken 2022 yılı büyüme tahmini yüzde 4,4’ten yüzde 4,9’a yükseldi. Ancak gelişmiş ekonomilerin büyüme beklentisi artarken, gelişmekte olan ekonomiler için büyüme beklentisi düşürüldü. 2021’de gelişmiş ülkelerin büyüme beklentisi yüzde 5,1’den yüzde 5,6’ya, gelişmekte olan ekonomilerin büyüme tahmini ise yüzde 6,7’den 6,3’e çekildi.

Görüşler: Saim Uysal

******

“KRİZİN AĞIRINI DAHA YAŞAMADIK”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – Elli yıldır, kamuda ve özel sektörde, doğrudan ekonomi ile uğraşıyorum ve yazıyorum. Türkiye çok kriz yaşadı. Ekonomi yönetimleri yanlışlar yaptı. Ama bugünkü iktisat politikaları yanlışın da ötesinde, ne kitaba uyuyor, ne de realiteye.

Türkiye yakın geçmişte 1994, 2001’de kriz yaşadı. Ertesi yıl hemen toparlandı. Bugün dalgalı kur sistemi olduğu için ani krizler değil,  kur şokları yaşıyoruz. Ama kur şoklarının etkisi, anlık krizlerden daha kalıcı ve ağır oldu. İflasların artması, işsizliğin yükselmesi, yüksek enflasyon, yoksulluğun artması, Türkiye’nin risk priminin artması ve sermaye çıkışı olarak bunu yaşıyoruz.

Döviz her zaman bizim yumuşak karnımız olmuştur. Buna karşılık Türkiye her krizden devalüasyonla çıkmıştır. Bugün uygulamakta olduğumuz serbest kambiyo ve dalgalı kur sistemleri ani krizleri önledi. Ama kur şoklarına neden oldu. Ayrıca bu sistem dolarizasyonu da artırdı. Döviz cinsinden tasarruflar fazla olduğu için, yüksek kurdan her zaman yerli ve yabancı döviz satanlar oldu. Ani krizleri önledi.

Ne var ki Türkiye’de kur şokları hem krizleri erteledi, hem de krizlerin yapamayacağı tahribatı yaptı.

Yüksek kur, enflasyonu artırdı. Fiyat istikrarını bozdu. Halkı yoksullaştırdı. Gelir dağılımını bozdu.

Hayat standardını düşürdü. Bundan on sene önce işçi, memur, esnaf ve sabit gelirliler, yurt dışına çıkabiliyordu. Araba alabiliyordu. Bunlar hayal oldu.

Ülke riskini artırdı. Dünyada faiz oranları yüzde 2-3 iken biz dışarıdan yüzde 7 yüzde 8 faizle borç alıyoruz.

Döviz borcu olan özel sektör firmalarının geliri TL ile ve borç ödemesi dövizle olduğu için borç maliyetini artırdı. Bankaların dönmeyen kredileri bankaları zora sokabilir.

Yatırım maliyetini artırdı. Bunun için yatırım yapılmıyor. Yatırım olmayınca ithal girdi oranı düşmüyor. İşsizlik artıyor. Pandemi sonrası üç kişiden bir kişi işsizdir.

Zikzaklı büyümeye neden oldu. Büyüme halka yansımadı. Büyümenin kimlere yansıdığını kamuoyu, Sedat Peker’in açıklamalarından,  kaçak ve kara para aklayanların, rüşvetçilerin açığa çıkmasından artık öğrendi.

Bu kadar tahribattan sonra yine de kriz kaçınılmazdır. Bir yandan Türkiye’nin 450 milyar dolar dış borcu var, bir yandan cari açık veriyoruz, öte yandan Merkez Bankası’nın net rezervi eksi 40 milyar dolardır. Dahası yabancı yatırım sermayesi de artık gelmiyor; tersine çıkıyor. Dövize talep artıyor.

Merkez Bankası TL karşılıklara faiz vermekle, swap işlemleri ile bu süreci sürdüremez. Bir yerde mutlaka kopacaktır. 2010 yılında Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’da bile kopmuştu. Üstelik Türkiye IMF’ye gitmeye de razı olmuyor. İnşallah Türkiye, Yunanistan’ın durumuna düşmez. Hükümet bankalardaki döviz hesaplarına sınırlama getirmez.

Geçmiş yıllardaki krizlerde, ertesi yıl hem büyümeye geçtik hem de cari açık devam etmedi. Zira o krizlerde ayrıca bir güven sorunu yoktu. İktisadi ajanlar çok hızlı dinamizm kazandılar

Yine kurumsal devlet vardı. 1980/24 Ocak kararları, 1994/5 Nisan kararları, 2001 güçlü ekonomiye geçiş programı yapıldı. Piyasa ve devletin nereye gideceğini herkes biliyordu. Bugün ise her şey belirsiz. Yarın ne karar çıkar, kimse bilmiyor.

Ayrıca Hükümetin önlem açıklamaları da hep algı yaratmaya yöneliktir. Kur şoklarının ekonomiyi nereye taşıyacağını bilmeyen bakanlar gördük. Maaşını dolarla mı alıyorsun diyerek, kur şoklarını önemsemeyen Ekonomiden Sorumlu bir bakana yerli veya yabancı kim inanır. O zamandan sonumuzun ne olacağı zaten belliydi.

IMF’ye gitmekte de geç kaldık. Çünkü IMF’nin önereceği yapısal çözümler bu defa 2001 yılında olduğu gibi birkaç yılda gerçekleşemez. Zira ekonominin altyapısı çöktü. Kurumsal devlet parti devleti oldu. Eğitim sistemine ideoloji hâkim oldu. Hukuki ve demokratik altyapı kalmadı. Bundan sonraki bütçeler de yolcusu olmayan havaalanları, halkın geçemeyeceği kadar pahalı olan paralı yollar için gidecektir. Kamu hizmetleri daralacaktır. Cumhuriyet Döneminde inişli çıkışlı yıllarımız oldu ve fakat millet olarak bugünkü kadar ağır sorunlar yaşamadık.