Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İntikam tüketimi; İntikam fiyatları!..

Hesap pusulaları…

 Tatil yörelerinde ve sahillerimizdeki mekanlarda, restoranlar… 

Otel ve motel odaları…

İnanın, “gelen hesapların maliyetlerle en ufak bir bağlantısı yok!.”

Fiyatlar çıldırmış! Tuttur, tutturabildiğin kadar! 

İnanılmaz keyfi!

Herkes şikayetçi ama “kazık” alabildiğine sürüyor.

Ne Turizm Bakanlığından ne de o yörelerin belediyelerinden çıt çıkmıyor; ne soran var, ne eden, “istediğin gibi kazıkla” dercesine!

1 Temmuz’dan itibaren Bayram ve sonrasında, sanki hiç bir şey olmamış gibi, her şey normal karşılanıyor, hatta çılgın fiyatları eleştirenlere “kızanlar” bile var.

Anlayacağınız, hayat bu “kazık zinciri” içinde devam ediyor!.

*

Bu sadece bizim ülkemizde değil.

Neredeyse tüm dünya, çıldıran fiyatlardan şikayetçi.

Amerika’da…

3’er Michelin yıldızlı lokantalarda “şefin seçtikleri” adlı zengin tadım menüsü fiyatı kişi başına 800 dolar. Yani, TL olarak bir kişilik hesap 6 bin 500 liranın üzerinde. Bu fiyatlara içki ve bahşiş dahil değil.

New York’ da, Japon Şef Masa Takayama’nın, “Masa” adlı lokantasında, şefe yakın bir masa ayırttıysanız; şarap, sake ve lokantanın ünlü tatlılarından trüflü dondurma da alınırsa iki kişilik hesap (TL olarak 17 bin lira) yani 2 bin doların üzerine çıkıyor. Daha da ilginci “Masa”, rezervasyon sırasında müşterilerden kişi başına 250 dolar depozito alıyor. Rezervasyonun, belirlenen tarihe yakın bir zamanda iptal edilmesi halinde depozito yanıyor. Ve bu şartlara rağmen “Masa” Ağustos sonuna kadar dolu.

Tıpkı, onca “kazık hesaplara” rağmen sahillerdeki restoranlardaki doluluk gibi!.

——————————————————————-

Bizde de başladı…

Haberiniz olsun, bizde de bu Amerikan uygulaması başladı. Şimdilik çok azınlıkta ama pandemi sürecinde giderek, özellikle kışa doğru yaygınlaşacağını sanıyorum.

Adı bende kalsın; İstanbul merkezli Çeşme’de “yazlık şubesi” olan ünlü bir restoran (menüsü deniz mahsülleri ağırlıklı) rezervasyon sırasında kişi başına 100 lira depozito ödenmeden masa ve yer ayırmıyor.

İki kişi 200 lira, 4 kişi 400, 10 kişi 1000 lira.

“Sorma ver” gibi; işiniz çıktı, ani rahatsızlık, ya da aksilik bu ya misafiriniz gelemedi vs, gidemediniz.

İade yok. Paranız yanıyor!.

————————————————————————–

8 litre su 960 lira olur mu?

Yalansa; (ki sanmıyorum. Çünkü elinde yazar kasa hesap çıktısı var) meslektaşım Orkun Ün’ün, Bodrum’daki yüksek fiyatlara tepki gösterdiği yazısının yalancısıyım…

Paylaşımı şu: “Her şeye ‘Tamam’ derim ama 8 litrelik bir suya yazılan 960 TL’ye asla ‘Tamam’ demem. Diyemem. Lütfen siz de demeyin!..” 

Haklı…

Lahmacun-pide-döner fiyatları kazık, tamam!.

110-140 liraya servis edilen biç’lerdeki tek bir hamburger, hadi o da tamam!

Balık restoranlarında neredeyse ‘euro’ üzerinden hesap; ona da eyvallah!

Ama su bu, su birader!

 Bildiğimiz su! Hem de 0.33’lük. Hani o iki-üç yudumluk küçücük su! Tanesi 40 liraya geliyor!

Hesapladım, 8 litre yapıyor. Yani düz hesap ‘8 litre su’ neredeyse 1000 lira.

Gittim markete aynı suyun 6’lı paketini aldım.

O paket içindeki su tam 9 litre. 10 sadece ve sadece 10 lira!.

Eeeeeee; ne yapalım birader “serbest piyasa bu, acıtacaksa içme!..”

Var mı böyle bir şey kardeş!..

Bunun adı ne; ‘serbest piyasa, ne de maliyet!.

Resmen, ahlaksızlık… Soygunculuk… 

—————————————————–

Kıyı ve Biç mafyaları

Bu yaz Çeşme’de gördüğüm manzara şu:

Sözde kıyılardan yararlanma herkesin eşit hakkı ama, parası olanın “daha bir eşit” olduğudur.

Söz konusu eşitsizliği, keyfî genelge rejimine bağlamak haksızlık olur. Sorun kıyıları işgal eden işletmelerden kaynaklı.

Karaburun, Çeşme, Bodrum, Foça, Gümüldür, Seferihisar, Kuşadası, Datça gibi Ege kıyılarında plajların çevresi şirketlerce kapatılıp girişler, “şezlong bedeli” veya “şemsiye ücreti” gibi bahanelerle paralı. Hem de inanılmayacak kadar fahiş fiyatlarla.

Denize ulaşım için insanlara gösterilen alternatif yer, halk plajı olarak bırakılan kısımlar da belediyelerce kiraya verilen kısımlara nazaran atıl ve sınırlı.

Günü birlikçi tatilciler, ne yazık ki kendilerine ait olan kumsalları kullanmak için şemsiye ve şezlong kiralamaya zorlanıyor. Bu mekânların etrafındaki otoparklar ile yeme içme bedellerinin fahiş düzeyi eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Bu eşitsizliği ise “biç kulüp mafya”ları organize ediyor. Bununla mücadele etmesi gereken devlet, belediyeler ya ihmal ya da doğrudan ve dolaylı aflarla onlara arka çıkıyor.

————————————————————————–

Ağlamayan bebeğe meme verilmez

Bakın arkadaşlar;

Haklarımızı bilelim, hakkımızı arayalım. Mücadeleyi bırakmayalım.

Bu ülkede yaşayan herkes, istediği otel ya da işletmenin önünden makul bir şekilde denize girebilir. Plajdan plaja “dolanabilir.” 

Şezlong ya da güneşlik kullanmadan havlusunu serip oturabilir. Güneşlenebilir, denize girebilir. 

Hiçbir “biç”; belediyelerin ya da maliyenin ihale ile verdiği alanlar, sahillerdeki rezidanslar, otel, motel dahil, kıyısında halka ücretsiz olarak denize girilebilecek alan ve metrajda yer bırakmak zorundadır. 

O kapıdan girişte kişi başı 80 liradan başlayıp 180 liraya kadar çıkan “giriş parası” alan işletmeler kendi alanlarını fiilen genişleterek şezlong alanlarını asla ve asla halkın ücretsiz gireceği denizin içine kadar taşıramazlar. 

Suçtur!.

Ama burası Türkiye, değil mi?

Anayasa yok sayılıyor, kanunlar gerektiği gibi uygulanmıyor. Hükümetin öncelikli gündemini ise bu hakları gerçekleştirmek değil, tam aksine kamuya ait kıymetli sayfiye yerlerini özelleştirmek oluşturuyor.

Yani böyle ‘başa’, böyle ‘tarak’ durumu…

*

Biliyorum ve farkındayım; Marmaris Okluk Koyu’nda 50 bine yakın ağacın kesilerek ve 10 bin 966 metrekarelik kıyı dolgusu yapılarak “saraylaştırılan” Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konuk Evi ile ilgilenmekten sıranın haklarımızın korunmasına gelmesi güç. 

Buna rağmen haklarımıza sahip çıkmaya devam etmeliyiz. Çünkü kimse kalıcı değil. 

Bu dünya, Sultan Süleyman’a bile kalmadı ama bilin ki, çocuklarımıza, torunlarımıza, gelecek nesillere kalacak…