Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Gaziantep: Tüyler ürpertici “kontrolsüz göçmen” tablosu!..

Değerli meslektaşım, can kardeşim Gaziantep 27 gazetesi sahibi Ökkeş Özekşi “ONLAR BÜYÜDÜ FARKINDA MISINIZ?” başlıklı yazısı ile, “Suriyeli göçmenlerin Gaziantep’i istilasını ve yarınlarını”, devletin “istatistikleri” üzerinden yazdı; tablo tüyler ürpertici!..

Tabloyu, Kilis’ten, Hatay’a ve “büyükşehirlerde henüz ortaya çıkmamış olan acı gerçeklere kadar uzatırsak”, Türkiye’yi bekleyen tehlikeyi anlamak için “okuma yazma bilmek” yeterli olacak.

Bitmedi; Ökkeş Özekşi “ Afganlılara hazır mısınız” başlıklı yazısı ile de, “kevgire dönmüş” İran sınırından hiçbir kontrole tabi tutulmadan gelen ve de “aralarında çocukların, kadınların, ihtiyarların bulunmadığı” Afganlıların yoğunlaşan (gecede 1000’den fazla kişi) istilasını da yazdı.

Bu hafta Özekşi’nin  “Suriyeli İstilası’nın ‘yerleşmiş’ tablosunu” sütunuma alıyorum.

Haftaya da “Afganlıların gelecek tablosunu” alacağım. “Tüyler üpretici tabloyu” herkes ama herkes okumalı başta devleti yönetenler, elbette… Söz Ökkeş Özekşi’de…

“10 yıl önce gelmeye başladılar. O zaman 1 yaşındaki Suriyeli çocuk şimdi 11 yaşında. 5-9 yaş aralığındaki çocuklar ise 16-20 yaşına geldi. Dahası var. 2011 yılından itibaren gelen Suriyeli kadınların çocukları 1-2 iken şimdi 4-5-6 oldu. Çoğaldılar yani. Ve bu çocukların hepsi büyüdü. Nasıl büyüdü işte asıl sorun burada. Okuyan ve meslek sahibi olanların sayısının fazla olmadığı araştırmalarda ortaya çıkıyor zaten. Ve bu çocukların dışında kalanların hepsi şimdi sokaklarda, kahvelerde, yollarda. Kızlı erkekli, kimisi dilencilik yapıyor, kimileri hırsızlık. Kimileri uyuşturucuya bulaşmış, kimileri fuhuşa. Ve en vahimi sokaklarda başıboş gezip kavgalar yapan, insanları tehdit edip para isteyen, gruplar halinde gezen, adam kovalayan, hatta iki Suriyeli grup olarak birbirlerine saldırıp yaralayan veya öldürenlerin yaşadığı bir kent haline geldik. 

EN ÇOK ÇOCUK DOĞURAN SURİYELİLER GAZİANTEP’TE!..

Mahallelerde yaşayanların gözüyle değerlendiriyorum, Şehrin belli bölgelerinde bazı gençler artık iyice kontrolden çıkmış durumdalar. Kiminle konuşsam herkes şikayet ediyor. Özellikle işsiz gençleri anlatıyorlar. Bunlar genellikle söz dinlemeyen, eğitim görmeyen, büyük ihtimalle parasız. İş bulmak gibi bir dertleri de yok. Elbette iş bulup namusuyla para kazananlar da var elbette. Hatta küçük esnaf olarak, işyerleri açan, Başpınar da, Küsget de, Ünaldı da fabrika ve işletmeler açarak özellikle Suriyeli işçi istihdam edenleri de söylemeliyim. Ama kendi haline bırakılan gençler var ya o gençler… İşte Gaziantep için asıl tehlike burada… Ve maalesef artık büyüdüler. Kızları da erkekleri de. Doğurganlık oranında sınır tanımadıkları için yaşadıkları mahallelerde başıboş halde gezip duruyorlar. Gaziantep’in durumu diğer illere göre çok farklı. Çünkü aldığım bilgiye göre, çocuk sayısıyla çok yakından ilgili hane büyüklüğünde de, beklenildiği gibi, kalabalık bir sonuç çıkıyor. TÜİK araştırmalarında 3,4 gibi çıkan Türkiye ortalaması, Gaziantep’te yaşayan Suriyeli ailelerde 6,64 çıkıyor. 

Bu Suriyeliler konusunu çok yüzeysel olarak ele aldım. Derinliğine inildiğinde, Gaziantep’in geleceği konusunda ciddi sıkıntılar yaşanabileceğini, tarihe not düşme adına burada belirtmek istiyorum. Ben sadece bir vatandaş olarak gözlemlerimi, mahallelerde neler yaşandığını hem görerek hem duyarak dile getiriyorum. Sakın bunları okuyunca başka anlamlar yüklenmesin. Bir vatandaş olarak bırakın beni, akademik olarak bunlar zaten ifade ediliyor. Özellikle Gaziantep Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün Suriyeli araştırması, Göç Enstitüsü tarafından Türkçe Arapça ve İngilizce olarak kitaplaştırılan araştırma sonucuna baktığınızda Suriyeliler hakkında gerçekten çok önemli bilgiler var. Diyeceğim o ki, Gaziantep açısından özellikle Suriyeli çocukları ve gençleri bir an önce kötü alışkanlıklardan, uyuşturucu batağına saplanmaktan, hırsızlık ve gasp ile sokaklarda çeteler oluşturmaktan caydırmak için tez elden harekete geçilmesi.”

Sevgili okurlarım, “horul horul uyuyanları bile uyandıracak” bir tablo; öyle değil mi?.. 

+++++++++

Çelik ile Yaşar’ımızı da kaybettik!..

20 gün içinde iki acı, çok acı kayıp!.. Önce Prof. Dr. Çelik Aruoba’nın, ardından gazeteci Yaşar Güngör’ün haberleri geldi… İkisi de Ankara’nın Babıalisi  Rüzgarlı Sokak’ta, “hocamız” ve büyük kuzenimiz Mehmet Ali Kışlalı ağabeyimizin Genel Yayın, benim Yazı İşleri Müdürlüğü yaptığımız Yenigün Gazetesi’nde  sevgili kardeşim Hıncal Uluç’un  şefliği, Ahmet Taner Kışlalı’nın yardımcılığındaki spor servisinde gazeteciliğe başlamışlardı. Yaşar Güngör “Paris’ten” yazıyordu… Çelik ise daha sonra, “iç sayfalar sorumlusu” olarak benim yardımcım olmuştu… “Rüzgarlı Sokak’taki “Yeni Tanin” maceramızdan sonra Çelik gazeteciliği bırakmış, “akademik kariyerine” devam etmişti. Yaşar Güngör ile de daha sonra “Tercüman Gazetesi Ankara Bürosunda” gene beraber olmuştuk. İkisiyle de, Yenigün Gazetesi’nde, Hıncal’ın şefliğinde gazeteciliğe başlayan “Oktay Kurtböke ve Prof. Dr. Kurthan Fişek gibi, dostluktan öte ‘kardeşlik bağı’ kurmuştuk”; gerçek gazetecilerdi, “güçlü” kalemleriyle… Rüzgarlı Sokak’taki gazetelerin acı sonu, “Mehmet Ali Kışlalı klanını” Ankara / İstanbul / İzmir üçgeninde dağıtmıştı… Ama “gönül beraberliği ve dostluklarımız” bir ömür boyu sürdü… Cuma günü Yaşarımızdan gelen acı haberle… Geriye biz Uluç kardeşler kaldık; gözlerimiz yaşlı, gönüllerimiz yaralı!.. Biliyorum ki, Mehmet Ali Ağabey, Ahmet, Oktay gibi” onların da mekanları cennet…Nurlar içinde yatıyorlar… Bir gün “oralarda” gene buluşacağız…

+++++++++++

Şair Eşref  Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?..

“Denize Dökme” üstüne bir hiciv…

İnternet’ten “esen” Rüzgarlar!..

Erdem ve…   Politika…

Eğitimle ekonomiyi at başı getiremedik. Şimdilerde hepimiz bilmeliyiz ki,    küreselleşen bir dünyada evrensel akla ulaşamadığımız ve yerel akıllarla çağdaşlaşmayı sürdürdüğümüz sürece ne kullanabiliriz, ne de gelişebiliriz.

Ali Naili Erdem

++++++++

Sözün Özü

Gerçek adı Kirkor Cezveciyandı, 1920’de doğdu. 2. Dünya Savaşı sarasında 34 aylık askerlik görevini tamamladıktan sonra bir süre ticaret yaptı. 1953’de çocukluk arkadaşı senarist – oyuncu Sırrı Gültekin’in aracılığıyla Lütfü Ö. Akad’ın yönettiği ‘Öldüren Şehir’ adlı filminde rol aldı. Ve, “Kenan Pars” adıyla Türk sinemasının ünlü bir yıldızı oldu. 10 Mart 2008’de öldü. Bu hafta “Sözün Özü” onun: “Müslüman da ölebilirim. Mezarımdaki tabelada bundan sonra ha Müslüman, ha Hıristiyan yazsın, benim için hiçbir şey fark etmez. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Üsküdar’da doğdum. Ailem, 500 yıllık Türkiyeli, ben 83 yıllık Bakırköylüyüm. Benim için Türk, Ermeni, Arnavut yok. Benim için Türkiye var. Sonuçta bu coğrafyanın çocuğuyum. Niye birbirimize ters bakalım ? Arnavut’u, Laz’ı, Türk’ü, Ermeni’si, Kürt’ü, Çerkez’i karışmışız. Aynı toprağa ayak basıyoruz, aynı bayrağın altındayız, başka seçenek yok, birbirimizi sevmeliyiz.”