Ülkede endişe büyük; kayıp silahlar nerede ve kimlerde?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in “15 Temmuz darbe girişiminin ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun devlet envanterine kayıtlı olmayan silahları sivillere ve AKP Gençlik kollarından Osman Tomakin’e teslim ettiğini” iddia etmesinin ardından başlayan “kayıp silahlar” tartışması büyüyor.

Siyaset, derin devlet, iş dünyası ve gazetecilerle ilgili ciddi iddialarda bulunan Peker, son olarak, yer, adres, isim vererek, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından İstanbul’da bir kasa kalaşnikof silah dağıtıldığını iddia etmişti. Ağustos 2016’da İstanbul Esenyurt’tan yola çıkan silahları getiren plakasını verdiği araçta bulunanların isimlerini de vermiş ve bunların “AKP Gençlik Kolları yöneticileri” olduğunu, “bu silahların da devletin envanterine kayıtlı olmadığını” iddia etmişti.

Soylu’nun TRT baskını

“15 Temmuz darbe girişimi esnasında kalabalık bir grupla TRT binasına gelen dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun yanındaki kişilerin elinde bulunan kalaşnikofların da devlet envanterinde kayıtlı olmadığını” da iddia eden Peker, Soylu’ya “Senin cumhurbaşkanı olmanı planlayan arkandaki şaibeli organizasyonla 15 Temmuz sonrasında da bu silahları dağıtmaya neden devam ettiniz?” sorusunu yöneltti.

Muhalefet dışında herkes sessiz

Peker’in iddiaları, bir kez daha gözleri 15 Temmuz darbe girişiminin ardından dağıtıldığı iddia edilen silahlara çevrilirken, muhalefet partileri konuyu “sıcak tutuyor” ve iktidardan hesap soruyor. İktidar kanadında ise,  “tatmin edici açıklamalar yapamayan” bir – iki kişi dışında “asıl” yetkililer sessiz kalmayı tercih ediyor. Cumhuriyet Savcılarının konuyla ilgili her hangi bir soruşturma başlattığı yönünde her hangi bir bilgi bulunmazken, iddialarının odağındaki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da şimdiye kadar sessiz kalmayı tercih etti.

Daha önce de gündeme gelmişti

15 Temmuz darbe girişiminde TSK’ya ve Emniyet’e ait silahların bazılarının kayıp olduğu daha önce de gündeme gelmişti. Darbe girişiminden iki hafta sonra dönemin Milli Savunma Bakanı Fikri Işık “Kayıp mermi ve silah olabilir” demişti. Aynı günlerde Ankara’da işlenen bir cinayette kullanılan silah, sivillere satılmayan MP-5 cinsi çıkmıştı. Silahı kullanan sanık “Bu tabancayı 15 Temmuz darbe gecesi Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün önünde dağıtmışlardı. Ben de orada almıştım” savunmasını yapınca, Ankara Valiliği de İl Emniyet Müdürlüğü’nün talimatı ile silah depolarının kırıldığını, uzun namlulu silahların ve mühimmatın personele, kimlikleri kontrol edildikten sonra ama zimmet kaydı tutulmadan verildiğini açıklamıştı. Açıklamada “Hızlı ve etkin karşı koyulmasını sağlamak amacıyla, sorumluları beklenmeden, İl Emniyet Müdürlüğü’nün silah depolarının kapılarının kırılarak uzun namlulu silahların ve mühimmatının personele dağıtılması talimatını vermiştir” ifadeleri kullanılmıştı.

Silahları mahkeme sordu

15 Temmuz darbe girişimi sırasında oluşan zararların darbe sanığı 661 kişiden tahsili amacıyla Ankara’da açılan davada da kayıp silahlar konusu gündeme geldi. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi, emniyetin zararlarının tespiti için bilirkişi heyeti görevlendirdi. Rapor hazırlayan bilirkişiler, üçü G-3 piyade tüfeği, sekizi Kalaşnikof olmak üzere 16 silahın darbe gecesi kaybolduğunu bildirdi. Mahkemenin son duruşmada bu silahların kayıtlarını istemesine karşın Emniyet halen yanıt göndermedi.

CHP’li Tüm: 106 bin silah kayıp

Kayıp silahlar konusunu 2018’de gündeme taşıyan dönemin CHP Milletvekili Mehmet Tüm, 2014 yılında kayıp veya çalınan silah sayısı 14 bin 600 iken, bu sayının darbeden sonra 106 bini geçtiğini açıklamıştı.

İçişleri Bakanlığı da 2018 yılında konuya yönelik verdiği yanıtta, 2017 Yılı İdare Faaliyet Raporu’na göre 106 bin 740 kayıp silah olduğunu ve bu rakamın 1944 ile 2017 yılları arasını kapsadığını belirtmişti.

Peker’in açıklamalarının ardından DW Türkçe’ye konuşan Mehmet Tüm, “Biz bu kaçak silahlarla ilgili Meclis’te çok ciddi çaba sarf ettik. Bu kapsamda iki tane araştırma önergesi verdim, üç tane soru önergesi verdim. Defalarca İçişleri Bakanlığı’na bu silahların kimlere dağıtıldığını sormuştuk, ancak ne yazık ki İçişleri Bakanlığı’ndan bir yanıt alamadık.”

Ankara’da emniyetin silahıyla işlenen cinayet olayına işaret eden Tüm, “Sonra anladık ki bu silahlar o akşam birçok insana dağıtılmış ve bu silahların halen nerede olduğu belli değil. İnanıyorum ki o silahlarla birçok cinayet de işlenmiştir” iddiasında bulundu.

Bu silahların peşini bırakmayacaklarını belirten Mehmet Tüm, “Sedat Peker’in açıklaması gösteriyor ki bu silahları kendi yandaşlarına dağıtmışlar. Diyor ki AKP Gençlik Kolları Başkanı Osman Tomakin’e bu silahlar teslim edildi. O nedenle bunların hesabını vermek zorundalar. Çünkü bu silahlarla Türkiye’nin her yerinde cinayetler işleniyor. Devletin görevi bunları açık şeffaf olarak ortaya koymaktır.” dedi.

Kayıp silah sayısı…

Gazeteci Uğur Dündar ise iddialara ilişkin “20 tugayı silahlandırabilecek kadar kayıp silahtan söz ediyoruz. En az 100 bin kayıp silah söz konusu. Şimdi ağır silahlar, kalaşnikoflar dağıtılıyor. Bu ne kadar korkunç bir durum? Bu ülkenin insanlarının birbirini öldürmesi için dağıtılıyor bunlar” dedi.

“20 Tugay doğru değil”

İçişleri Bakan Yardımcısı ve Bakanlık Sözcüsü İsmail Çataklı, “20 Tugayı Donatacak Silah Kayıp” iddiasının doğru olmadığını, “Söz konusu dönemde İçişleri Bakanlığı bünyesinde bağlı kurumlardan Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı envanterinde bulunan silahlardan, mezkur haberlerde iddia edilen miktarlarda bir sayısal eksiklik, kesinlikle söz konusu değildir. Ankara Emniyet Müdürlüğü envanterine kayıtlı (3) adet G3 Piyade Tüfeği, (11) adet Kalaşnikof Tüfek, (1) adet MP5 Makineli Tabanca, (1) adet kuru sıkı tabanca olmak üzere toplam (16) silah kaybı tespit edilmiş, ayrıca İstanbul’daki olaylar sırasında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü envanterine kayıtlı (1) MP5 Makineli tabanca kaybolmuştur” açıklamasını yaptı.

“Selefi dernekler silahlanıyor”

Kamuoyunda ‘Cübbeli Ahmet’ olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, 9 Eylül’de CNN Türk’te yayınlanan Tarafsız Bölge programında Türkiye’de 2 bin selefi derneğin bulunduğunu, bu grupların silahlandığını ve ayaklanma çıkarma planı yaptıklarını iddia etmişti.

Ünlü, “Bu selefi yapılanmaya ben 3-4 kez konuşma yaptım. 2 bin dernek var. Bu dernekler silahlanıyor. Şahıslar pompalı mompalı. Silahlanmayı engelleyin. İç savaş hazırlanıyor. Özellikle Batman-Adıyaman tarafında. Oradaki selefi akımla, Batman tarafında Şii tarafının çatışması hazırlanıyor. Barut gibi. Pompalı alımlarıyla, izinli, internetten bile satılır şekilde bu silah yayılıyor. Yarın bu işin önüne varamayız. Biri ‘Şeyhim’ diye cihat ilan edecek, öteki ‘Mehdiyim’ diye çıkın diyecek. Birbirini öldürmek zorunda kalır bu Müslüman millet. PKK’dan ümidi kesildi diye, şu Selefi hortlatması. İzmir’de kaynıyor. İnsanları ölümle tehdit, alenen.”

Ünlü, daha sonra bir gazeteye yaptığı açıklamada savcıların kendisini çağırması durumunda en az 150 derneğin adını verebileceğini kaydetmişti. Ünlü’nün açıklamalarının ardından harekete geçen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu iddiaya ilişkin olarak soruşturma başlattı.

*****

 “SİLAHLANMIŞ BAĞNAZLIK?  ALLAH KORUSUN!”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Türkiye, Sedat Peker’in açıklamaları ile çalkalanmaya devam ediyor. Yapılan açıklamaların çoğunun doğruluğu emekli MİT mensuplarınca TV kanallarında açıklanıyor. Silahlanma olayı eğer doğru ise artık son nokta oluyor. Bu nedenle hepimizin en üst düzeyde endişelenmesi gerekir. Bu endişelerin giderilmesi için de, yetkili Devlet birimlerinin hemen duruma açıklık kazandıracak sorumluluklarını yerine getirmelerini beklemek her vatandaşın hakkıdır. Zira uzunca bir süredir TV kanallarına yansıyan açıklamalar durumun vahametini yansıtıyor. Hilafet için, militan yetiştirdiği ve silahlı eğitim verdiği söylenen SADAT konusu aydınlatılmalıdır. SADAT’ın başında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde generalliğe yükselmiş, emekli olunca geldiği kurumun değerlerinin yüzde yüz tersi bir tutumla hilafeti savunan bir kişilik bulunuyor. Üstelik bu yönde silahlı eğitim veren bir örgüt oluşturduğu iddiaları gündemde iken bu olayın araştırması ve açıklığa kavuşturulması gerçekleşmedi. İşin daha da vahim olanı bu kişi Cumhurbaşkanlığı nezdinde baş danışmanlık yapmış ve tepkiler üzerine bu görevden ayrılmıştır.  TV’de söz alan bir bayan kendi oturduğu sitede birkaç kişiyi götürmekten bahsettiğini kendi kulaklarımla duydum. Son kayıt dışı silah dağıtımında 100 binlerden bahsediliyor ve bir emekli asker bu silahların 20 tugayı donatacağını söylüyor. Eğer bu doğru ise akıl ve mantık sükut etmiş; tuz kokmuş; ülke ve toplum bir uçurumdan aşağı itiliyor demektir.  Uğur Dündar’ın yazdığı gibi bu bir Milli Güvenlik Sorunudur. Benim aklım ve zihnin bu saçma sapan ve akıl dışı durumu algılayamıyor.  Diğer yandan Cübbeli Ahmet hoca yine TV’lerde Selefi tarikatlarının silahlandığını gündeme getirmişti. Selefi’lik Arap kültürünü din olarak dayatır. Kutsal dini kirletir. Türk kültüründe Maturidi ve Ahmet Yesevi geleneği, aklın, kültürün ve dinin farklı işlevlerinin farkında olarak, Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş’ları ve son olarak Mustafa Kemal’leri yaratmıştır.

Selefi tarikatları akıl ve çağ dışıdır. Cemaatler kapalı sosyal yapılardır. Sadece biat kültürüne dayanır.  Müritler bağnaz ve yobazdır. Bunu FETÖ örgütlenmesinde yaşadık. Bu ülkeye bu gibi durumları, hatta daha da kötüsünü yaşatmaya kimsenin hakkı olamaz. Bir söz vardır: Bağnaz ve yobaz bir kişiyi, bin alim bir araya gelse ikna edemez. Bütün bu olgular, bugün yetkili ve sorumlu durumda olan tüm Devlet kurumlarının anayasa ve yasalardan gelen hukuksal sorumluluklarını acilen üstlenerek görevlerini yapmaya davet ediyor. Bu bir tarihi sorumluluktur. Toplumun, ülkenin, demokrasinin ve insanlarımızın güvenliği ile Milli Güvenliğimiz hepimizin aklın, sağduyunun, bilimin, demokrasinin ve hukukun ışığında davranmaya; karanlık noktaları açığa çıkarmaya, ülkede barış demokrasi ve insan haklarını korumaya, kısacası çağdaş bir toplum olmaya davet ediyor. Eğer bu kayıt dışı silahlanma doğru ise toplum bir maceraya sürüklenmek isteniyor demektir.  Ancak bu toplum son tahlilde bütün bu akıl, bilim ve çağ dışı durumların üstesinden gelir. Dün nasıl Mustafa Kemal önderliğinde, 7 düvele karşı pes etmeyip onları yenmişse, bugünde akıl dışı ve çağ dışı uygulamaların üstesinden gelecektir. Yeter ki herkes kişi ve kurum üstüne düşün hukuksal sorumluluklarını hatırlasın.

******

 “YETKİLİLERİN SESSİZLİĞİ ENDİŞELENDİRİYOR”

Soner Aydın (Emekli Albay) – 15 Temmuz 2016’daki “FETÖ kalkışması” ya da “FETÖ’cü darbe girişimi” olarak isimlendirilen, “AKP iktidarını hedef aldığı” söylenen ve hala pek çok gizemi içinde barındıran olayın üzerinden 5 yıl geçti. O gün yaşananlara darbe dendi, kurgu dendi, tiyatro dendi, olayın hemen ardından “bazı yandaşlara 100 bin adetten fazla silah dağıtıldığı” iddiasında bulunuldu. Bazıları sıradan vatandaşların sahip olmaları mümkün olmayan otomatik silahlarla verdikleri pozları sosyal medyada paylaştılar, bazıları komşularını tanıdıklarını, çevrelerinde en az 50 kişiyi etkisiz hale getirecek şekilde hazırlıklı olduklarını televizyon ekranlarından ilan ettiler, devleti yönetenler; vatandaşın yarısını kontrol altında tutmakta zorlandıklarını söylediler, siyasi parti liderlerine yapılan fiili saldırıları “bu daha başlangıç…” diyerek övdüler. Son olarak; organize suç örgütü lideri olmakla suçlanan Sedat Peker sahneye çıktı, 15 Temmuz 2016 gecesi ve sonrasında bazı sivil vatandaşlara silah dağıtıldığı, bu dağıtımda AKP gençlik kolları mensuplarının ve devlet memurlarının rol aldığı iddiasını ortaya attı.

Sedat Peker, ayrıntılı açıklamasında; silah devir tesliminde hangi araçların kullanıldığını, kimlerin olaya karıştığını, bunlardan birisinin de İçişleri Bakanlığı personeli olduğu söylenen Ahmet Onay isimli şahıs olduğunu iddia etti. Ahmet Onay; bütün iddiaları doğruladı, ancak “15 Temmuz gecesi yaralandığını, o gece yaralarının taze olması nedeniyle araçtan inemediğini, bu nedenle ne alıp verildiğini görmediğini” ifade etti. Açık söylemek gerekirse bu açıklama bana kısmen bir itirafmış gibi göründü. Şöyle ki; bu vatandaş henüz yaraları tazeyken, gece karanlığında birileriyle bir yerlere gidiyor, orada sandıklar içinde bir şeyler alınıp verildiğine tanık oluyor, vatandaşımız sadece seyrediyor… ne olup bittiğinin farkında değil, merak edip birlikte olduğu insanlara sormamış, sessizce gidip gelmişler. Bence Sedat Peker’in bu iddiası ve Ahmet Onay’ın açıklamaları oldukça dikkat çekicidir.

Konunun dikkat çeken bir başka yönü sessizliktir. Yaklaşık 5 yıldır bazı vatandaşlara silah dağıtıldığı, bu silahların bir kısmının kayıp olduğu, nereye gittiğinin, kime verildiğinin bilinmediği iddia edilmektedir. Buna rağmen vatandaşlarımızı tatmin edecek, endişelerini giderecek, sağlam kanıtlara dayalı cevaplar verilememektedir. Yetkililerin sessizliği endişelendiriyor.

Soru şudur: “15 Temmuz 2016 öncesinde, 15 Temmuz 2016 gecesi ve sonrasında; sivil vatandaşlara, parti gençlik kollarına, birtakım yandaşlara silah ve mühimmat dağıtılmış mıdır, dağıtılmamış mıdır? Ülkemizde devletin güvenlik görevlilerinin dışında silahlandırılmış gruplar var mıdır? Bazı parti üyeleri sosyal medyada paylaştıkları fotoğraflardaki otomatik silahları kimlerden, nasıl temin etmişlerdir?”

Sorulara açık ve net cevap vermek yerine; olayın içinde olanların kaçamak cevaplar vermesi, soru soranlara hakaretler yağdırılması ve darbe yanlısı olarak itham edilmeleri kuşku ve şaibeleri körüklemekten başka bir işe yaramamaktadır.

Böyle bir iddia son derece ciddi, devletin ve toplumun güvenliğini yakından ilgilendiren bir iddiadır. Eğer iddia doğruysa; ülkemizdeki gidişatı beğenmeyen vatandaşlarımızın can güvenliği, birlik-beraberlik ve bütünlüğümüz çok ciddi tehdit altındadır. Yok eğer iddialar asılsızsa; konu ciddiyetle ele alınmalı, sessiz kalınmamalı, siyasi malzeme yapılmamalı, vatandaşlara güven telkin edilmelidir. Sessizlik ve konuyu çarpıtma gayretleri yandaş kesime cesaret vermeyi, karşı düşüncede olanlarda da “benden değilsen korkmalısın, karşında silahlı militanlarım var…” algısı yaratmayı mı amaçlamaktadır? Sükut ikrardan gelir… ikrar da toplumun bir kesiminde tehdit algısı yaratır diye düşünüyorum. Tehdit algısı korunma ihtiyacı doğuracak, karşı cephelerin oluşmasına ve iç çatışma ortamına zemin hazırlayacaktır.

Ülkemizin bulunduğu bölgeyi yakından tanıyan, birlik-beraberlik ve bütünlüğü dış etkilerle bozulan ülkelerde görev yapmış ve gelişmeleri yakından takip eden birisi olarak benim gözlemim; bölgemizi amaçlarına göre şekillendirmek için planlar yapan emperyalist devletler sürekli fırsat kollamakta, farklılıkları istismar etmekte, ayrışmayı körüklemektedirler. Siyasi ideolojilerle ayrıştırılmış, bir siyasi varlığı korumak için ülke içinde kendisine müzahir silahlı gruplar oluşturulmuş, ortak değerlerden uzaklaştırılmış, inanç ve kültürleri istismar edilerek bölünmüş, istikrarı bozulmuş, halkı kutuplaşmış, devletine güven kalmamış bütün ülkeler benzer süreçlerden geçerek bugüne gelmişlerdir.