Saldırgan katil neden alelacele tutuklandı?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Örgütü binasına giren saldırgan Onur Gencer’in partili Deniz Poyraz’ı öldürmesinin yankıları sürüyor. SADAT tarafından eğitildiği ileri sürülen (SADAT yalanladı) katil Onur Gencer’in gözaltına alındıktan kısa süre sonra apar topar tutuklanması, “soruşturma yüzeysel yapıldı” eleştirilerine neden oldu. Deniz Poyraz’ı katleden saldırganın 18 saatte tutuklanması, soruşturmanın tek bir kişiye indirgenerek kapatılmak istendiği izlenimi doğurdu. Oysa ortada yanıtlanması gereken çok soru var.

Basın mensuplarına karşı “devlet sırrı” ve “ticari sır” gözaltılarında “olayı enine boyuna soruşturmak, arkasında ne olup olmadığını ortaya çıkarmak için” ek süre uzatılması üst üste istenir ve alınırken, “HDP İzmir İl Başkanlığı’na ‘Kimi görsem öldürecektim’ diyen ve genç bir kızı öldüren” cani, neden “18 saatte tutuklanarak hapishaneye gönderildi” sorusuna cevap aranıyor.

İHA’da yer alan görüntülere göre Gencer ile polisle arasında yaşanan ilk diyalog eli silahlı bir katilden çok, “acınan” adi bir suçlu diyalogunu andırıyor. Görüntülerde polis, Gencer’e “İsmin ne abicim” diye soruyor. Gencer ismini söyledikten sonra nerede oturduğu ve ne iş yaptığına dair bilgi veriyor.

Sorular cevapsız kaldı

“Poyraz’ı katleden Onur Gencer’in sadece 18 saat gözaltında kaldıktan sonra jet hızıyla adliyeye sevk edilerek tutuklanması ise soruşturma ve daha büyük bir katliam planının üzerinin kapatılmak istendiği” iddialarına yol açtı. Saldırganla ilgili açıklığa kavuşturulması gereken çok sayıda soru var.

“Sağlık çalışanı olmasına rağmen, Suriye’ye hangi tarihlerde ve ne görevlerle gitti. Askeri mevzilerde silahlı pozuyla fotoğraflar çekmesine kim izin verdi? / Nasıl silah ruhsatı aldı, polislerin bulunduğu işlek caddede uzun bir süre nasıl keşif yaptı, olay öncesinde kimlerden destek ve yardım aldı, Suriye’ye gidecek sağlık ekibinde nasıl bulundu, sosyal medyada paylaştığı şiddet içerikli fotoğraflara rağmen hakkında neden işlem yapılmadı, kaldığı otellerin paralarını nasıl ödedi, silah parasını nereden buldu” sorularının cevapları bulunmadan, olay ve kimliği hakkında detaylı inceleme yapılmadan, saldırganın 18 saatte tutuklanarak cezaevine gönderilmesi dikkat çekti. Saldırgan ifadesinde birçok kez “Tek başıma yaptım” ifadelerini kullandı.

Kamera kayıtları silindi mi?

HDP İzmir İl Binasını gören çevredeki tüm kamera kayıtlarına polis tarafından el konulduğu, bir haftalık kamera kayıtlarını aldıktan sonra kayıt cihazları formatladığı” iddia ediliyor. Çevredeki esnaf ve iş yeri çalışanları, polislerin sabah saatlerinde iş yerlerine gelerek, bir haftalık kamera kayıtlarını aldığını daha sonra da kamera kayıt cihazına format attıklarını söylediler.

İzmir Valiliği, saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada ise, “Olay olduğu andan itibaren tüm adli olaylarda olduğu gibi yargı süreci başlamış ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının kontrolünde, polis tüm delilleri toplamıştır. Kamera kayıtlarının silindiği ve bilgisayarlara format atıldığı iddiası tümüyle gerçek dışıdır.” dedi.

“Pişman değilim”

Saldırgan Gencer, emniyet ve savcılık ifadesinde, “Ben öldürdüğüm kişinin ismini bilmiyorum, hiç görmedim. HDP İl merkezinde olduğu ve terörist olduğunu düşündüğüm için öldürdüm. Bunu tek başıma yaptım. Pişman değilim” dedi. “Tasarlayarak öldürme” suçundan tutuklanan Gencer, ifadelerinde, saldırıyı neden ve nasıl planladığını soğukkanlılıkla anlattı. Sağlık Bakanlığı’na bağlı İzmir Kemalpaşa Devlet Hastanesi bünyesinde çalışırken kendisinin istemesi üzerine 2020 yılı Ocak ayında Suriye Mümiç kırsalına Haccac üssüne geçici olarak bir aylığına görevlendirildiğini anlatan Gencer, 1 ay sonra İzmir’e geri döndüğünü söyledi. Gencer, annesinin yaşamını yitirmesinin ardından, psikiyatrikte gittiğini, kendisine yeşil reçeteli ilaçlar verildiğini, ancak yan etkisi sebebi ve babasının tavsiyesiyle kullanmadığını belirtti.

HDP’nin avukatı: “Olay derinleştirilmeli”

HDP’nin avukatlarından Türkan Aslan, saldırıya ilişkin Sputnik’e yaptığı açıklamada, sıradan bir vaka olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını belirtti. Aslan, “Cinayetin işlendiği yer bir siyasi parti binası. Bu olayı gerçekleştirmeden önce aylarca çalışma yapmış, tasarlamış ve o binada bulunan bir kursa kaydını yaptırmış. Bu saldırı ve cinayet örgütlü bir şekilde işlenmiş. Soruşturmanın hızlı yapılması şaşırtıcı bir durumdur. Benzer davalardan ayırt edici özelliği 24 saat dolmadan soruşturmanın tamamlanması şaşırtıcı bir durum. Kişinin ifadesinin öğretilen bir ifade olduğunu düşünüyoruz. Tek başına işlediğini, silahı tek başına edindiğini ve bu hazırlıkların tamamının tek başına yaptığını bir kurguyla hazırlanmış bir ifade vermiş. Soruşturmayı yürüten Terör Savcılığı’na bir dilekçe verdik. Dilekçemizde, araştırılmasının gerektiğini ve tespitlerimiz vardı o tespitlerimizin yapılmasını istedik. Savcılığın bu konuda ne yapacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Dosyada gizlilik kararı var. Soruşturmanın bu kadar hızlı bir şekilde tekil bir şahsa aitmiş gibi, onun tasarladığı bir olaymış gibi yansıtılması doğru değil… Olayın derinleştirilmesi, azmettiricilerinin, yardım edenlerin ve tamamının tespit edilmesi lazım aksi takdirde bu olayı aydınlatmak mümkün değil.” dedi.

******

“SORUŞTURMANIN HIZLI YAPILMASI DİKKAT ÇEKİCİDİR”

Soner Aydın (Emekli Albay) – HDP İzmir il binasına yapılan silahlı saldırıyla ilgili değerlendirmeyi her türlü siyasi ve ideolojik saplantıdan uzak durarak yapmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü söz konusu olan vatanımızın bütünlüğü, milletimizin huzuru, birlik ve beraberliğidir.

Basından takip ettiğimiz kadarıyla saldırıyı gerçekleştiren şahıs; eylemine çok önceden karar vermiş, ayrıntılı plan yapmış, aynı binada bir kursa yazılarak kendisini maskelemiş, ayrıntılı keşif yapmış, silah ve mermi temin etmiş, eylemden sonra verdiği zararı fotoğraflayarak eylemine kanıt oluşturmuş ve amacına ulaştıktan sonra güvenlik güçlerine hiçbir zorluk çıkarmadan teslim olmuştur. Bu durum bende failin silahlı eylemler konusunda eğitimli birisi olduğu kanaati uyandırmıştır.

İddia edilenler doğruysa; olay anında polis, derhal müdahale ederek önlem almak yerine sadece iş hanının giriş kapısını tutmuş, yaklaşık yarım saat çelik yelekli müdahale kuvvetinin gelmesini beklemiştir. Polisin saldırgan işini bitirinceye kadar müdahale kuvvetlerini beklemesine anlam vermek zordur. Bölgedeki polis kuvveti; olay mahallinin hemen karşı kaldırımında, çocukları terör örgütüne katılan aileleri korumakla görevlidir. Eylem yapan bu aileler provokasyon amaçlı tehditlere açıktır ve orada görevli güvenlik güçleri her türlü duruma hazırlıklı olmalıdır. Yeterli teçhizatı olmayan bu polislerin aileleri ve kendilerini nasıl koruyacakları ve böyle hassas bir bölgede neden gerekli teçhizatla donatılmadıkları, daha da önemlisi; sürekli PKK’nın bürosu olduğu söylenen HDP bürolarının neden takip altında olmadığı izaha muhtaçtır.

Saldırganın teslim alınması görüntülerini izlediğimde benim dikkatimi çeken; olay mahallindeki kalabalık ve kargaşa halidir. Böyle bir olay bir terör örgütü saldırısı da olabilirdi. Terör örgütleri böyle eylemlerden sonra kalabalığın toplanmasını bekleyerek asıl eylemlerini gerçekleştirir ve çok daha büyük zayiat verdirmeyi hedeflerler. Bu tür olaylarda güvenlik güçleri öncelikle olay yerini tecrit ederler ve vatandaşları süratle bölgeden uzaklaştırırlar. Bunca yıllık terörle mücadele tecrübesi olan güvenlik güçlerimizin bu hassas konuda önlem almaya gerek görmemesine ve sergilediği rahatlık haline anlam vermek oldukça zordur.

Dikkat çeken diğer bir nokta da saldırganın gözaltına alındıktan 18-20 saat sonra mahkemeye çıkarılıp tutuklanması, birkaç gün içinde de herhangi bir örgüt bağlantısının tespit edilmediğinin açıklanmasıdır. Ülkemizde bir cenaze merasimini görüntüleyip haber yapan gazeteciler casusluk suçlamasıyla gözaltına alınıp, 155 gün süreyle örgüt bağlantıları araştırılırken; ülkemizin gidişatından endişe duyan emekli Amirallerimiz sabaha karşı onlarca polis tarafından gözaltına alınırken, sorgulanmadan gözaltında tutulurken, darbeci oldukları kanıtlanmaya çalışılırken; geleceklerinden endişe duyan üniversite öğrencisi gençlerimiz kız-erkek demeden yerlerde sürüklenerek, coplanarak, boyunlarına çökülerek ters kelepçeyle gözaltına alınıp günlerce sorgulanmadan nezarethanede tutulurken… Bu saldırgan hakkında böyle hızlı işlem yapılması ve bu kadar kısa sürede sonuca ulaşılması da oldukça dikkat çekicidir. En azından silahı ve mermileri kimden, nasıl temin ettiğinin araştırılması ve bu şekilde bir bağlantı tespitine gidilmesi beklenirken bu bile yapılmamış görünmektedir.

Eğer saldırgan gerçekten doğru ifade vermişse ve sorgusundan elde edilenler bütünüyle gerçekse o zaman bu olay; yandaşlarına nefret pompalayan kutuplaştırıcı siyaset dilinin toplumdaki etkisi açısından değerlendirilmeli ve daha pek çok benzer olay beklenmelidir.

Olayın ardından bazı siyasetçiler tarafından yapılan “saldırıda hayatını kaybeden kızın örgüte eleman kazandırmakla görevli bir terörist olduğu” şeklindeki açıklamalar ve gariplikleri, “bu durumu sorgulayanların terör destekçisi olarak suçlanması” da ortaya oldukça endişe verici bir tablo koymaktadır.

Vatandaşlarımız siyasi düşünce, inanç, mezhep, kültür farklılıkları ön plana çıkarılarak öylesine kutuplaştırılmıştır ki; yandaşların söylem ve eylemleri ne kadar yanlış olursa olsun muhalefet edenlere zarar veriyorsa meşru olarak gösterilmekte, bunu sorgulayan ve eleştirenler de vatan haini, millet düşmanı, terör destekçisi, darbeci, vesayetçi, illet, zillet… olarak karalanmaya çalışılmaktadır. Bu şekilde vatanımızın bütünlüğünün, milletimizin birlik ve beraberliğinin korunması mümkün değildir. Kutuplaştırmanın bizzat siyasetçiler tarafından yapılması da son derece vahimdir. Böyle devam ederse çok daha derin kutuplaşmaya, çok daha büyük olaylara maruz kalmamız kaçınılmazdır.