Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“Soruşturmanın hızlı yapılması dikkat çekicidir”

HDP İzmir il binasına yapılan silahlı saldırıyla ilgili değerlendirmeyi her türlü siyasi ve ideolojik saplantıdan uzak durarak yapmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü söz konusu olan vatanımızın bütünlüğü, milletimizin huzuru, birlik ve beraberliğidir.

Basından takip ettiğimiz kadarıyla saldırıyı gerçekleştiren şahıs; eylemine çok önceden karar vermiş, ayrıntılı plan yapmış, aynı binada bir kursa yazılarak kendisini maskelemiş, ayrıntılı keşif yapmış, silah ve mermi temin etmiş, eylemden sonra verdiği zararı fotoğraflayarak eylemine kanıt oluşturmuş ve amacına ulaştıktan sonra güvenlik güçlerine hiçbir zorluk çıkarmadan teslim olmuştur. Bu durum bende failin silahlı eylemler konusunda eğitimli birisi olduğu kanaati uyandırmıştır.

İddia edilenler doğruysa; olay anında polis, derhal müdahale ederek önlem almak yerine sadece iş hanının giriş kapısını tutmuş, yaklaşık yarım saat çelik yelekli müdahale kuvvetinin gelmesini beklemiştir. Polisin saldırgan işini bitirinceye kadar müdahale kuvvetlerini beklemesine anlam vermek zordur. Bölgedeki polis kuvveti; olay mahallinin hemen karşı kaldırımında, çocukları terör örgütüne katılan aileleri korumakla görevlidir. Eylem yapan bu aileler provokasyon amaçlı tehditlere açıktır ve orada görevli güvenlik güçleri her türlü duruma hazırlıklı olmalıdır. Yeterli teçhizatı olmayan bu polislerin aileleri ve kendilerini nasıl koruyacakları ve böyle hassas bir bölgede neden gerekli teçhizatla donatılmadıkları, daha da önemlisi; sürekli PKK’nın bürosu olduğu söylenen HDP bürolarının neden takip altında olmadığı izaha muhtaçtır.

Saldırganın teslim alınması görüntülerini izlediğimde benim dikkatimi çeken; olay mahallindeki kalabalık ve kargaşa halidir. Böyle bir olay bir terör örgütü saldırısı da olabilirdi. Terör örgütleri böyle eylemlerden sonra kalabalığın toplanmasını bekleyerek asıl eylemlerini gerçekleştirir ve çok daha büyük zayiat verdirmeyi hedeflerler. Bu tür olaylarda güvenlik güçleri öncelikle olay yerini tecrit ederler ve vatandaşları süratle bölgeden uzaklaştırırlar. Bunca yıllık terörle mücadele tecrübesi olan güvenlik güçlerimizin bu hassas konuda önlem almaya gerek görmemesine ve sergilediği rahatlık haline anlam vermek oldukça zordur.

Dikkat çeken diğer bir nokta da saldırganın gözaltına alındıktan 18-20 saat sonra mahkemeye çıkarılıp tutuklanması, birkaç gün içinde de herhangi bir örgüt bağlantısının tespit edilmediğinin açıklanmasıdır. Ülkemizde bir cenaze merasimini görüntüleyip haber yapan gazeteciler casusluk suçlamasıyla gözaltına alınıp, 155 gün süreyle örgüt bağlantıları araştırılırken; ülkemizin gidişatından endişe duyan emekli Amirallerimiz sabaha karşı onlarca polis tarafından gözaltına alınırken, sorgulanmadan gözaltında tutulurken, darbeci oldukları kanıtlanmaya çalışılırken; geleceklerinden endişe duyan üniversite öğrencisi gençlerimiz kız-erkek demeden yerlerde sürüklenerek, coplanarak, boyunlarına çökülerek ters kelepçeyle gözaltına alınıp günlerce sorgulanmadan nezarethanede tutulurken… Bu saldırgan hakkında böyle hızlı işlem yapılması ve bu kadar kısa sürede sonuca ulaşılması da oldukça dikkat çekicidir. En azından silahı ve mermileri kimden, nasıl temin ettiğinin araştırılması ve bu şekilde bir bağlantı tespitine gidilmesi beklenirken bu bile yapılmamış görünmektedir.

Eğer saldırgan gerçekten doğru ifade vermişse ve sorgusundan elde edilenler bütünüyle gerçekse o zaman bu olay; yandaşlarına nefret pompalayan kutuplaştırıcı siyaset dilinin toplumdaki etkisi açısından değerlendirilmeli ve daha pek çok benzer olay beklenmelidir.

Olayın ardından bazı siyasetçiler tarafından yapılan “saldırıda hayatını kaybeden kızın örgüte eleman kazandırmakla görevli bir terörist olduğu” şeklindeki açıklamalar ve gariplikleri, “bu durumu sorgulayanların terör destekçisi olarak suçlanması” da ortaya oldukça endişe verici bir tablo koymaktadır.

Vatandaşlarımız siyasi düşünce, inanç, mezhep, kültür farklılıkları ön plana çıkarılarak öylesine kutuplaştırılmıştır ki; yandaşların söylem ve eylemleri ne kadar yanlış olursa olsun muhalefet edenlere zarar veriyorsa meşru olarak gösterilmekte, bunu sorgulayan ve eleştirenler de vatan haini, millet düşmanı, terör destekçisi, darbeci, vesayetçi, illet, zillet… olarak karalanmaya çalışılmaktadır. Bu şekilde vatanımızın bütünlüğünün, milletimizin birlik ve beraberliğinin korunması mümkün değildir. Kutuplaştırmanın bizzat siyasetçiler tarafından yapılması da son derece vahimdir. Böyle devam ederse çok daha derin kutuplaşmaya, çok daha büyük olaylara maruz kalmamız kaçınılmazdır.