Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Şehir hastanelerini AVM’ci işletecek!

Allahım; yeter artık, bugünleri bana gösterme diye; şahsen ben yalvaracak hale geldim.

İnanamıyorum ya!..

Bu ülkede olanlara, her gün yaşananlara gerçekten inanamıyorum.

Son bomba(!) 

Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın müteahhidi olarak da tanıdığımız Rönesans Holding, haberiniz var ya da yok; gizlice inşa edip işlettiği şehir hastanelerini bir AVM işletmecisi olan Danimarkalı şirkete sattı.

Hastane-sağlık-insan hayatı ve AVM?

Ey Rekabet Kurulu denilen kuruluş, buna nasıl izin verirsin, bu ülkede yaşayanların hayatı Hollandalı bir AVM şirketine “çerez” yapılacak kadar değersiz mi?

*

Bir açıp okuyun; Türkiye’de 2005 yılından beri faaliyet gösteren Hollandalı bu şirket; ISS, bugün 100’den fazla AVM’ye ve 50’den fazla zincir mağazaya yönetim hizmeti veriyor. Şirketin internet sitesinde yazılı:

“Başarılı bir alışveriş merkezi, tıkır tıkır çalışan bir makine gibi olmalıdır. Teknik hizmet ekibimiz, kritik sistemlerin 7/24 sorunsuz ve etkili biçimde çalışmasını sağlar!.”

*

Beyler;

Bu hastanelerin hepsinde hasta garantileri var. Garanti edilen hasta sayıları yakalanmazsa devlet üstünü tamamlıyor. Satılan hastanelerin toplam kapasitesi tam 9 bin 500 yatak.

Bu yatakları şimdi, AVM’ci Hollandalı ISS, Allahın izniyle alışveriş merkezleri gibi “tıkır tıkır” işletecek.

Ancak sorun şu; satılan, bir otel zinciri veya AVM değil kamu hizmeti veren devlet hastaneleri. 

Müşteri memnuniyetinin değil hasta haklarının, “kâr”ın değil kamu çıkarının geçerli olması gereken sağlık kuruluşları.

Parası olan zaten özel hastanelere gidiyor, şehir hastanelerinin “müşterileri” ise; yoksullar, yaşlılar, emeğiyle geçinenler…

Peki, bundan sonra fakir-fukara-emekli-dar gelirlilerin gittiği şehir hastaneleri AVM mantığıyla yönetilirse ne olur? 

– Sağlığa ayrılan alanlardan tasarruf yapılıp hastanelerde lokantalara, kafelere, alış veriş dükkanlarına geniş alanlar ayrılır.

-Hekimlerin tetkik, tedavi ve karar süreçlerindeki denetimi sınırlandırılır.

-Doktorlara daha fazla sayıda hasta bakmaları, daha fazla tetkik yapmaları, “para getirmeyecek” hastalar ile ilgilenmemeleri, başlarından savmaları dayatılır.

Eeeeeeeeeee…

Dedim size; Türkiye ‘de artık, “parası olanın” yaşayacağı, olmayanın sürüneceği ya da öleceği bir “devir” başlıyor.

Hayırlı uğurlu olsun(!)

————————————————————————————

Kaçamazsınız; mutlaka 

hesabı sorulacaktır!

Ülkeyi yiyip bitiren yandaşların, “iktidarın” değişmeyeceği gibi bir algısı var.

Bu yüzden anayasayı, yasaları, denetim organlarını, yargıyı hiçe sayan bir anlayışın içindeler.

Yanlış!..

Siz sanıyor musunuz ki; kendi bakanlığa kendi şirketinden mal satan, başında bulunduğu bakanlığa kardeşinden mal alan o bakanlardan hesap sorulmayacak? *

Aynı bakanlıktan 20. kez ihale alan şirket hakkında, “kurucuları arasında eşimin olması ve oğlumun da bir süre çalışmış olması dışında bir bağımız yok” diyebilen bakan yardımcıları cezasız kalacak?

*

Oğlunu, kızını, damadını, gelinini rektör olduğu üniversiteye öğretim üyesi ve görevlisi yapan hocalar. Kızı sınavı kazanamadı diye üniversiteyi birbirine katan, eşini kendisine danışman atayan rektörler…

*

Bütün sülalesini devlete yerleştiren o bakanlar, bakan yardımcıları, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri…

Kara para aklayan adamın çökerek ele geçirdiği ultra lüks otelinde beş kuruş ödemeden tatil yapan hakim-savcı-gazeteci-siyasetçiden hesap sorulmayacak?

Bugün belki çok rahatsınız, ama yarın!..

Bakın; dünyada sonu olmayan, değişmeyen iktidar yoktur.

Hele demokrasilerde hiç yoktur.

*

İktidarlar değişir ve yasa dışı işlerin hesabı mutlaka sorulur. 

Siz;  yasa dışı iş yapan, yolsuzluğa, hırsızlığa, rüşvete, haraca bulaşanlar, iktidara güvenerek yaptıklarınız yanlarınıza kâr kalacağını aklınızdan bile geçirmeyin;

Bir Sedat Peker bile hepinizi sus-pus etmeye yetti.

İstanbul’dan ders alın. Yerel yönetimin değişmesinden sonra, belediye kaynaklarından kimlerin zengin edildiği, işlerin nasıl dağıtıldığı, paraların nasıl savrulduğu, kayırmacılığın, rantın nasıl bölüşüldüğü, nasıl yapıldığı tek tek ortaya çıktı.

Hiç kuşku yok ki İstanbul-Ankara’da yaşanan süreç, iktidar değişikliğinde, hükümette, bakanlıklarda, iktidar partisinde de yaşanacaktır.

—————————————————————————–

Ne olmuş bu İzmir’e böyle?

Uzun süredir; iş-güç de olmadığı için Çeşme’de yaşıyorum, İzmir’e çok nadir inenlerdenim. Zorunlu insem de, güzergahım kan testlerim için 9 Eylül Tıp Fakültesi-Mustafa Sahil Bulvarı Köprü Durağı’ndaki evim; iş bitince tekrar Çeşme..

Çarşamba günü, Alsancak Gar’ı civarında bir işim vardı.

Köprü’den taksiye bindim. Saat 13 sularında.

Trafik adım adım da olsa, uflaya-puflaya yürüyordu.

Sıcak olmasa, insem yürüsem; Konak-Gümrük-Borsa Kavşağı’nı bindiğim taksiden en az 200-300 metre geçerdim.

*

Neyse, gittik de, bunun bir de dönüşü var. Yine taksi.

Şair Eşref Bulvarı moda deyimle “lebalep!.”

Yürümüyor.

Gazi Bulvarı; o daha lebalep!.

Sanırım bir 50 dakikalık zaman diliminde Halit Ziya Bulvarı’nın, Gazi Bulvarı ile kesiştiği köşeye ulaşabildik. (Ticaret Borsası’nın karşısı)

Yalanım varsa, Allah çarpsın.

Borsa önünden, Gümrük Akbank önüne kadar; 100-150 metreyi tam 45 dakika da geçebildik.

*

Sayın Başkan, Sayın Tunç Soyer;

Kabul; İzmir trafikte kayıtlı araç sayısının en yüksek olduğu 3’ncü İl.

Ama bize 31 Mart’ta bir söz vermiştiniz. Demiştiniz ki;

“Trafiğin yoğun olduğu yerlerdeki çözüm planlarını, 100 ila 500 gün içinde sonuçlandıracağız.

Araçlar için daha geniş yollar sağlarken, yayalar için daha ferah alanlar oluşturmak adına; Alsancak Garı, Karşıyaka Vapur İskelesi önü ve Basmane Dokuz Eylül Meydanı’nda trafiği yer altına alacağız.

Araç trafiğini rahatlatmak adına yer üstünde 111 noktada kavşak düzenlemesi yapacak, kentin otopark kapasitesini 100 bine çıkaracağız.”

Bunlar benim değil, sizin sözleriniz Tunç Başkan.

100 de geçti, 500 gün de; sonuç?

*

Artık yeri geldi; Cumhurbaşkanımız gibi bir laf edeyim:

“Bunlar iyi günleriniz İzmirliler!. Hele bir Eylül gelsin o zaman başınıza daha neler gelecek görün!.”

Açıklaması:

Şu an okullar kapalı. İnsanlar yazlıklarına göç ettiler. Çocuklu bayan memurlar idari izinli, işe gidip-gelmiyorlar. Kent en az yüzde 40 oranında boş.

Bu durumda trafik böyleyse;

Eylül de okullar açılınca, insanlar yazlıklarından ve tatilden dönünce, kamuda tam gün mesai başlayınca, çalışma hayatı yeniden başlayınca…

Yaşanacakları siz düşünün.