Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Hamdolsun da nereye kadar?

Yeni moda, hamdetmek; “hamdolsun” demek.

Yani şükretmek!.

Siz de bir gün önce “şöyle yapacağım” dediğinizi, ertesi gün “N’oldu ya o konu?” dediklerinde; “Hamdolsun, hiç gündeme gelmedi” diyebilirsiniz.

Cumhurbaşkanımız öyle dedi.

Oysa, ABD Başkanı Biden’ın attığı soykırım iftirası konusu “Hamdolsun hiç gündeme gelmedi” sözleriyle geçiştirilemez.

Türk Milletine bunun cevabı verilmelidir.

“Gündeme gelmedi” demek, aslında ‘konuyu ben açmadım’ demektir.

Nitekim açmamış, açılmamış!.

Neden?

Belli ki, birileri Biden’e”cici çocuk” rolünü oynamak zorundasınız diye tembih etmiş!.

*

Sözüm, Erdoğan-Biden görüşmesi sonrası mutluluk çığlıkları atanlara…

Soru şu:

 45 dakikalık bu görüşmede;

Soykırımın hesabını mı sorduk? 

Parasını verdiğimiz F-35’leri mi aldık? 

S-400’leri aktive mi ettik? 

PKK-PYD’ye terör örgütü mü dediler? 

Suriyelilerin geri dönüşünü mü konuştuk? 

Yunanistan çöktüğü adalarımızı geri mi verdi? 

Yooooo… O zaman neden mutluyuz?”

——————————————————

Bunlara da mı hamdolsun?

Peki;

Millet aç mı? Aç.

Devlet soyuluyor mu? Soyuluyor.

Mafya devletin içinde mi? Evet, içinde.

Yolsuzluk diz boyu mu? Diz boyu.

Haraç, rüşvet kol geziyor mu? Evet, geziyor.

Adalet yok mu? Evet, yok.

Ve “Hamdolsun” ki, tüm bunlar iktidarın gündeminde değil. Gelmiyor, getirilmiyor!.

———————————————————————–

Fazlasıyla tedirginim

İki söyleme dikkatinizi çekmek istiyorum.

İlki; Cumhurbaşkanının, Rize saldırıları sonrasında, Meral Akşener’e söyledikleri:

Dur bakalım, bu daha başlangıç, daha neler neler olacak?

İkincisi;

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in, “Kıymetli dostlarım, İzmir HDP il başkanlığı binasına provokasyon amaçlı yapılan saldırıyla ilgili uyarı amaçlı üç tane tweet yazmıştım. Bizim savaşımız dağdaki teröristlerle, temizliğe giden bir genç kızla asla değil. Düşmanlıklar dahi namusluca yapılmalıdır, kahpece değil. 

Bu provokasyon amaçlı saldırının çok daha büyüklerini ne yazık ki önümüzdeki zamanlarda yaşayacağız. Eğer benim tecrübeme ve samimiyetime inanıyorsanız hiçbir şartla sokağa çıkmayın…”

Ne demek şimdi bu?

En tepe “daha neler olacak, neler” diyor.

Ülke gündeminin ifşaatçısı, “sokağa çıkmayın” uyarısı yapıyor.

Bu durum Hayra alamet değil.

Çünkü bu memlekette 70‘li-80’li yılların başlarında yaşadıklarımızın canlı tanıklarından biri olarak, ister istemez endişeliyim.

Daha neler olacak ki?

Siyasal cinayetler mi?

Kanlı provokasyonlar mı?

Katliamlar mı?

Hangisi?

Doğrusu kestiremiyorum; 

Nerelere savrulacağız, önümüzü göremiyorum.

Bu yüzden çok kaygılıyım. 

——————————————————–

Kavakçı’nın kızı

Brüksel’de Biden ile baş başa görüşmede çeviriyi yapan genç bir kadın herkesin dikkatini çekti.

Sanki bizim ülke, İran-Suudi Arabistan’mış gibi, Cumhurbaşkanının tercümanı “türbanlı”ydı.

Türban’a asla karşı değilim. Kişisel tercihtir.

Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti söz konusuysa, bu ülkede kadın ve genç kızlarımızın yüzde 70’inden fazlası açık başlıdır.

Dünya aleme, “Azınlığı”, ülkenin “Bütünü” gibi göstermek yanlıştır.

Neyse;

Bu genç kadın kim çıktı, biliyorsunuz; yirmi iki yıl önce Meclis’e türbanla giren, sonradan kovulan, milletvekilliği düşürülen ve Türk vatandaşlığından atılan, Merve Kavakçı’nın kızı. 

Merve Kavakçı şu anda Kuala Lumpur’da ABD vatandaşı olmasına rağmen Türk Büyükelçisi!..

Fatma Gülham Abushanap, Merve Harım’ın boşandığı ilk kocasından olan ABD vatandaşı kızı. 

Yandaş basın günlerdir olayı sempatik göstermek için “k.çını” yırtıyor;

“Aman da o küçük kız büyümüş de, şimdi çeviri yapıyormuş da”, filan falan.

Oysa…

Belli ki Cumhurbaşkanımız, baş-başa bu görüşmede “sır” niteliğindeki söylenenleri-yanıtları kimsenin bilmesini istemiyor, bu nedenle de kendine göre, ‘en güvendiği bir kişiyi’  o görüşmede çevirmen olarak seçiyor.

Biden görüşmesinde Erdoğan’ın Dışişleri Bakanlığı uzmanlarından bir çevirmeni tercih etmemesinin nedeni budur diye düşünüyorum.

Bunun; hiç kimseye güvenmemek duygusu yanında, görüşme-konuşma-tartışma-verilen-alınan kararların “devlet arşivlerine” girmemesinin yolu olarak da değerlendirebilirsiniz.

Çünkü neredeyse son 10 yıldır Erdoğan’ın Türkiye adına, başka devletlerin liderleriyle yaptığı ikili görüşmelerin hiçbirinin devlette kaydı yok!..

Kimlere ne sözler veriliyor?

Kimler hangi isteklerde bulunuyor?

Sadece O biliyor.

————————————————

Sen Pejo’yu biliyor mu?

Bizim “fıkra” ile ülkeyi anlatma köşesi tuttu.

Madem öyle, bu sefer de böyle diye, “fıkra” ile durum-u ahvalimizi yorumlayayım.

İzmir CHP Milletvekili Atilla Sertel kardeşim; “bu da benden olsun Hamdi Abi” diye göndermiş.

Okuyalım:

Adamın biri, Pejo marka bir minibüs alır.

Sonraki gün yolcu taşımaya çıkar. Minibüs tıklım tıklım, tutar kasabanın yolunu ve gittikçe hızlanır.

Yolculardan biri:

-Kaptan yavaş..bir yere çarpacaz! der.

Şoför:

-Sen Pejo’yu biliyon mu? der.

Yolcu:

-Hayır! der.

Şoför:

-O zaman susacan, der ve devam eder.

Minibüs hızlanmaya devam eder..

Bir yolcu daha seslenir:

-Oğlum ben hastayım, biraz yavaş!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo’yu biliyon mu?

Amca ne bilsin,

-Hayır! der.

-O zaman susacan der, şoför.

Bu kez bir kadın seslenir:

-Hamileyim! Lütfen biraz yavaş, çocuğumu düşürcem!!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo’yu biliyon mu?

Kadın:

-Yok! der.

Şoför yine aynı cevabı verir.

Arkadan kızgın bir ses tonuyla bir genç seslenir:

-Yavaş git kardeşim, öldürcen bizi !!!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo’yu biliyon mu?

Genç:

-Biliyorum lan, ne olacak? der.

Şoför:

-O zaman çabuk söyle, bunun freni nerde?…

*

Atilla Sertel’in yorumu:

Devletin hali pejo minibüsten beter.

Freni nerde bunun?