“Pandemi deniz ticaretini olumlu, deniz turizmini olumsuz etkiledi”

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Deniz Ticaret Odası İzmir Şube Başkanı,  gelecekten umutlu, “Bu ayın sonuna doğru güzel günler yaşamaya başlayacağız” diyor.

Selin Tekin

Yusuf Öztürk… İstanbul, Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz (İMEAK) Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı… Sekiz yıldır bu görevi yürütüyor. Genç ve çalışkan…
Dokuz Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Bölümü’nden mezun olduktan sonra Martı Link Konteyner Hizmetleri Şirketi’nde stajyer olarak iş hayatına atılıyor. Staja başladığı şirkette yıllar içinde Yönetim Kurulu Başkanlığı’na yükseliyor.

İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi’ne 2001 yılında yönetim kurulu üyesi görevi ile adım atan Yusuf Öztürk, 2005-2009 yılları arasında Meclis Üyesi olarak görev yaptı. Mayıs 2013’te İMEAK DTO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.

Sivil toplum kuruluşlarında aktif görevlerde de bulunan Öztürk, DenizTemiz Derneği/TURMEPA İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı, Ege Genç İşadamları Derneği Onur ve Danışma Kurulu Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Vakfı Başkan Yardımcısı, İMEAK Deniz Ticaret Odası Deniz Turizm Çalışma Grubu üyesi görevlerini de yürütüyor. Öztürk, bir dönem Türkiye Yelken Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliği görevinde de bulundu.
Yusuf Öztürk, Başkanlar konuşuyor serimizin bu haftaki konuğu oldu ve sorularımızı cevapladı.
Yusuf Öztürk’e göre Pandemi deniz ticaretini olumlu yönde etkiledi ama deniz turizminde yaralar açtı. Gelecekten umutlu olduğunu belirten Öztürk, “Haziran sonunda çok daha güzel şeyler yaşayacağız” diyor.

-Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi’ne ne zaman dahil oldunuz? Başkanlık süreciniz nasıl başladı?

2001 yılından beri İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi’nde Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapıyorum. 2013 yılına kadar yönetim kurulu üyeliği yaptım. 2013 yılında Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçildim. Ve o zamandan beri bu görevi yerine getirmeye çalışıyorum.

-Deniz Ticaret Odası hakkında genel bir ufuk turu rica etsem?

İMEAK Deniz Ticaret Odası Türkiye’de yaklaşık 10 bine yakın üyesi olan bir meslek kuruluşu. Bu meslek kuruluşu Türkiye Odalar Borsalar Birliği’nin şemsiyesi altındadır. Ve Deniz Ticaret Odası’nın sorumluluğu altında yaklaşık 48 tane alt sektörü vardır. Limanlardan balıkçılara kadar su sporlarından acentelere kadar denizcilik eğitimi veren kuruluşlardan gemilere tedarik sağlayan kuruluşlara kadar hepsinin kanun ile üye olmak zorunda olduğu bir meslek kuruluşudur. Merkez İstanbul’dadır. Dokuz tane de şubesi vardır. Marmaris, Fethiye, Bodrum, Antalya, İskenderun, Aliağa, İzmir, Karadeniz Ereğli ve İzmit şubeleri vardır. Van Gölü’nde dahi Deniz Ticaret Odası’nın temsilciliği vardır. Sonuçta orası Van denizi diye geçer, orada da insanlar bir kıyıdan öbür kıyıya geçerler. Denizcilik, balıkçılık faaliyetleri vardır.

“Denizci bir ülkeyiz ama denizci millet de yaratılmalı”

-Oda neler yapıyor, neleri hedefliyor?

Bizim vizyonumuz “Denizci Millet Denizci Ülke”. Biz zaten denizci bir ülkeyiz. Üç yanımız denizlerle kaplı. Denizci bir ülkenin kriterlerini hep yüksekte tutmak için çaba gösteriyoruz. Her açıdan, Türkiye’nin ekonomik girdilerini yüksekte tutmak için, üyelerimizin daha rahat çalışması içinidare ile üyelerin arasındaki köprü görevini üstleniyoruz. Misyonumuzun denizci ülke tarafını bu şekilde zaten hali hazırda elde etmiş oluyoruz. Fakat bir de denizci millet yaratmamız lazım. Denizci ülkenin yanında aynı zamanda denizci millet de oluşturmamız lazım. Bunu nasıl yaparsınız? Küçük yaşlardan itibaren verdiğiniz eğitimlerle yaptığınız faaliyetlerle genç denizciler yetiştirirsiniz. Sadece gemi adamları değil, karada çalışan gemi adamları yetiştirirsiniz. Gemileri denizde işleten değil karada da işleten insanların eğitimlerini oluşturursunuz ki ileriki yıllarda denizci ülke ve millet kavramından uzaklaşmayasınız. Yaptığımız işler genelde budur.

-Üyelerinizle nasıl çalışıyorsunuz?

Bizim görevimiz sadece üye olan mensuplarımızın sorunlarını idareye bildirmek değil. Üye olan firmaların veya özel şahısların geleceklerini de bu sektörde sağlamlaştırmak için onların ticari kazançlarını ve faaliyetlerini belli bir seviyenin altına düşürmemek hatta mümkünse yukarıya çıkarmalarını sağlamak için çalışmalar yapıyoruz. Hem bunu üyelerimiz için yapıyoruz hem de yaşadığımız şehirler için yapıyoruz. Çünkü İzmir, denizci bir şehirdir, liman kentidir. Siz burada denizciliği en iyi seviyelerde en iyi koşullarda en kolay koşullarda yaptırırsanız çok sayıda beyaz gömlekli, beyaz yakalı insanlar buralarda çalışır. Buralardan para kazanır. Zaten deniz başlı başına medeniyettir. Dolayısıyla denizciler de medeni insanlardır. Siz denizcilik için çalışarak aynı zamanda şehrin kültürel konumunu da değiştiriyorsunuz. Daha medeni şehirler yaratıyorsunuz.

“Denizciliğin güzel konumlara gelmesi için çabalıyoruz”

-Başkanlık döneminizde imza attığınız, öne çıkan çalışmalarınızdan örnekler verir misiniz?

Bir sürü proje yaptık. Bunları tek tek saymamız mümkün değil. Örneğin her geçen gün azalan balık nesli var; balıkların üremelerini daha rahat yapabilmelerini sağlamak için yapay resifler oluşturduk. Eski gemileri denize batırdık ki deniz canlılarına yuva görevi yapsın. Aynı zamanda o gemileri dalış turizmine açtık ki insanlar oraya gelip dalsınlar ve turizm canlansın. Mesela şehre gelecek olan kruvaziyer gemilerinin, bu gemileri işletenlere, o gemilerle gelen insanlara, limandaki insanlara, sokaktaki simitçiye, sokaktaki çaycıya, restoranta, herkese faydası var.  Çünkü o turist geldiğinde para harcıyor, dolayısıyla şehrin rahatını artıran bir çalışma var.
Mesela küçük çocukların deniz sevgisini artırmak için ileride denizci olmalarını sağlayabilecek faaliyetler yapıyoruz. Yarışlar düzenliyoruz, dersler veriyoruz, onlarla beraber deniz temizliği yapıyoruz, plaj temizliği yapıyoruz. Bunu gören çocuklar denize plastik atmamayı öğreniyorlar. Denize çöp atanı uyarıyorlar.  Çünkü denizde o plastiğiğn400 senede eridiğini biliyorlar. Çünkü biz nasıl bir deniz aldıysak bizden sonrakilere daha iyi bir deniz teslim etmeliyiz. Yelken yarışları düzenliyoruz. İnsanlar denizle iç içe spor yapsınlar istiyoruz. Bir hobi yaratmaya çalışıyoruz.Hobi, sadece futbol değil. Yelkencilik de güzel bir hobi, balık tutmak da. Bütün bunların hepsi bir proje. Türkiye denizciliğinin, Ege Bölgesi denizciliğinin, İzmir denizciliğinin daha iyi şartlarda, daha güzel konumlara gelmesi için çaba sarf ediyoruz.

“Deniz ile ilgili birçok konu İzmir’de var”

-İzmir deniz ticareti ve turizminde nerede yer alıyor? Genel anlamda nasıl bir durumda?

İzmir yaklaşık 7 bin yıldır liman kenti. Tarihi İpek Yolu’nun üzerindeki bir şehir İzmir. Kral Yolu’nun üzerindeki bir şehir. Efes’i düşünün, Efes eskiden bir limandı. Kemeraltı’nın önü limandı. Antik dönemden beri liman şehri olduğumuz için deniz ticaretinin İzmir’de önemli bir yer var. İzmir Limanı’nın var oluşu, Aliağa’daki modern limanların oluşması, Türkiye’nin önemli bir projesi Çandarlı Liman Projesi… Bunların hepsi İzmir’in aslında ne kadar önemli bir deniz şehri olduğunu gösteriyor. Foça, Çeşme, Urla, Seferihisar, Kuşadası, Dikili, Bergama, Menderes, Karaburun… Bu bölgelerin her biri deniz turizmi açısından önemli noktalar. İzmir limanına kruvaziyer gemi geliyor mu? Geçmişte geliyordu, şimdi gelmiyor ama tekrar gelecek. Çeşme’ye geliyor mu? Geliyor. Çeşme’de deniz turizmi yapılıyor mu? Yapılıyor. Seferihisar, Foça evet. Çok güzel koylarımız çok güzel dalış alanlarımız var. Sadece bizim bölgemizde sekiz tane marina var. Sekiz tane marina demek, bağlama kapasitesi yaklaşık 2 bin 500, üç bin yata hizmet veriyor. Deniz turizmi konusunda da, ulaşımı konusunda da yani mal ve yolcu taşıması konusunda İzmir ve bölgesi önemli bir yerdedir. Mesela güneydeki birçok şehir veya ilçe Bodrum, Marmaris Fethiye gibi yerler sadece deniz turizmi ile anılırlar. Ama İzmir’e baktığımızda; ulaşım var, deniz turizmi var, liman var. Deniz ile alakalı birçok konu İzmir’de hali hazırda var.

“Pandemi deniz ticaretini olumlu yönde etkiledi”

-Pandemi deniz ticareti ve deniz turizmini nasıl etkiledi?

Ben bunu ikiye ayırıyorum. Pandemi deniz ticaretini bana göre olumlu yönde etkiledi. Birçok sektör, örneğin turizm sektörü, esnaf, lokantalar, kafeler darbe aldı. Ama deniz ticareti durmadı. Çünkü dünyadaki yük hareketinin neredeyse yüzde 90’ı denizlerle yapılıyor. Dolayısıyla insanın yaşadığı bir coğrafyada, insan var olduğu sürece deniz ticareti olacak. Bu geçmişte de böyleydi. Eskiden amforalarla şarap ve zeytinyağı taşınırdı, şimdi konteynerla taşınıyor. O konteynerların eski hali amfora. Pandemiden, savaşlardan tabii bir takım etkilenmeler söz konusu ama insan var olduğu sürece giyinme ihtiyacı, yeme ihtiyacı, teknoloji ihtiyacı olduğu sürece deniz ticareti olacaktır. Fakat deniz turizmi için aynı şeyi söyleyemiyorum. Deniz turizmi maalesef turizm sektörünün de bir yan kolu olduğu için, turizm ne kadar etkilendiyse o da o kadar etkilendi. Turist gelmedi. İnsanlar korktu, denize çıkmak istemediler. Bir taraftan da güzel bir şey oldu. İnsanlar denizde izole bir tatil yapılabileceklerini öğrendi. Pandemide beş yıldızlı otellere gidip salgın riskini yaşamaktansa tekne kiraladılar, denizin ortasında sadece aileleri ile birlikte vakit geçirdiler. Bu eğilim gelişerek devam ediyor. İnsanlar bu turizm şeklini görmeye ve sevmeye de başladılar. Rezervasyonlar son derece iyi gidiyor.

“Haziran sonunda daha güzel şeyler olacak”

-Pandemi sürecinde üyelerinize ne gibi destekler sağladınız?

Üyelerimizin faydası için  “şöyle yapılırsa daha iyi olabilecek” denen çeşitli alternatif düşüncelerimizi devlet kurumlarına, yöneticilere iletiyoruz. Üyelerimizin ne sıkıntıları varsa, sorunu çözecek olan bakanlarımıza ilettik. Onlar zaten yaptıkları mevzuatlarla bu problemleri aşmaya çalıştılar. Örneğin teknelerde kısıtlama vardı ve yüzde 50 kapasite ile çalışabiliyorlardı ama şimdi yüzde 100 kapasite ile çalışabiliyorlar. Çeşitli sertifikasyonlarla alakalı süre uzatımı gerekiyordu. Çünkü insanlar çalışamadı. Çalışamayınca para kazanamadılar. Para kazanmayınca bir şey ödeme şansları da yok. İdarelere söyledik, idareler üzerine düşenleri yaptılar. Odalar olarak hibeyle alakalı yapabileceğimiz bir şey yok ama hibe verilmesi daha uygun olur diye belli sektörlerimizi bildirdik. Şubemizin 114 üyesi, 3 bin, 5 bin liralık hibeden yararlandı. Üyelerimizin hafta sonu denize açılması iznini aldık. Bu kolay bir süreç değil. Aşılamanın hızlanmasıyla deniz turizminde Haziran sonunda çok daha güzel şeyler göreceğimizi düşünüyorum.

“Dövizdeki artış deniz ticareti yapan tüccarların menfaatine…”

-Döviz ve faiz başta, dalgalanan ekonomi deniz dünyasını nasıl etkiledi?

Dövizdeki artış deniz ticareti yapan biz tüccarların açık ve net şekilde söylüyorum menfaatine oldu. Çünkü denizcilik sektörü dövizle çalışıyor. Ama makro açıdan değerlendirdiğimizde dövizin bu kadar yüksek olması ithalat için kötü, bir de dalgalanması da kötü. Siz bir sipariş verecekseniz o siparişin bir ay sonra hangi kura denk geleceğini, o malı satıp satamayacağınızı Türk Lirası ile kestiremiyorsunuz. Ama ihracat için döviz ne kadar yüksek olursa ihracatçının tüccarın maliyeti daha da azalıyor ve ona göre satıyor. Bizim de satışlarımız ona göre yükseliyor. Dolayısıyla burada ince bir denge var. İthalat ve ihracat arasında, dövizle faiz açısından… Bu dengeleri korumak çok önemli. Dünyada pandemiden beri kararlar artık masada veriliyor. Artık savaş masanın üzerinde. Artık savaş, ekonomik, ticari savaş. Akşam yatıyorsunuz bir kur, sabah kalkıyorsunuz başka bir kur. Bunlar gecelik oyunlar. Ama bu oyunlar Türkiye’ye sökmedi.

Her açıdan değerlendirilip doğrunun bulunması gerekiyor”


-Çevre politikanızda çevre bilincini korumaya yönelik çalışmalar yaptığınız yer alıyor. Bu bağlamda Kanal İstanbul projesine ilişkin yorumunuz ve değerlendirmeniz nedir?

Kanal İstanbul Projesi önemli bir proje. Bir vizyon projesi. Neden önemli? İstanbul bu şartlar altında çok büyük bir risk altında. Sadece oradan yılda 45 ila 60 bin arasında gemi geçiyor. Fakat öğrendiğim kadarıyla, 25 bin gemi kapasiteli İstanbul Boğazı’ndan yılda 50-60 bin gemi geçiyorsa bu bir risktir ve bu riski bölmek lazım. Süveyş Kanalı’na geçtiğimiz ay bir gemi oturdu. Kanal bir hafta boyunca kapalı kaldı. Allah korusun boğazlarda bir kaza olsa ve kapanmak zorunda kalınsane olacak? Ayrı bir alternatif yok.

İkincisi, biz bugünü konuşuyoruz. Bundan 5-10 sene sonrasını da düşünmemiz gerekiyor. Gemi sayısı düşüyor. Biz oradan yılda 60 bin 80 bin gemi geçer diye hesaplayabiliriz. Ama gemilerin tonajları büyüyor artık. Küçük küçük gemiler geçeceğine kocaman bir tane gemi geçiyor. Dolayısıyla projeye ne kadar ihtiyaç olacak? Ama baktığınızda İstanbul’u bir İstanbul daha yapabilecek bir proje. Zamanı doğru mu değil mi? Onun kararını hükümet verecek. Tabii ki biz denizlerimizi korumamız gerektiğini biliyoruz. Fakat bir de ekonomik gerçekler de var. Ekonomik gerçekleri unutmamamız ama önlemleri de almamız lazım. Proje her açıdan değerlendirilmeli. Ticari açıdan, bilim açısından, deniz suyunun kalitesi açısından, oradaki çevre yoğunluğu açısından… Her açıdan değerlendirilip doğrunun bulunması gerekiyor.