Cevabı aranan soru; “Video Savaşı” nasıl sonuçlanacak?

Sosyal medyada Peker’in videoları milyonlarca tıklama alırken, Savcıların harekete geçmemesi, Adalet Bakanı’nın sessiz kalması kamuoyunda tartışma konusu oluyor.

Organize suç örgütü yöneticisi olduğu gerekçesiyle kırmızı bültenle aranan Sedat Peker’in açıklamaları ülke gündeminin en üst sıralarında olmayı sürdürüyor. Peker, sosyal medya hesabından art arda yayınladığı videolar ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu başta olmak üzere, Emniyet eski Genel Müdürü ve İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar, oğlu AKP Milletvekili Tolga Ağar’la ilgili ağır iddialarda bulundu. Videolar sosyal medyada 2 milyonun üzerinde tıklama rekorları kırdı.

Peker’in “taciz, cinayet, uyuşturucunun da karıştığı” iddiaları “Susurluk skandalından da beter” yorumlarına neden olurken, bu iddialara karşı Savcıların herhangi bir soruşturma başlatmaması da dikkat çekiyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai kentinde olduğu bilinen Sedat Peker’in iddiaları, “siyaset-mafya-devlet” üçgenini uzun yıllardan beri ilk defa ülke gündeminin zirvesine yerleştirdi.

Peker’in “isim vererek” yaptığı açıklamalarda hükümetin sessiz kalması, savcıların harekete geçip soruşturma açmaması dikkat çekiyor. Peker, videolarda, Süleyman Soylu için “Benim dönüş biletimdin” diyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de konuyla açıklama yapmazlarken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, iddialara sert şekilde cevap verdi. İddialarla ilgili hükümet ve yargı kanadında adeta bir sessizlik hakimken, vatandaş soruyor: “Savcılar nerede?”

Sedat Peker’e operasyon yapılamaması da “Onu CİA mı, Mossad mı, MI6 mı koruyor?” sorularını kamuoyunun gündemine soktu.

“Koruma polisimi sen vermedin mi?”

Sedat Peker, geçmişte devletin kendisine koruma tahsis ettiğini belirtti. İçişleri Bakanı Süyeman Soylu’nun kendisi hakkında “Ben onu severim” dediğini öne süren Peker, “Bu kadar kısa sürede ne değişti? Benim koruma polisimi sen vermedin mi? Dış geziye giderken bile bana koruma verilmedi mi?” sorularını sordu.

Soylu: “Gel, adalete teslim ol”

Süleyman Soylu, devam eden iddiaları için “Pislik…İftira…” nitelemeleri yaptığı sosyal medya cevabında şunları yazdı: “Aylardır bu senaryonun bu noktaya geleceğini bekliyordum. Birilerinin elinde operasyon elemanı olan mafya pisliği, yıllarca bu ülkede tehdit ve şantajla pek çok insanın canını acıttı. Devlet ve millet gibi kutsal kavramların ardına sığınarak kan emici oldu, her türlü pisliğe bulaştı. İddianı, iftiranı, her şeyin açığa çıkması için yargıya taşıyorum. Ben adalete teslimim. Sen de operasyon faresi gibi kaçma, ülkene gel adalete teslim ol.”

Hükümetin en başarılı olduğu alanın, “mafyadan bu ülkeyi kurtarmak” olduğunu belirten Soylu, “Hükümetlerimiz ve partimiz terörden uyuşturucuya kadar pek çok suç kaynağında Cumhuriyet tarihimizin en başarılı sonuçlarını üretti” ifadelerini kullandı.

Soylu’dan Ağar’a yanıt

Mehmet Ağar’ın Bodrum Yalıkavak Marinası için söylediği “Biz orada olmasak buraya mafya çökerdi” sözünü İçişleri Bakanı sert bir şekilde “Benim devletim Libya’ya ve Karabağ’a çökülmesine fırsat vermedi. Kıytırık bir marinaya mafya bozuntularının çökmesine fırsat vermez. Türkiye eski Türkiye değil” diyerek reddetti.. Bunun üzerine Ağar, “sürç-ü lisan” diyerek özür diledi.

Soylu, suç duyurusunda bulundu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, avukatı aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in yönelttiği iddialara ilişkin araştırma yapılmasını istedi. Soylu ayrıca Peker hakkında “hakaret ve iftira” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

Çelik, Soylu’nun hedef alınmasını kınadı

Sedat Peker’le ilgili konulardan biri de devletin geçmişte kendisine koruma tahsis ettiği iddiası idi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Peker’in koruma iddiasıyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Soylu’nun hedef alınmasını kınadı. Çelik’e göre” AKP rejimiyle Peker’in hiçbir bağlantısı olmadığı” gibi, kendisine “ayrıcalık” da tanınmamıştı. Çelik, “Elinde belgesi olan hemen mahkemeye versin” ifadelerini kullandı.

Bunun üzerine CHP Milletvekili Ali Mahir Başarır, Çelik’e belgeyle cevap verdi. Başarır, organize suç örgütü lideri Peker’e 2015’te Barış için Akademisyenler İnisiyatifi üyesi 1,128 akademisyene yönelik söylediği, “Oluk oluk kanlarını akıtacağız” tehditlerinden sonra koruma polisi verildiği iddialarına ilişkin emniyet yazısını paylaştı. İzmir Emniyet’inin resmi yazısına göre Antalya ve İstanbul emniyetleri Peker’i korumak için “seferberlik” ilan etmiş! İzmir Emniyet’inin yazısına göre koruma kararı İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ait.

Türkiye’de 2007 yılında “organize suç örgütü liderliğinden” hüküm giyen ve 2014’te cezaevinden tahliye edilen Peker, 2016 yılında sokağa çıkma yasaklarının ve şiddetin sona ermesi için “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi yayımlayan Barış Akademisyenlerini “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve kanlarınızla duş alacağız” sözleriyle tehdit etmişti.

Buna karşılık, Peker hakkında İstanbul Anadolu Adliyesi 20’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış, sözleri “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirilerek beraat etmişti.

“TÜRKİYE’DE HUKUK DEVAMLI YARA ALIYOR”

Yekta Güngör Özden (Hukukçu)- Ben Sedat Peker’in videolarını izlemedim. Zamanımı o tür insanların açıklamaları ile boşa harcayacak değilim. Savcıların harekete geçmemesini vazife anlayışlarına, kendi vicdani sorumluluk duygusuna bağlıyorum.

Türkiye’de hukuk devleti her gün bir yerinden yara almaktadır. Siyasetin ağ basıncı Türkiye’deki yaşam düzenini iyiden iyiye bozmuştur.  Her gün karşı karşıya geldiğimiz olaylar, bizim yaşam hakkımıza saldırı niteliğini almıştır. Bunun anlamını bir bilgiye yerleştirmekten uzak kalan insanlar gereken önlemi almamakla kusur ağırlığı içerisindedirler.

Bu tür olaylarda gereken özeni göstermemek toplumsal aydınlığımızı azalttığı gibi yaşam kıvancımızı da etkilemektedir. Ben bu tür insanların yer alacağı bir çalkantı olmaktansa insanlarımıza, çocuğuna, gencine, yaşlısına hepsine yaşam sevincini ve kıvancını duyuracak olan bilgilerin olayların yansıtılmasından yanayım.

“BİRÇOK SUÇ ÖRGÜTÜ CESARET ALIYOR”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı)-Türkiye’de hukuk devletinde yasama var, yürütme var, yargı var. Yargı tamamen bağımsız olmalı. Yargıya hiç kimse emir ve talimat veremez. Ama maalesef sistem iyi çalışmıyor. Yasamayla, yürütmeyle, yargı iç içe girmiş durumda. Yargının hem yürütmeyle hem yasamayla iç ilişkileri böyle olabilir mi? Burada isimler önemli değil. Geçmiş zamanda birçok ilişkiyi dikkate aldığınızda, siyaset, ticaret, ihale, mafya iç içeliğini göreceksiniz. Yolsuzluğun önlenmesi için hukuk devletinin gereğini yapmak zorundasınız. Çünkü hukuk devleti güvenlik ister, konulan kuralların uygulanmasını ister. Konulan kurallar anayasadır, kanunlardır, tüzüktür, yönetmeliktir. Ama bizde genelgelerle talimatlarla yürütülen, yönetilen bir pozisyon var. Bu konuda spekülasyon yapmanın hiçbir anlamı yok. Vatandaşların bunları görüp ona göre değerlendirme yapması lazım. Yasama-Yürütme-Yargı, yolsuzluğu, yoksulluğu, yasakları önlemek için var. Temiz siyaset böyle olur. Temiz yönetim böyle olur. Bizde Y’lerin sayısı arttı. Ne yasama, ne yürütme, ne yargı… Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar, yozlaşma var. Yandaşlık var. Bakıldığında bundan cesaret alan gruplar, insanlar var. Türkiye’nin suç haritasına bakın. Türkiye’de neredeyse insanların 4’te üçü borçlu, 4’te üçü davacı, davalı, sanık, tanık, müdahil. Olur mu bu? Bu Türkiye’nin iyi yönetilmediğinin çok açık seçik evrensel sonucudur. Bunun için konu ne Sedat Peker, ne Alaattin Çakıcı, ne diğerleri… Bütün bunları bir tarafa bırakın. Burada asıl iş, konuşması gerekenler konuşmuyor. Artık kimin neyi söylediğine bakılmıyor, onun yandaş olup olmadığına bakılıyor. Böyle olursa birçok suç örgütü bunlardan cesaret alır.

“MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARININ RUHLARI SIZLIYOR”

Soner Aydın (Emekli Albay) – Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk Millî Mücadelesini fiilen başlattığı 19 Mayıs’ın 102’nci yıl dönümünü kutluyoruz. Bu bayramı mutlulukla, huzurla, gururla kutlamak varken devletimizin içine düşürüldüğü durum nedeniyle bu gururu layıkıyla yaşayamamak son derece üzüntü verici, rahatsız edicidir. Sanıyorum, başta büyük önderimiz Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmak için mücadele eden, can veren, kan döken atalarımızın, milli mücadele kahramanlarımızın kemikleri sızlıyordur. Hepsinin ruhları şad olsun…

Böyle bir günde içimizdeki burukluğun nedeni Sedat Peker tarafından ortaya atılan iddialar, bu iddiaların basmakalıp ifadelerle geçiştirilmeye çalışılması ve devletimizin küçük düşürülmesidir. Eski Ticaret Bakanı hakkındaki yolsuzluk iddiası henüz ortadayken bu defa bir organize suç örgütü elebaşı tarafından; ülkemizde İçişleri Bakanlığı yapmış ve yapmakta olan devlet adamları hakkında akla sığmayacak iddialar, ithamlar gündeme getirilmiş, yıllar öncesine ait olaylar ortaya sürülmüştür. Bu iddialara cevap niteliğindeki ifadeler ve savunma çabaları toplumu ikna etmek yerine daha fazla şüphe yaratmıştır. Bir bakanın hakkındaki iddialara vereceği cevap devlet adamı ciddiyeti ve ağırlığıyla bütün toplumu ikna edici nitelikte olmalıdır. İddia sahibine hakaretler savurarak, “bu iddialardan bir tanesi bile ispatlanırsa idama bile razıyım” şeklinde beyanda bulunmak, iddialara cevap olarak görülmemiştir.

Bizim, iddiaların doğruluğunu ya da yanlışlığını ortaya çıkaracak imkânımız yoktur. Bu nedenle konuyu hukuki yönden ele almamız doğru olmayacaktır. Ama konuşulan ortamlarda gözlemlediğimiz kadarıyla insanların büyük bölümünün; Sedat Peker’in her gün bir yenisini yayımladığı video kayıtlarını dizi film gibi izlediği ve bunlara bakarak hüküm vermeye çalıştığı dikkat çekmektedir. İşin acı yanlarından birisi de budur. Geçmişte herkesin gözü önünde cereyan eden FETÖ gibi örgütlerle ilişkiler, bugün bunların inkâr edilmesi, FETÖ ordumuza kumpas kurarken verilen destek, bugün buna sessiz kalınması, 17-25 Aralık olaylarının üzerindeki sis perdesi, Reza Zarrab gibilerin bakanlarla ilişkisi, Sedat Peker’in yurt çapında mitingler tertiplemesi ve meydanları doldurması… Alkışlanması…  gibi benzer tecrübeler devlet adamlarına güveni zayıflatmıştır. Geldiğimiz noktada önümüze konulanlara “acaba?” diye bakılmasına şaşırmamak gerekir.

Bence öyle görünüyor ki; Sedat Peker’in bu kurguyu tek başına yapması mümkün değildir. Devlet adamlarının vaktiyle nedenini bilemediğimiz bir şekilde birileriyle bir ilişki geliştirmiş ve bunu yaparken özensiz davranarak açık vermiş olmaları muhtemeldir. Birileri de bu açıkları belgelemiş, arşivlemiş ve çıkarların çatıştığı aşamada Sedat Peker’in düğmesine basarak servise sokmuş gibi görünmektedir. Uluslararası ilişkilerimizin son derece zayıf olduğu bu dönemde bu işin içinde yabancı servislerin olması olasılığı da kuvvetle muhtemeldir.

Bu hafife alınacak bir olay değildir. Şimdi yapılması gereken İçişleri Bakanı’nın istifa etmesi ya da görevden alınması, yargının devreye girmesi, Sedat Peker’in güvenlik içinde mutlaka ülkeye getirilmesi, sorgulanması ve bütün iddiaların en küçük ayrıntısına kadar incelenmesidir. Bu şekilde bir yol izlendiğinde devletin itibarı koruncak, devlete güven duygusu yeniden tesis edilecektir. Devletin bütün işlemleri kayıt altına alınmaktadır. Eğer Sedat Peker’le görev gereği bir ilişki kurulmuşsa kayıt altına alınmış olması, yasa dışı bir ilişki varsa devletin istihbarat birimleri tarafından tespit edilerek kayıtlara geçirilmiş olması gerekmektedir.  Bu nedenle iddiaların doğru ya da yanlış tarafları kolayca ortaya çıkarılacaktır. İddiaların asılsız olduğu ispatlanırsa itham edilenler aklanacak ve halkımızın karşısına açık alınla tekrar çıkacaklardır. Bu; “yargı, bir mafya babasının iddialarına göre mi hareket edecek?” denilerek geçiştirilecek bir olay değildir. Korunması gereken şahıslar değil, devlet yapısı, devletin güven ve itibarı olmalıdır. Devlet iddiaların altında kalmamalı, devletin gücü dosta-düşmana tereddütsüz gösterilebilmelidir. Bunun için de gerekirse şahıslar feda edilmelidir. Vatanımız için mücadele eden şehit ve gazilerimizin canlarını, kanlarını, uzuvlarını feda ettikleri düşünüldüğünde -varsa- ödenecek bedel çok daha hafif kalacaktır.