Bu kaçıncı “kur” depremi; Merkez Bankası ne yapsın?

Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türk Lirası’ndaki değer kaybı ve enflasyon artışı durdurulamıyor. Döviz kuru Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkez Bankası’na dair yaptığı açıklamalar kurda rekor dalgalanmalara neden oldu. TÜİK’in açıkladığı büyüme oranı ise yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve artan yoksulluk ortamında şaşırtıcı bulunuyor. Doğal Gaza, Elektriğe gene zam, Tüketici Güven Endeksi düştükçe düşüyor. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı. İşte uzman görüşleri…

Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz günlük yaşamı olumsuz etkilerken, son günlerde ekonomiden kaynaklı üst üste intihar olayları da yaşanıyor.  Türkiye ekonomisinde en temel sorunun politika belirsizliği olduğuna dikkat çekmen uzmanlar, bu kırılganlık unsurunun tüm sorunları da ağırlaştırdığına dikkat çekiyor. Yüksek faiz, yüksek döviz, yüksek işsizlik ve yüksek enflasyon kıskacına sıkışan ekonomi 2021’in ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüdü. Ancak ekonomideki büyüme sokağa yansımıyor. Son bir yılda işsizlik ve yoksulluk rekor seviyelere çıktı, vatandaşın cebi giderek küçüldü. Uzmanlar, yüzde 7 büyümesi şaşırtıcı buluyor.

Türk Lirası, Mart ortasından 1 Haziran’a kadar Dolar karşısında yaklaşık yüzde 15, döviz krizinin ekonomiyi kasıp kavurmaya başladığı 2018’in başından bu yana yaklaşık yüzde 55 değer kaybetti. Liranın bu kadar zayıf olmasının sebebi, doların güçlenmesi değil, tam tersine dolar diğer rezerv paralar karşısında değer kaybediyor. Türk lirasındaki zayıflığın sebebi, ülke ekonomisi ve para politikasındaki zayıflıktan kaynaklanıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bağımsızlığına müdahale sebeplerin başında geliyor.

Erdoğan konuştu döviz fırladı

Bağımsız olmadığı tartışmalarının hedefinde olan TCMB’ye müdahale edildiği yönünde en net itiraf Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, katıldığı TRT canlı yayınında “Bugün Merkez Bankası başkanımla görüştüm. Faizleri düşürmemiz şart, faiz yükünü düşürmemiz lazım. Faizleri düşürmemiz şart. Temmuz ağustos buraları bulacağız ki faiz düşmeye başlasın. Faiz yükünü biz yatırımların üzerinden kaldırırsak, maliyetlerin üzerinden kaldırırsak, ondan sonra maliyet enflasyonunu tetikleyen faiz olduğu için orada da bir rahatlama dönemine girmiş olacağız. Bütün mesele maliyet enflasyonundan faiz yükünü kaldırmaktır” diye konuştu. Erdoğan’ın Merkez Bankası’na müdahale ettiğini itirafının ardından 8,50 seviyesindeki dolar, gece yarısı 8,78 sınırını da aştı, euro 10,70’i geçti. Dolar/TL böylece tüm zamanların rekorunu kırdı. Dövizdeki bu artış halkın alım gücünü düşürürken, dövizi olanlar ise zenginliklerine zenginlik kattı.

Erdoğan’ın Merkez Bankası açıklamalarına tepkiler geldi. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından, “Daha cümle tamamlanmadan Türk lirası değer kaybetmeye başladı. Çağrımı yineliyorum:  Sayın Erdoğan, uğraşmayın Merkez Bankası’na telefon açmakla, getir-götür atamalarla. Hemen şimdi tek imzayla atayın kendinizi Merkez Bankası Başkanlığına, indirin faizi.” paylaşımında bulundu.

Sosyal medya hesabından Erdoğan’ın açıklamaları sonrası dolardaki yükselişe dikkat çeken ekonomist Mahfi Eğilmez de, “Nedenle sonucu karıştırmaya devam ettiğimiz, riskleri düşürecek yerde faizi düşürmeyi hedef aldığımız sürece TL değer kaybetmeye devam eder” açıklaması yaptı.

Dolar artıyor, halk fakirleşiyor

Erdoğan’ın faiz indirimi açıklaması sonrası dolardan yeni rekor geldi. Daha önce 8.61 ile rekor kıran dolar, bu rakamı 8,78 seviyelerine kadar taşıdı. Türkiye’nin brüt ve net dış borç stokunun 450 milyar lirayı aşarken, dolardaki 28 kuruşluk artışın halka faturası ise yaklaşık 140 milyar lira oldu. Merkez Bankası’ndaki 128 milyar doların buharlaştığı ve rezervlerin eksi 60 milyar liraya ulaştığı bir dönemde dövizdeki artış halkın alım gücünü daha da düşürdü.

Büyüme şaşırtıcı bulunuyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüdü. Ekonomi, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 5,9, yılın tamamında yüzde 1,8 büyümüştü. Verilere göre, sanayi sektörü yüzde 11.7, imalat sanayi sektörü yüzde 12,2, hizmetler sektörü ise yüzde 5.9 büyüdü. İlk çeyrekte devletin tüketim harcamaları yüzde 1.3, yatırımlar ise yüzde 11.4 oranında arttı. Mal ve hizmet ihracatı, 2021 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 3,3 artarken ithalatı yüzde 1,1 azaldı. Sektörlere bakıldığında tarım sektörünün 2021 yılı ilk çeyreğinde yüzde 7,5 büyüdüğü izlendi. Geçen yılın son çeyreğinde yüzde 12,5 daralan inşaat sektörü bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,8’lik büyümeyle pozitif tarafa geçti. Hizmetler sektöründe devam eden coronavirüs salgınının etkileri hissedilmeye devam etti. Sektörün büyümesi yüzde 5,9 olarak kaydedildi.

TÜİK’e göre enflasyon hız kesti

TÜİK, Mayıs ayına ilişkin enflasyon verilerini açıkladı. Enflasyon piyasa beklentilerinin altında geldi. TÜİK’e göre TÜFE, 2021 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,89, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 6,39, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 16,59 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 14,13 arttı. ENAG Grup ise Mayıs ayı enflasyon verisini yüzde 3,94 olarak açıkladı. ENAG’a göre  ocak – mayıs enflasyonu yüzde 16,10.

Büyüme sokağa yansıyor mu?

Türkiye, pandemi yılı olan 2020’de yüzde 1,8 büyüyerek G-20 ülkeleri arasında Çin’den sonra 2020’yi büyüme ile tamamlayan ikinci ülke olmuştu. Ancak ekonomi büyürken, aynı dönemde yoksulluk ve işsizlik de tarihi seviyelere ulaşmıştı. Son bir yılda giderek artan enflasyon ise toplumun geniş kesimlerinde gelir kaybına neden oldu. Resmi verilere göre, tüketici enflasyonu son bir yılda yüzde 11 seviyesinden yüzde 17’ye geldi. Bağımsız kuruluşlar ise sokakta hissedilen enflasyonun yüzde 30’u aştığını dile getiriyor.

Dünya Bankası’nın Nisan sonunda yayınladığı Türkiye Ekonomik İzleme Raporu’na göre ise Türkiye’de son iki yılda kur krizi ve pandemi nedeniyle mutlak yoksul sayısı 3,2 milyon kişi artarak 10 milyon 171 kişiye yükseldi. Böylelikle, 2018’de nüfusa oranla yüzde 8,5 olan mutlak yoksul sayısı, 2020’de yüzde 12,2’ye çıktı. Dünya Bankası, kişi başı günlük tüketimi 5,5 dolar seviyesinin altında olan kişileri “mutlak yoksul” olarak tanımlıyor.

Kahveci: ‘Büyüme gerçek olamaz’

Karar yazarı ekonomist Prof. Dr. İbrahim Kahveci’ye göre, açıklanan büyüme oranı “gerçek olamaz.” Köşesinde konuyu değerlendiren Kahveci “Sorunu tespit edemezseniz çözüm bulabilir misiniz? Zaten ülkemizin şu anda en temel sorunlarından birisi de “sorumluluk üstlenmemek” değil mi?” diye soruyor ve özetle şöyle diyor: “Ülkemizin 2021 yılı ilk üç aylık ekonomik değeri olan GSYH tutarı açıklandı. Geçen yılın ilk üç ayında 1 trilyon 074 milyar lira olan ekonomik gelirimiz, bu yılın aynı döneminde 1 trilyon 386 milyar liraya yükselmiş. Enflasyondan arındırılmamış gelir artışımız yüzde 29,14 iken enflasyondan arındırılmış gelir artışımız yüzde 7,01 oldu. Görüntüde gayet memnun edici bir büyüme. Ama maalesef gerçek bu değil. Bakın 2018 yılından sonra enflasyon verileri üzerinde sürekli tartışma yaşıyoruz. Gerçek enflasyon nedir? Gerçek enflasyonu bulamadığımızda gerçek gelir artışını da bulamayız. O yüzden gerçek enflasyonu ısrarla sormalıyız.”

Aktaş: ‘Büyümeye bakın; maşallah, maşallah!’

Dünya yazarı Alaattin Aktaş da büyüme verisine şüpheli bakanlardan. Konuyu köşesinde değerlendiren Aktaş, “Eğer işsizliğin tırmanıp gittiğini dikkate almazsak… Eğer vatandaşın refahında geçen yıla göre değil iyileşme, çok olumsuz bir seyir olduğunu göz ardı edersek… Eğer özellikle küçük işletmelerin sıkıntısını görmez; hele hele esnafın ne halde olduğuna hiç bakmazsak… Bu orana ve bu oranın gerçekleşmesini sağlayanlara şapka çıkarılır” dedi.

“Ama şunu da sormak gerekmez mi?” diye devam eden Aktaş, özetle şu değerlendirmeyi yapıyor: “Madem ekonomi şahlandı gidiyor, yüzde 7 büyüdük; ne diye pandemi yardımları gündeme getiriliyor; adil dağıtıldığı ve yeterli olup olmadığı bir yana, ekonomi bu kadar iyiyse bu yardımlara ne gerek var? Geçen yıl ilk çeyrekte yüzde 4.5 büyümüştük, bu yıl da onun üstüne bir yüzde 7 daha… Ve geçenlerde de söylediğimiz gibi asıl büyüme ilk çeyrekteki yüzde 7 değil. İkinci çeyrekte yüzde 20’li, hatta daha nokta bir tahmin yaparsak yüzde 25 gibi bir büyüme bizi bekliyor. Asıl kutlamalar o zaman. Tarihini de verelim; 1 Eylül 2021, Çarşamba, saat 10.00.”

Tüketici güveni son 11 yılın en kötüsü

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı verilere göre mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 3,6 oranında azaldı. Nisan ayında endeks 80,2 olarak kaydedilmişti. Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 3,75 gerileyerek 55,20 değerini aldı. İzlenen bu seviye 2010 Ocak ayında başlayan endeksin en düşük değeri olarak kayıtlara geçerek son 11 yılın dibini gördü.

Doğalgaza yine zam geldi

Doğalgazda konut ve sanayi abone gruplarının tarifelerinde yüzde 1, elektrik üretim amaçlı santrallerin tarifesinde ise yüzde 5 zam yapıldı. BOTAŞ yayımladığı tarifeye göre, doğalgaz fiyatı Ocak ayından bu yana altıncı defa artmış oldu.

“AÇLIK RİSKİ DE OLUŞTU”

Esfender Korkmaz(Prof. Dr.) – İstikrarlı bir ekonomide zam kararları fiyatlar genel seviyesini artan maliyet kadar bir defa artırır. Bu enflasyon değildir. İstikrarın bozuk olduğu, politikasızlığın hâkim olduğu bizim gibi kırılgan ekonomilerde ise, her zam enflasyon için bir fırsat penceresi oluşturur.

Akaryakıtta vergilerin artırılmasının nedeni, Cumhurbaşkanın esnafa maddi destek kararıdır. Normal olarak bu gibi destekler bütçeden yapılır. Bütçe açıkları da borçlanma ile kapatılır. Bizimkiler hem destek verelim, hem bütçe açık vermesin derken, daha büyük yanlış yaptılar. Çünkü akaryakıt zamlarının enflasyona etkisi bütçe açığından daha büyük olacaktır. Kaldı ki iç borçlanma senetlerinde reel faiz eksidir.

Dahası da var… Zaten araçlar üstündeki vergiler de geçen sene  artırılmıştı. Kur artışları da üstüne gelince, Türkiye’de yeni araç satışı düşmüştü. Dünyanın en pahalı paralı yollarında zaten geçiş şansımız kalmadı. Akaryakıt alamayacak duruma geldiğimiz için bundan sonra sokaklarda yalnızca partizanların alabileceği ultra lüks arabalar göreceğiz. Normal araba göremeyiz. Türkiye, Küba gibi antika araba cenneti olacaktır.

Halkın morali çok bozuldu. Ciddi ciddi aç kalmak riskimiz var. Bir kişilik pizzanın ortalama fiyatı 45 liradır. Pirzolanın fiyatı 150-200 liraya çıktı. Tüketici panik yaşıyor. Bu paniği de TÜİK’in açıkladığı Tüketici Güven Endeksinden görebiliyoruz.

* 2004 yılından beri Mayıs ayında Tüketici Güven Endeksinin en düşük olduğu yıllar; 2019 yılı ve bu yıl oldu. Bu endekste 100 altı güvensizliği gösteriyor. 2020 Mayıs’ında 82,7 olan endeks bu sene Mayıs’ta 77,3’e geriledi.

* Endekste tüketici geçen seneye göre bu sene ekonominin çok kötüye gittiğini söylüyor. Bu sorunun geçen sene Mayıs ayında 82,7 olan endeks değeri bu sene Mayıs’ta yüzde 77,3’e geriledi.

* Yine tüketici, kendi maddi durumunun da bozulduğunu söylüyor. Geçen sene 77,4 olan endeks değeri bu sene 62,6’ya geriledi.

* Aynı şekilde, bir yıl sonrası için de ekonominin kötüye gideceğini ve kendi maddi durumunun da bozulacağını düşünüyor.

İşçi ve memur, ikili mengenede sıkıştı kaldı; işsizlik artıyor ve çalışanın satın alma gücü düşüyor.

Çalışmak isteyenler iş bulamıyor. Halen 8,5 milyon insan işsizdir. Pandemi sonrası fiilen işsiz sayısı on milyonu geçer.

Maaş ve ücretlere yapılan enflasyon zamları, mutfak enflasyonunun altında kalıyor. TÜFE sepetinde en fazla gıda fiyatları artıyor. TÜİK harcama sepeti içinde gıda payını yüzde 26 dolayına gösteriyor. Oysa ki işçi ve memurun gıda harcamalarının harcama sepeti içinde payı yüzde 40 ve daha fazladır. Bu durumda ortalama TÜFE’ye göre yapılan maaş ve ücret zamları nedeni ile işçi ve memurun her yıl satın alma gücü düştü. TÜİK’in geçinme endeksi hazırlaması gerekiyor.

Halkın açlığını, ezan sesinin desibelini artırarak, beka meselesi gibi gerçek olmayan algılar yaratarak, inanç istismarı yaparak, korku salarak hiçbir iktidar bastıramaz.

Bu göçükten çıkışımız bu düzenin değişmesi ile olur. (Yeniçağ)