Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Murat Kışlalı; “Erdoğan – Biden görüşmesi, alışveriş görüşmesi olacak”

Gazeteci Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında olan konularla ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, Sedat Peker’in videolarında dile getirdiği konularla ilgili iktidar kanadında yaşanan “derin sessizlik”, siyaseti, medyayı, yargıyı da içine alan bu iddiaların “kişisel olanların bile” cevapsız kalması, “Devlet sırrı” ile “Müşteri sırrı” savunmaları, Biden – Erdoğan görüşmesi, HDP’nin kapatılması için yeniden dava açılması konularında açıklamalarda bulundu.  İşte görüşleri…

GÖZLEM – Sedat Peker’in “yayılan ve yukarıya doğru yönelen” videolu iddialarına karşı “derin bir sessizlik” var; sizce neden?

K – Bir defa videolarda yalan olmadığı anlaşılıyor. Belki belirsizlik var, keskinlik yok, ayrıntılı olmayan noktalar var. Ancak ifade edilen kadarının, ifade edildiği şekliyle “yalan olmadığı” anlaşılıyor. Bunun en büyük kanıtı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alacak kadar yukarılara ulaşan iddialara en başta Erdoğan olmak üzere konunun taraflarından yanıt gelmiyor olması. Örneğin kara para akladığı iddia edilen Sezgin Baran Korkmaz’a, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından “alacağı olan bir 45 milyon doları unutması” söylenirken “Yukarının haberi var” denilerek Erdoğan’ın kastedilmiş olduğuyla ilgili iddia. Soylu hakikaten bunu söyledi mi? Ne Erdoğan, ne de Soylu çıkıp böyle bir şey olmadı demiyor. Onun yerine her zaman olduğu gibi bu iddiaları gündemde tutan muhalefeti suçlayıp, gündemi değiştirmeye çalışıyorlar. Sessizliğin bir diğer önemli nedeninin de iddiaların hedeflerinde olanların “sessizlik kabulden gelir” özdeyişindeki gibi bir durumda kalmış olmaları olduğu anlaşılıyor. En azından bu sessizliğin altında “bir karşılık vermeyeyim ki devamı gelmesin” kaygısı ve/veya olası bir operasyon ya da uzlaşma için zaman kazanma çabası yatıyor olabilir. Her şekilde ilk videonun yayımlandığı 2 Mayıs’tan bu yana geçen zamanda iddiaların bu şekliyle en azından “yalan olmadığı”, iddialara karşın hâlâ açık bir kapı ve pazarlık ortamının bulunduğu ve “daha kötüsünün gelebileceği” ihtimalinin yüksek olduğu bir tablo ortaya çıkıyor.

GÖZLEM – Siyaseti, medyayı, yargıyı da içine alan bu iddiaların “kişisel olanların bile” cevapsız kalması, ne anlama geliyor?

K – En azından kayda değer ölçüde gerçeği yansıttığını, yalan olmadıklarını ve iddia sahibinin bunların da ötesine geçecek iddialara sahip olduğunun iddiaların hedefindekiler tarafından öngörüldüğünü gösteriyor. Zaten Sedat Peker’in kendisi de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile hellalleşeceğini ifade ettiği videoyu hafta başında Erdoğan ile ABD Başkanı Biden’in görüşmesi sonrası yayınlayacağını ifade etmişti. 2 Mayıs’taki ilk videosunda da anlatacaklarını tek bir videoya sığdıramayacağını, yaklaşık 9-10 videodan sonra “normal hayatına” döneceğini ifade etmişti. Şu ana kadar 10 video yayınladı. Buradan, eğer o zamana kadar bir uzlaşıya varamazlarsa veya başka bir gelişme olmazsa, yayınlayacağı son videonun söylediği üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan‘a yöneteceği sonucunu çıkarıyorum.

GÖZLEM – “Devlet sırrı” ile “Müşteri sırrı” savunmaları konusunda görüşünüz?

K – AKP iktidarında, özellikle yeni geçilen Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ülke yönetiminde şeffaflığın gittikçe ortadan kalktığını görmemeye imkân yok. Sedat Peker’in iddialarında yer alan “sorunlu” uygulamaların cinayetler, dövdürmeler, saldırılar gibi “siyaset ile ilgili” ayağının “devlet sırrı”, Ziraat Bankası tarafından Demirören grubuna Doğan grubuna ait medya kuruluşlarının satın alınması amacıyla verilip geri ödenmeyen kredide olduğu gibi maddi taraflarının da “ticari sır” adı altında kamuoyundan gizlenme çabası içine girildiği anlaşılıyor. Buna karşın öte yandan, kamuoyunun iktidara yönelik inancının da, özellikle ekonomik başarısızlığın etkisiyle ciddi biçimde azaldığı görülüyor. Konda’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır yaptıkları kamuoyu araştırmalarıyla ilgili değerlendirmesi çok çarpıcı. 1 Kasım 2015 seçimlerinde 100 seçmenden 90’ının sandığa gittiğini, 90 kişiden de 45’inin AKP’ye oy verdiğini söyleyen Ağırdır araştırma sonuçlarını şöyle yorumluyor: “O 45 kişinin 36-37 kişisi Ak Parti’nin çekirdek seçmeni. 8’i de sempatizan seçmeniydi. Bu 36-37 çekirdek seçmenin 22-23 aralığına kadar gerilemiş olduğunu tespit ediyoruz. … 1 Kasım 2015 seçimlerindeki oyunu esas alarak neredeyse yarıya yakını olduğunu görüyoruz. … Ne kadarı Peker videolarıdır, ne kadarı gerçek hayatın enflasyonu, sağlık riski gibi şeylerdir, tartışma konusu…” Aslında Sedat Peker videolarının halkın hayatında hissettiği bozulmaya bir yüz verdiği, kötü yönetimi elle tutulur, anlaşılır hale getiren bir etki yarattığı anlaşılıyor.

GÖZLEM – Biden – Erdoğan görüşmesi ve sonuçları konusundaki görüşünüz; “buz gibi olan” soğukluk Türkiye lehine yumuşayabilir mi?

K – İki yönetim arasındaki en büyük sorun Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S – 400 Savunma sistemi. Bu konuda Erdoğan’ın tam anlamıyla köşeye sıkıştığı için en sonunda Biden’in istediği noktaya geleceği anlaşılıyor. ABD’nin son geldiği nokta S – 400’lerin işletmeye sokulmaması ve bunun denetiminin ABD uzmanlarınca yapılması. Türkiye açısından son derece “küçük düşürücü” adeta bir manda yönetiminde, kaybedilen büyük bir savaştan sonra bağımlı bir ilişkide görülecek bir istek. Ancak bunun veya buna yakın bir düzenlemenin iktidarca kabul edileceğini öngörmek yanlış olmaz. Ayrıca Doğu Akdeniz’de de Türkiye’nin haklarından vazgeçme eğiliminde olduğu karşı tarafın verdiği “memnuniyet” demeçlerinden belli. ABD ve Batı dünyası her şekliyle Türkiye’deki iktidarın “kolunu büktüğü” bir politika izliyor ve iktidarın buna karşı, köşeye sıkışmışlığı nedeniyle Rusya ve hatta Çin kartını ortaya sürmesi mümkün olmadığından, boyun eğdiği anlaşılıyor. Erdoğan – Biden arasında ve sonrasında da, ABD’nin istediği ödünlerin verilip, karşılığında iç siyasete malzeme yapılacak göstermelik kazanımların alınacağı bir alış-veriş veya “veriş-daha az veriş” görüşmesi yaşanacağı anlaşılıyor. Örneğin “Afganistan’daki hava alanında kalmak için Türkiye’nin istediklerinin alındığı” açıklanacak ancak baştan Türkiye’nin niye burada olduğu tartışılmayacak. Türkiye’nin en önem verdiği Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin PYD/YPG yapılanmasını güçlendirmeye devam etmesi ile ilgili sıkıntılarda ise elle tutulur bir gelişme yaşanmayacak.

GÖZLEM – HDP’nin kapatılması ile ilgili yeni gelişmeler konusunda görüşünüz?

K – Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianameyi, kapatmayı ısrarla isteyen MHP’nin olağan kongresinden bir gün önce 17 Mart 2021’de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) göndermişti. AYM 19 Mart’ta iddianame için raportör görevlendirmiş, bu raportörün belirlediği “usul eksiklikleri” nedeniyle de iddianameyi “oybirliği ile” 31 Mart’ta Yargıtay’a iade etmişti. AYM’nin 15 Nisan’da yayımladığı iade gerekçesinde “ ‘devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlere’ açıkça yer verilmediği, devam eden soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulmasının değerlendirme yapılmasını imkânsız kıldığı” kaydedilmişti. Şimdi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin bu iddiayı, katılmadığı usul eksikliklerini tamamlayarak yeniden AYM’ye gönderdi. Ancak AYM’nin gerekçesinde yer alan eksiklikleri tatmin edici bir şekilde gidermiş olma olasılığı bana düşük gözüküyor. Çünkü ilk seferde açıkça belirtmediği “aykırı eylemleri” bu sefer belirtse bile, iddianamede henüz sonuçlanmayan, karar verilmemiş, devam eden soruşturma ve kovuşturmalara yer verilemeyecek olması, HDP’nin kapatılmasını “hukuken imkânsız” hale getirecek gibi gözüküyor. Üstelik AYM’nin davaya yine ilk baştaki “usul eksiklikleri”ni tespit eden raportörü vermesi, aynı konuların tekrar “eksiklik” olarak gündeme gelebileceğini gösteriyor. Buna karşın AYM kararını hukuken değil de siyaseten verir de “kapatma” hükmü alırsa, HDP’nin kendisini feshedip yeniden kurarak, bu iddianamede siyasi yasak getirilmesi istenen 600’ü aşkın siyasetçiyi ve partiyi bu davadan kurtarabilir. Çünkü Anayasa’da yapılan bir değişiklikle haklarında kapatma davası açılan partiler kendisini feshederse, bu partiler ve bu partilerin siyasetçileri hakkındaki iddialar düşmüş sayılıyor.

GÖZLEM – Kamuoyu araştırmaları, “inanılırlık” bakımından “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun ‘enflasyon rakamlarının’ yüzde 6, ‘Sedat Peker’in iddialarının’ yüzde 69 oranını” ortaya koydu, ne diyorsunuz?

K – Enflasyon rakamları için yüksek, Sedat Peker için düşük bir sonuç çıkmış. Gerçek rakamın enflasyonda daha düşük çıkması, Sedat Peker videoları için ise daha yüksek olması gerekirdi. Enflasyonu herkes cebinde yaşıyor. Enflasyonu düşük gösterme çabasının, Cumhurbaşkanı’nın “ekonominin düzelmesi için faizlerin düşürülmesi gerektiği” yolundaki kuramını desteklemede kullanılmak istendiğini de konuyu biraz yakından takip edenler de anlıyor. Öte yandan Sedat Peker’in hangi iddialarına hükümet cephesinden kim “yalandır” diye karşı çıkmış ki, inanılırlık seviyesi bu kadar düşük çıksın. Daha ziyade bu iddiaları çarpıtıp konuyu değiştirmeye yönelik bölük börçük bir çaba var.

GÖZLEM – Hemen hemen her gün çift, üç, dört, beş maaşlı kamu görevlileri isim isim ortaya çıkmaya başladı, toplam maaş rakamlarıyla beraber. Bu işler için ülkede “ehil” adam mı yok, ne düşünüyorsunuz?

K – İktidarı ekonomi ve Sedat Peker videoları kadar sarsan bir başka konu varsa, o da esasen konularının ehli olmadığı anlaşılan bu kişilere birden fazla maaş verilmesine ilişkin uygulamalardır. Çünkü, iktidara yakın kişilerin aldığı bu “seri maaşlar”ın ve bu şekilde oluşturulan düzenin, ailesi içinde maaş alan bir kişi olduğunda kendini şanslı hisseden normal vatandaşı son derece rahatsız etmemesi mümkün değil. Ayrıca her gün yeni yeni örnekleri ortaya dökülen bu tür uygulamalar, AKP seçmenlerini ve sempatizanlarını da partilerini savunmada sıkıntıya sokuyor. Ekonomi iyi gidiyor olsaydı bunlar, önceki dönemlerde de gördüğümüz gibi bu kadar rahatsızlık yaratmazdı. Ancak bugünkü durumda damlaların birikmeye başladığı görülüyor. Üstelik bu konunun sadece sade vatandaşı değil, AKP’ye bel bağlayanları da rahatsız ettiği anlaşılıyor. Bu bağlamda geçen hafta içinde Devlet Bahçeli’den “Siyasi Etik Yasası çıkarılmasına ilişkin” bir çıkış geldi. Bu düzenleme, Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında istediği, siyasetçilerin, kamu görevlilerinin mal varlıklarının yakından takibini gerektiren ve görevden alınmasında çok büyük rolü olan bir düzenlemeye benziyorsa durum çok ilginç demektir. Erdoğan, o zamanki düzenleme isteğiyle ilgili “Göreve getirecek il başkanı bile bulamayız” demişti. Demek ki, Bahçeli, bu tür yolsuzluk ve usulsüzlüklerle ilgili toplumda oluşan tepkinin AKP ya da Cumhur İttifakı seçmen kitlesinde yarattığı erozyonun farkında.