Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türk-Yunan aşı anlaşması ne getirir, ne götürür?

Dışişleri Bakanımız bu hafta sonu Yunanistan’ı ziyaret etti. İki bakan tarafından düzenlenen ortak basın toplantısında Covid-19 aşı sertifikalarının karşılıklı olarak tanınması hususunda anlaşmaya varıldığı açıklandı. Hem Sayın Çavuşoğlu ve hem de Sayın Dendias, bu anlaşmanın iki ülke turizmine ivme kazandıracağını ifade ettiler.

Peki, şu an iki ülke arasında adeta pek çok anlaşmazlıklar masada iken bu karar kimin daha çok işine yarar?

Yapılan bu anlaşma ve alınan karar, Türk turizmcilerini çok üzmüştür. Çünkü bunun anlamı, Türk insanını adeta akın halinde Yunan adalarına tatile gitmesi durumunu yeniden gündeme taşımış olmasıdır.

Ege ve diğer bölgelerdeki Türk turizmcileri, söz konusu kararın iç pazarın yerli turisti üzerinde büyük ölçüde etkili olabileceğini belirtiyorlar.

Bu anlaşma, bu yaz sezonunda Türkiye’ye hiçbir fayda sağlamayacaktır. Anlaşmanın kendi açısından karlı olacağının farkında olan Yunanistan, iki ülke arasındaki bütün siyasi ve ekonomik sorunları adeta unutarak ‘Evet’ imzasını basmıştır.

Mevcut durumu değerlendirirken son iki senede yoğunlaşan ihtilaflardan evvel, pandemi öncesinde iki ülke arasındaki turist trafiğinin ayrıntılarına göz atmamız gerekir.

2019 yılında Türkiye’den Yunanistan’a, 570 bini Batı Trakya bölgesine ve 520 bini de adalara olmak üzere toplam yaklaşık 1 milyon 90 bin turist gitmiştir.

Aynı dönemde Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen ziyaretçi sayısı ise sadece 686 bin 890’dır.

Pandemide Yunanistan sınırlarını kapatınca bu trafik durmuş, durumdan en olumsuz etkilenen kesim ise Yunan adalarındaki esnaf ve işletmeler olmuştur. Kuzey Ege’den güneydeki Dedokanez adalarına (12 Adalar) kadar Ege Denizi’nin dört bir yanındaki adaların halkları, hep bir ağızdan hükümetlerine feryat etmişlerdir. Atina hükümeti bu feryatlara bir miktar ekonomik destek ile karşılık verse de bu destek, tatmin edici olmaktan uzak kalmıştır.

Bunun nedeni ise, Türk turistinin kişi başı bıraktığı dövizin adalara diğer ülkelerden gelen turistlere oranla kat kat fazla olmasıdır.

Yunanistan ile aramızda adeta savaş durumu varken bu anlaşma yürürlüğe girerse Türk yerli turistinin adalara akışı maalesef gündeme gelecek. Bu şekilde Türkiye içinde tatillerini geçirecek olan yerli turistin aşağı yukarı yüzde 50’sinin Yunan adalarına gideceği aşikardır.

Şu da bir gerçektir ki Yunan adalarındaki halk ve işletmeler, turizm sezonlarında elde ettikleri gelirlerin en hayati bölümünü Türk ziyaretçilerden kazanmaktadırlar. Bu anlamda Ege Bölgesi ağırlıklı olarak Türk turizminin iç turizm trafiğinde önemli bir kayıp yaşanacağın beklemek yanlış olmaz.

Burada kazan-kazan mantığına dayalı bir ilişkinin söz konusu olabilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yeni bir strateji ve tanıtım atağını Yunanistan pazarı nezdinde gündeme getirmesi gerekiyor. Bakanlığın ve Sayın Ersoy’un sektör ile çok acil olarak bir araya gelmesi ve bir denge stratejisini masaya koyması şarttır.

Evet, sonuç olarak pandemi nedeniyle AB ülkelerinin pek çoğu, aşı sıkıntısı ve vaka sayıları gibi nedenlerle Türkiye’den gelen ziyaretçilere kapılarını kapatırken Yunanistan’ın açması karşısında, bizim dengeyi sağlayacak bir strateji geliştirmemiz elzemdir.

Aksi halde sezonun sonunda kimin kazandığı ve kimin kaybettiği açık biçimde görülecektir. Lütfen bu konu hem kazanç ve hem de siyaset ekseninde bir sıkıntıya yol açmasın.

Dikkat; sektör burnundan soluyor ve çok endişeli, bilesiniz.