Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

“İktidar, CHP’den çok, İYİ Parti’den korkuyor!…”

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündemindeki önemli olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İYİ Parti Lideri Meral Akşener’e yönelik açıklamaları, organize suç örgütü elebaşısı Sedat Peker’in videolarıyla ilgili gelişmeler, Düzce Akçakoca Müftüsü, Cuma Namazı vaazında “Filistin olayları ve Yahudiler” konusuna değinerek Selanik göçmenleri hakkında açıklamalarda bulundu.  İşte görüşleri…

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan, İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in Rize ziyaretindeki olaylarla ilgili olarak “Gelin hanım beni Netanyahu’ya benzetiyor oradan da memleketime gidiyor. Orada gayet güzel bir ders veriliyor. Sen kalkıp da Rize’nin uşağına bu şekilde hakaret edersen yapılacak olan budur. Dua et ki gelin hanıma çok ileri gitmeden bir ders verdiler. Bu da Rizelinin edebini adabını gösterir. Trabzon’a da gittin ama meydana çıkamadan havaalanına gitti. Bu daha bir. Daha neler olacak neler! Bunlar daha iyi günler. Bu ülkede ahde vefa diye bir şey var. Ahde vefa olmazsa bu millet affetmez” dedi. Görüşünüz?..

K – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafta içindeki konuşmasının bana göre gösterdiği üç ayrı olgu var. Birincisi, bu ifadelerden Rize’deki olayların bir “tesadüf” veya “doğaçlama” olmadığı ancak önceden planlandığı, organize edildiği anlaşılıyor. Bu zaten Akşener gelmeden bazı pankartların asılmasından ve İşkencederesi’ne yönelik önlemlerden belliydi. İkincisi iktidarın CHP’den çok İyi Parti’den korktuğunu anlıyorum. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, sürekli halk arasında dolaşarak, söylemini basit ve hedefe odaklı tutarak ve kendi doğal, samimi, abartısız çekimiyle halk arasında ciddi biçimde karşılık buluyor. Alternatif lider seçeneği oluşturuyor. Aslında Akşener’in, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye verdiği “Rize’ye gitmem provokasyonmuş. Neymiş efendim? Esnaf gezmeyecekmişim. Bak sen hele… Sayın Bahçeli, ben gezmezsem kim gezecek muhterem? Büyük ortağın Saray’dan çıkmıyor, ortada yok. Sen zaten hiç yoksun. … En son ne zaman esnaf ziyareti yaptın, çiftçinin elini sıktın, işsize iş buldun, milletin derdini merak ettin?” yanıtı durumu güzel özetliyor. Akşener tam bu nedenle de iktidarın hedefi oluyor. Ancak iktidar aynı zamanda Akşener’den bir “mağdur kahraman” yarattığının ne derece farkında bilemiyorum. Yoksa artık bunu umursamayacak kadar çaresiz mi kalmış durumda? Üçüncüsü Erdoğan’ın Akşener’e dönük çok yüksek perdeden yaptığı tehdit ve çıkışın aslında konuşmasındaki diğer unsurları, yani Soylu ve Yıldırım savunmalarını ve dolayısıyla Sedat Peker’in suçlamalarını gölgede bırakacak şekilde bir gündem değiştirme hamlesi olduğunu düşünüyorum. Peker ile başlayan suçlamaları ve iktidara yönelik saldırıyı, her zaman olduğu gibi takiyye ile farklı düşmanlar yaratarak karşı saldırıya dönüştürmek istiyor.

GÖZLEM – Erdoğan’ın bu açıklamaları muhalefet kanadından büyük tepki görürken, “Muğla Fethiye’de bir Din Kültürü öğretmeninin silahla fotoğrafını paylaşarak; ‘Biz de senin emrindeyiz Aga. 600 Metreden nokta atışı’ tivitini attığı” haberi medyada yer aldı. Allah göstermesin böyle bir manyak Meral Hanım başta muhalefet liderlerine veya eşlerine, çocuklarına, kardeşlerine saldırırsa ne olacak?

K – Cumhurbaşkanı Erdoğan devletin bütün yasama, yürütme ve kısmen de olsa yargı yetkilerini elinde toplamış durumda. Devletinin ve milletinin koruyucusu konumunda olması gereken Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında “İkizdere yetmedi, Çayeli’ne gitti. Orada da gereğini yaptılar. Trabzon’da da hiç meydana çıkamadan uçağa geçip Ankara’ya döndün. Bu daha bir. Daha neler olacak neler! Bunlar daha iyi günler” diyerek ülkenin bir muhalefet liderini tehdit etmesi ve hedefe koyması, kamu düzenini, devleti temelinden sarsacak, siyaseti aşıp cezai yaptırımları olacak bir yaklaşım. Bu çok ciddi bir tehdit. Erdoğan aslında “Akşener’in kaçtığını, kaçmasaydı başına saldırılardan daha fazlasının geleceğini” ifade ediyor. “Kaçmasaydın başına neler gelecekti” demek istiyor. Ne gelecekti? Buna en güzel karşılık CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın “Ne yapacaksın, hepsini öldürtecek misin?” yanıtıyla geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da her zamanki soğukkanlılığıyla bu tehdidi “Geç bunları, sandığı getir andığı. Hemen seçim” diyerek fırsata çevirdi. Akşener’in “Endişeye mahal yok. Türkiye iyi olacak” yanıtı ise hem kendisine artı puan kazandırdı, hem de huzurlu bir Türkiye isteyenler için bir “rahatlama” hali yarattı.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ana Muhalefet” Partisi CHP’yi de “Şu anda CHP Genel Merkezi tecavüzcülerin, onları koruyanların işgali altındadır. Şu anda CHP Genel Merkezi hırsızların, onları koruyanların işgali altındadır. Şu anda CHP Genel Merkezi terör örgütlerinin siyasi uzantılarının ve teröristleri koruyanların işgali altındadır. Şu anda CHP Genel Merkezi milletimizin değerlerine savaş açmış marjinallerin ve onları koruyanların işgali altındadır. Şu anda CHP Genel Merkezi suç örgütlerine payandalık ve piyonluk yapanların işgali altındadır. Millet İttifakı adı altında CHP yönetimiyle yol yürüyen herkes de bu utanç tablosunun ortağıdır” diye suçladı. Ne diyorsunuz?

K – Bu artık iktidarın sıradanlaşan “takiyye” yönteminin bir uzantısı. Kendinize yöneltilen suçlamaları karşınızdakine yöneltmek ve daha fazla ses çıkartmak. Bir defa tecavüzcüyü, hırsızı, teröristi, marjinalleri veya suç örgütlerini koruyabilmek için yargının elinizde olması gerekir. Yargı CHP’nin elinde mi? CHP iktidarda mı? Yargı elinde olmayan CHP, haklarında suçlu hükmü verilmiş kişileri nasıl koruyabilir? Ama eğer yargı elinizdeyse o zaman suçluları koruyabilir, kollayabilirsiniz. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ise suçlamalara şöyle yanıt verdi: “Taciz ve tecavüzcü arıyorsan, bunları koruyanı arıyorsan önce kendine bakacaksın. Gebze AKP İlçe Başkanlığı’na gideceksin, sonra Mersin Toroslar İlçe Başkanlığı’na gideceksin, sonra da İzmir’e rotayı kırıp Kemalpaşa İlçe Başkanlığı’na gideceksin ve orada taciz ve tecavüzcülerin siyasi partilerin teşkilatlarında nasıl konuşlandığını göreceksin. CHP’de uyuşturucu yok ama Erdoğan bir kokainci arıyorsa hiç uzağa gitmeyecek AKP genel merkezine gidecek, orada pudra şekeri çeken çocuğa soracak: ‘Bunu nereden buldun?’ Erdoğan mafyayla ilişki arıyorsa nereye bakacak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Kabinesi’ne bakacak, başka yere bakmasına gerek yok.”

GÖZLEM – Organize suç örgütü elebaşısı Sedat Peker’in videolarıyla ilgili gelişmeler konusunda görüşünüz?

K – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçen hafta başında Meclis’te İçişleri Bakanı Soylu’ya tam anlamıyla sahip çıktı. Bahçeli “Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı’nın boynuna tasma geçiremeyecek, buna da hiçbir alçağın gücü ve nefesi yetmeyecektir… İçişleri Bakanı’nın yalnız olmadığını özellikle ve önemle ifade ediyorum” dedi. Bahçeli eski Başbakan Binali Yıldırım’ı da “Yıldırım’ı evladıyla birlikte töhmet altında bırakmak, uyuşturucu ticaretiyle ilişkilendirmek tek kelimeyle müfteriliktir” diyerek korudu. Ancak bana göre hayati olan Bahçeli’nin konuşmasının sonundaki cümleydi: “Bu meselede tarafsız kalmak, Türkiye’ye kastetmek için kullanılan çevrelere destek vermektir”. Bu cümleyi iki defa okumak gerekir. Bana göre Bahçeli “bu meselede tarafsız kalmak” diyerek Sedat Peker’in iddiaları gündeme geldiğinden beri sessiz kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göndermede bulundu. Cumhurbaşkanı da Bahçeli’nin Salı günkü konuşmasından sonra, uzun süreli sessizliğinin ardından Meclis’te bu konuya girdi. Soylu için “İçişleri Bakanımızın yanında olduk, yanındayız ve yanında olacağız” dedi. Yıldırım’ı da “Şimdiye kadar nasıl şahsımız, partimiz ve çalışma arkadaşlarımız üzerinden ülkemize yönelik hiçbir saldırıya eyvallah demediysek bu tezgâhı da bozacağız” diye savundu. Dikkat ederseniz Erdoğan’ın Soylu ve Yıldırım’ı savunma perdesi Bahçeli’ye göre çok düşük. Bana göre bu tablo şunu ortaya koyuyor. Birincisi Erdoğan açısından en önemli husus iktidarının dolayısıyla Cumhur İttifakı’nın bekası. Bahçeli’nin Soylu’ya (ve Yıldırım’a) böyle sahip çıktığını görünce paralel bir adım atmak zorunda kaldı. İkincisi, burada “benim mafyam-senin mafyan” gibi bir durumun ortaya çıktığı anlaşılıyor. Erdoğan ve Bahçeli Alaattin Çakıcı’ya sahip çıkıyorlar. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Seni bakla kazığı ile tanıştırırım” şeklinde tehdit etmesine ilişkin 6 aydan 2 yıla kadar hafif bir hapis cezası istedi. Çakıcı bu ifadesini “Amacım ‘Seni devlete şikayet ederim’dir. Adalet anlamında kullandım” diye savundu. Bu konu geçiştirilecek gibi gözüküyor. Çakıcı’ya karşı Sedat Peker’in gözden çıkarıldığı ve Peker’in “video yayınlarına” bu sebeple başladığı anlaşılıyor. Üçüncüsü, Sedat Peker’in Binali Yıldırım’ın oğlu ve uyuşturucu ticareti ile ilgili iddialarının da iktidar açısından çok ciddi bir kaygı unsuru haline geldiği anlaşılıyor.

GÖZLEM – Niçin bu konunun iktidar açısından çok ciddi bir kaygı unsuru haline geldiğini neye dayanarak söylüyorsunuz?

K – Çünkü iddialara ilişkin çok ciddi ayrıntılar var ve bunların araştırıldığına, bu konuda bir şey yapıldığına dair kamuoyuna yansıyan bir bilgi yok. Sözcü’den Yılmaz Özdil’in “Venezuela” başlıklı köşe yazısında bu ayrıntılara yer verildi. Bu iddiaların hepsinin araştırılması ve bunun için de en başta Kolombiya ve Venezuela ile ilişkiye geçilmesi lazım. Ancak henüz böyle bir adım atıldığına dair bir gösterge yok. Erkam Yıldırım’ın Venezuela’da çekilmiş fotoğrafları ortaya çıkınca Binali Yıldırım oğlunu “Oğlum Venezuela’ya gitti ama covidle mücadele kapsamında Venezuela’daki ihtiyaç sahiplerine test kiti, maske götürüp dağıtmak için gitti, ziyaret bundan ibarettir” diye savundu. Sonra da gazeteci Cüneyt Özdemir aracılığıyla “oğlunun Venezüella’yı biraz meraktan biraz da iş adamı olarak yeni fırsatlar var mı diye sadece bir kez aralık aynıda ziyaret ettiğini” söyledi.

GÖZLEM – Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin mayıs ayı araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Halkın yüzde 56.5’i “Sedat Peker’in açıklamalarından” haberdar. Araştırmaya katılanların yüzde 22.5’i “Sedat Peker kendi çıkarı için bazı siyasetçilere yönelik gerçek dışı ithamlarda bulunmaktadır”, yüzde 52.6’sı “Peker’in açıklamalarının doğru olduğunu düşünüyorum” diyor, yüzde 24.9’u ise, “Değerlendirme yapacak kadar bilgim yok” dedi. Katılımcıların yüzde 68.9’u “Siyaset – Mafya ilişkisinin eskiden olduğu gibi devam ettiği” görüşüne katıldığını, yüzde 8’i “kısmen katıldığını” söylüyor. “Bu görüşe AKP seçmeninin yüzde 30’u “tamamen”, yüzde 12.8’i “kısmen”, CHP seçmeninin yüzde 83.6’sı, İyi Parti seçmeninin yüzde 84.6’sı, MHP seçmeninin yüzde 51.9’u, HDP seçmeninin de yüzde 86.3’ü de “tamamen” katıldığını söyledi. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

K – Sedat Peker’in iddiaları ile ilgili ne tür işlem yapıldığına ilişkin hâlâ tatmin edici bir bilgi yok. Ortada ciddi olarak araştırılması gereken iddialar var. Öte yandan Soylu’nun iddialara ilişkin açıklamaları şüpheler ve çelişkilerle dolu. 10 bin dolar alan milletvekilinin kimliğini İçişleri Bakanı olduğu halde açıklamıyor. Sedat Peker’in AKP’li Fevzi İşbaşaran’ı AKP’li Metin Külünk’ün talebi üzerine dövdürdüğü iddiası ve Hürriyet’in basılması olayına ilişkin soruşturma açılıp açılmadığını bir İçişleri Bakanı olarak bilmediğini söylüyor. Peker’in korumasının kendisinden önce tahsis edilmiş olduğunu söylemesine karşın niçin kendi döneminde de tahsise devam edildiğini açıklayamıyor. Aynı şekilde Peker hakkında soruşturma talimatını kendisinin verdiğini belirtmesine karşın Peker’in yurtdışına çıkmasını Pasaport Yasası’na göre niye engellemediğine bir açıklama getirmiyor. Örneğin Peker’in şu çok basit iddiasına bile açıkça bir yanıt veremiyor: “Sayın Cumhurbaşkanı hakkında, onun en büyük özelliği, adam tokuşturmayı sever deyip beni Berat Albayrak ile sen düşman etmedin mi? Bana haksızlık yapılıyor demedin mi?” Bu durumlar da konuyu “ilgiyle” takip eden kamuoyu tarafından farkedilmiş olmalı ki, kamuoyu araştırmalarında bahsettiğiniz sonuçlara ulaşıldı. Soylu, bu konuda gerekli çalışmaları başlatıp, somut şekilde delillendirmek ve çürütmek yerine, hafta içinde yaptığı açıklamalarla iktidara üstü kapalı gözdağı verip, AKP içinde ve dışında da çeşitli isimleri hedef gösterdi. Mesela AKP dışından bazı komutanlarla beraber Mehmet Ağar’ı hedef gösterdi. Hemen ardından Ağar’ın sanıkları arasında olduğu 19 kişinin öldürülmesiyle ilgili JİTEM davasında verilen “beraat” kararının 5 Nisan’da bozulduğu ve davanın yeniden görüleceği ortaya çıktı. AKP içinden ise dolaylı olarak kendisinden önce içişleri bakanlığı yapan Efkan Ala, Muammer Demir ile kendi döneminde soruşturmaları savsakladığını iddia ettiği Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ü suçladı. (Oysa savcılıklardan Ankara’ya gönderilen bilgi notlarında “savcılık taleplerinin içişlerine bağlı kolluk kuvvetlerince 12-18 ay bekletildiği” ifadeleri yer alıyor.) Sedat Peker’in söylediklerini doğru bulan yani “Siyaset-mafya ilişkisinin devam ettiğini düşünen” AKP’lilerin oranının yüzde 50’lere varması da Soylu’nun parti içinde ve tabanında pek de sahiplenilmediğini ve parti içinde etkili olan önemli bir kitleyi karşısına aldığını gösteriyor. AKP’li kadrolarda bile ilginç bir sessizlik ve öz eleştiri havası hâkim.

GÖZLEM – Düzce Akçakoca Müftüsü, Cuma Namazı konuşmasında “Filistin olayları ve Yahudiler” konusuna değinerek Selanik göçmenlerini hedefe koydu ve “Yüzde 90’ı Selanik göçmeni ve Sabetayist. Ne demek Sabetayist? Müslümanlığa girmiş gözüken Yahudiler. Aslında Müslüman değil” dedi. Dahası “Sabetayistlerle ilişkilendirerek” sözü Gezi olaylarına getirip “Bunlar dünyanın neresinde olursa, şu an ses çıkarmadıklarına bakmayın, İstanbul’da gezi olaylarında otellerinde insanları barındıran kimdi? Gene Yahudiler idi. Şu an bir şirketin bir takımın başkanı. Bunlar gücü, kuvveti eline geçirdiği zaman size de aynısını yaparlar” diyerek, Fenerbahçe Başkanı, iş insanı Ali Koç’u hedefe koydu. Ne diyorsunuz?

K – Her hafta görmeye artık maalesef alıştığımız bu ve benzeri aşırı dinci yaklaşımları, iktidarın çizdiği ve yürüttüğü kutuplaşma politikasının tabandaki tezahürü olarak görüyorum. Müftünün, ismini vermemekle birlikte esas olarak Atatürk’ü hedef aldığı aşikâr. Ancak tabii oraya açıkça saldıramadığı için, yine ismini vermemekle beraber tarifini daha açık yaptığı Atatürkçülüğüyle de bilinen Ali Koç’u hedeflediği anlaşılıyor. Bu, gerektiğinden fazla önem verilmemesi, ciddiye alınmaması gereken, bu yönetim varolduğu sürece dönem dönem örneklerini görmeye devam edeceğimiz bir durum.

GÖZLEM – Beklendiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı bu müftü hakkında soruşturma açtı ve görevden aldı. Ama “sonu alınmayan” soruşturmalardan ve “geçici görevden alınmalardan” daha önemli bir soru var. “Camilere bu çarpık siyasi konuşmaları sokan bu kafadaki insanlar” nasıl “Müftü” yapılıyor? Görüşünüz?

K – Sorunuzda ifade ettiğiniz gibi, görevden alınmış olsa da ileride nerede, nasıl karşımıza çıkacak? Hangi göreve terfi ettirilecek? Bu yapı, siyasi iktidarın genel çerçevesini çizdiği ama hiç şüphesiz din ile ilgili konularda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülen bir politikanın sonucunda ortaya çıkıyor. Bugünkü Diyanet İşleri Başkanı’nın görev süresince karşılaştığımız, kamuoyuna malum olan Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı uygulamaları ve ifadeleri dikkate alındığında, kendisiyle aynı zihniyette ama daha direkt olan bu tür müftülerle sık sık karşılaşılmak zorunda kalınacağını söylemek maalesef büyük bir tahmin yeteneği gerektirmiyor.