Yekta Güngör ÖZDEN
Haksızlık
Tarih : 2012.02.17  15:40:38

Dilimizde değişik anlamlarda kullanılan "hak" sözcüğünün büyük harfle yazılanı, Tanrı adlarından biri olan "HAK", öbürü de sık sık söylenen, savunulan ve karşı çıkılan "kendimize ilişkin, kendimizin olan değerler, edinimler, kazanımlar, yarar, doğru, gerçek, adalet, hukuka uygunluk"tur. Olumlu anlamı böyle olan "hak" sözcüğünün bir olay, bir durumla gündeme gelen kimsenin uğradığı olumsuzluk nedeniyle "haketmişti" sözündeki tersine kullanılışına da sık rastlanmaktadır. Toplum yaşamında karşı çıkılan kimi olumsuz duruma ilişkin kanı, yargı, değerlendirme de "Haksızlık etmek" deyişiyle açıklanır.

Kanımızca haksızlık yarası en büyük, en derin, en onulmaz yaradır. Bunun başında da adaletsizlik gelir. Birine hakkı, yaraşır olanı vermemek, hakkına karşı çıkmak, hakkını almasını önlemek-engellemek "hak yemek" olarak nitelendirilir. Hukukta "hak" sözcüğünün büyük yeri vardır. "Hak arama özgürlüğü" yaşam hakkından sonra önem verilen temel haktır. Ne var ki özellikle son yıllarda bu konularda giderek artan yanlışlıklar, direnilen yandaşlıklar, hastalık ve ölümle biten kötülükler, hukuk tanımazlıklar yaşanmaktadır.

İnancımız odur ki en büyük haksızlık ülkemize, ulusumuza, devletimize, kendi kendimize yapılmaktadır. Yurdu kurtaran, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü, haklarımızı kullanmamızı sağlayan, toplumumuzu çağdaşlığın aydınlığına kavuşturan, temeli düşünceleriyle oluşturduğu Türk devrimi ile bize renkli ufuklar açan Mustafa Kemal Atatürk'e en büyük haksızlık yapılmaktadır. Yaptıkları yıkılmak istenmekte, ilkeleri ve kişiliği yalanlarla, iftiralarla karartılıp kötülenmektedir. İnançlı olduğunu söyleyen sözde dindarlar bu sapkınlığın öncülüğünü yapmakta, tertemiz inançla asla bağdaşmayan çirkinlik dindarlıkla savunulmaktadır. Büyük Söylevi'ni çöpe atma ahlaksızlık ve alçaklığı bunun son örneklerinden biridir. "Ulema"cı siyasal softaların neden olduğu kötülükler, haksızlıklar çoktur. Haksızlığın küçüğü, büyüğü olmaz. Haksızlık, haksızlıktır.

Eğitimsizlikten, ekonomik sorunlardan, batıl inançlardan, aşiret, cemaat, tarikat ilişkilerinden kaynaklanan karşıtlıklar, saldırılar, yetersizlikler, doyumsuzluklar da değişik anlaşmazlıklar adıyla yargı organlarının çözümlemeye çalıştığı sorunları oluşturmaktadır.

Çağdaş toplumlarda kişisel-bireysel ilişkilerin anlayışlı, barışçıl bir ortamda, insanlık değerlerine saygı gösterilerek sürdürülmesi gerçeğine karşın geri kalmış toplumlarda "kan davası"na dönüşen karşıtlıklar yaşanmakta, daha nice olumsuz durumlar her gün gazete sayfalarına yansımaktadır. Devlete ve devlet görevlilerine yönelen saldırılar, topluma çektirilen haksızlıkların en büyüklerindendir.

Adalet ve hak duygusunu yıkan durumların başında hukuka aykırılıklar, eşitlik ve uygunluk tanımayan işlem ve eylemler gelmektedir. Bir örnek; önceki Genelkurmay Başkanları'ndan Yaşar Büyükanıt, Şemdinli sanıklarından bir astsubay için "İyi çocuktur" deyince kıyamet koparıldı, adalete etki suçlamasıyla yer yerinden oynadı. Son günlerde MİT yetkilileriyle ilgili bir soruşturmada daha sanık mı, tanık mı olduğu belirtilmeyen durumu, soruşturmanın nedeni ancak verecekleri ifadeler(anlatımlar) ile saptanacak olan kişilerin Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından çağrılması üzerine neler söylendi. Özellikle başta Dışişleri Bakanı, Başbakan yardımcıları, kimi iktidar sözcüleri yanında Cumhurbaşkanı'nın konuyla ilgili sözleri adaleti etkilemek değil miydi? ( Türk Ceza Yasası mad. 288'e aykırılık) Çağrılan kimsenin eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığını savcıdan önce belirlemek yetkisi siyasetçilerin mi? Çağrılanın anlatımlarını değerlendirip hukuksal gerekleri yerine getirmek kimin hakkı? İktidarın buyruğuyla PKK ilişkileri kurulup medyaya yansıyan sakıncalı tutumlar, ödünler, oluşumlar nedir? Kendilerine dokunacağını anlayan iktidar yetkilileri hemen yasalarla oynayıp buyruklarıyla davranan sorumluyu kurtarmaya, gerçeklerin ortaya çıkmasını önlemeye çalıştılar. Milletvekillerinden, Genelkurmay Başkanı'ndan, başsavcılardan esirgediklerini, MİT'çiler için göze aldılar. Hukuk, hukuk olmaktan çıktı, siyasete araç oldu.

Bir kişiye karşı yapılan haksızlık topluma karşı yapılmış demektir. Tutarsızlar, kendilerine karşı yapılan haksızlığın yakınmasını unutup başkasına haksızlık yapmaktan çekinmeyenlerdir.

Başka neler oluyor? Dinsel yönetimlerle, Anayasalarında "şeriatla yönetim" yazan kimi ülkelerle imzalanan anlaşmalarda spor ne ise de eğitim ve diploma denkliğinin, üniversitelerde ders vermenin, kültürel hafta etkinliklerinin yer alması düşündürücü. Türkiye'nin İran, Pakistan, Lübnan, Mısır, Suudi Arabistan'dan, petrolden başka alacağı ne olabilir ki? İmzalanıp Meclis'in onayına sunulan belgeler bizi nerelere taşıyacak? Yöneliş dinsel ağırlıklı yönetime. "Dindar gençlik-nesil yetiştirmek" seçmenlerin desteğini almanın yöntemlerinden biri oluyor.

246 kez okundu
Yazarın Diğer Yazıları