
Yunan alfabesinin 5. Harfi olan Epsilon aynı zamanda ince “e” sesinin de sempolüdür. Avrupa parasına sembol aranırken Epsilon şeklinin kullanılmasına karar verilmiştir. Bugün Avra'nın (veya Euro) işareti de böylece ortaya çıkmıştır.
Yunanlıların düşünce ve felsefesini, Roma'nın ihtişam ve gücünü kendinde birleştiren ve Avrupa medeniyetinin esası kabul eden Avrupalılar, adeta “romantik bir tutuku” ile genellikle eski Yunandan birşeyler kullanmaya gayret ederler. Bu tutukunun siyasi bir yönü de mevcuttur. Yunanistanı daima kollamak ve arka çıkmak gibi. Yunan bağımsızlık savaşı 1821'de başlamış ve 1832'ye kadar sürmüştür. Başta Rus Çarlığı, Ingiltere ve Fransa imparatorlukları, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı Yunanlılara destek vermiş ve Yunan safhında savaşmışlardır. Ondan sonraki Yunan genişlemeleri de (9 defa) hep Avrupalıların desteği ve yardımı ile olmuştur.
Yunanlılar AB’ye girmiş ve sonra da çeşitli politik oyun ve “tutulmayan sözler” vererek, Kıbrıs Güney Rum Kesimi'nin de AB’ye girmesini sağlamışlardır. Böylece kendi “megala idea”larına (Büyük Hayal) adım, adım yaklaştıklarını varsaymışlardır. Her iki taraf da, Avrupa fonlarından olabileceğince yararlanmış ve çok fazla çalışmadan, hızla zenginleşmiş ve müreffeh bir hayat seviyesine ulaşmışlardır.
Yunanlılar aşırı paranın ve rahatın verdiği rehavet ve güvenle, gelen fonları yalnış kullanmış, hesapları doğru tutamamış, “AB nasılsa arkamızda” güvencesi ile dengeli bir ekonomi yürütememişlerdir. Kişisel olarak da hızla lüks hayata adapte olmuş, köylerden şehirlere büyük bir akım gerçekleşmiştir. Yunan halkı son model arabalara rağbet gibi bir modaya kapılmışlardır.
Bugün Yunanlıların hayatı tam anlamı ile tepe takla olmuştur. Zengin kesim ve üst yönetici ve politikacı hariç, halkın büyük bir çoğunluğu “alıştığı hayatı kaybetme ve hızla kemer sıkma” durumları ile karşı karşıyadır. Büyük bir şok ve depresyon içinde bulunmaktadır. Bu yeni durumu hazmedemeyen halk, kusuru, aç gözlü politikacılarda ve yalancı saydıkları medya gruplarında bulmakta ve içine düştükleri “adeta şuursuz bir öfke” ile devlet dairelerini, kamu mallarını, bankaları, gazete binalarını taşa tutmakta ve tahrip etmektedirler. Öfkelerinde pek haksız da sayılmazlar, mesela maaşı 1700 avro olan bir memur bu günlerde ancak 1200 avro alabilmektedir. Çok yakın bir gelecekte bundan da 500 avro kesilecektir. Kişiler ailelerini ve kendilerini nasıl geçindireceklerini bilememekte ve bu düşüş sebebi “ümitlerini” kaybetmektedirler.
Avrupa kredi kurumlarının verdiği “güvenilirlik notlarına” bakılırsa ,Yunanistan en az 5 derece gerilemiş durumdadır. Ekonomisi iflasın eşiğine gelmiştir. (Garip bir tesadüf: Epsilon matematiksel anlam olarak sıfıra en yakın rakkam anlamına gelmektedir. Sıfır değildir ama sıfıra en yakın durumdur) Diğer taraftan AB’nin Yunanistana kurtarma parası vermek için koştuğu şartlar çok ağırdır. Mutlak surette AB yetkililerinin ve müfettişlerinin Yunan harcamalarını izlemesi koşulu konmuştur. İlaveten, Yunan hükümet ve halkından da yapacakları tüm kısıtlama ve tedbirler hakkında yazılı taahüt vermeleri istenmektedir. Kısacası, Acımasız Kapitalizm hakiki yüzünü göstermeye başlamıştır. Bütün o tarihi hayranlığa ve Yunan Medeniyetine yağdırılan övgülere karşın dayatılan bu acı reçeteler, hem Yunanlılara ağır gelmekte ve hem de onların milli gururunu zedelemektedir. Ne var ki, gerek Merkel ve gerekse Sarkozy geri adım atmak niyetinde değiller. Mutlak surette kontrol mekanizmasında söz sahibi olmak istemektedirler. Avrupa, eski “sömürgeci” kimliğine tekrar bürünmeye başlamıştır. “Sömürge valisi” tayin etmek huyundan da vazgeçmemiştir.
Bugün yeniden köylerine ve kasabalarına dönmeye başlayan Yunanlılar, kendilerini ayakta tutabilme yolları bulmaya ve ülkelerinde ki tabii kaynak ve zenginliklere dayanarak yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadırlar. Geleneksel dayanışma ve komşuluk bağları ve takas ekonomisi ile yeni bir düzen kurarak krizi atlatmaya çalışmaktadırlar.
Böyle zamanlarda komşuya yardım etmek gerekmektedir. Eğer, Türkiye her hangi bir şekilde yardımcı olabilirse, Avrupanın tutumundan farklı olarak bunu yapmalı ve bizim kültürümüze göre “komşu açken, bizim tok yatmayacağımızı” samimi bir yaklaşımla anlatarak, yardım elini uzatmalıyız





.jpg)































